Tanzimat"tan Günümüze İstanbul"un Meşhûr Hâfızları (1839-1950)

00:0029/05/1999, Cumartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Dücane Cündioğlu

Bundan bir asır evvelki hâfızı bugün tanıyan yok. Ondan bahseden bir kitap da yok! Derin bir yokluk, keskin bir sükûtun pençesine düşen zihin ve kalem, durmaktan ve kırılmaktan başka ne yapabilir?'' ? "Yurdumuzda hâfızlık mesleği kadar yüzüstü bırakılmış başka bir meslek, belki gösterilemez. Tarihi yazılmamış, istatistiği yapılmamış ve belli başlı erkânı belirtilmemiş hiçbir meslek hemen hemen kalmadığı halde, hâfızlık denilen ve bu cemiyetin mânâ ve madde alanlarında temiz, sağlam ve aydın yürümesini

Bundan bir asır evvelki hâfızı bugün tanıyan yok. Ondan bahseden bir kitap da yok! Derin bir yokluk, keskin bir sükûtun pençesine düşen zihin ve kalem, durmaktan ve kırılmaktan başka ne yapabilir?'' ? "Yurdumuzda hâfızlık mesleği kadar yüzüstü bırakılmış başka bir meslek, belki gösterilemez. Tarihi yazılmamış, istatistiği yapılmamış ve belli başlı erkânı belirtilmemiş hiçbir meslek hemen hemen kalmadığı halde, hâfızlık denilen ve bu cemiyetin mânâ ve madde alanlarında temiz, sağlam ve aydın yürümesini sağlayan nûrlu ve feyizli yollardan biri olan meslek erbâbına dâir kimsenin zihni harekete geçmemiş, kimsenin kalemi oynamamıştır."

Son birbuçuk asırlık ilim ve irfan tarihimiz gözönüne alındığında, rahmetli Hâfız Ali Rıza Sağman (1888-1965) tarafından 1950''de seslendirilen bu şikâyetin, hem o gün, hem de bugün itibariyle apaçık bir hakikatin ifadesi olduğundan kuşku duyulamaz sanıyoruz. Çünkü bugün elimizde, –Hâfız Sâmi, Hâfız Burhan, Hâfız Sadettin Kaynak, Hâfız Kemâl, vb. mûsikîyle meşgul olup plak doldurmuş birkaç isim dışında ve münferid bazı bilgilere tesadüf etmenin mümkün olduğu mûsikî antolojileri/ansiklopedileri ile dergi sayfaları arasında kaybolmuş birkaç makale hariç tutulursa– umûmi olarak hâfızlarımıza ve bâ-husûs hâfızlık geleneğimize dâir bilgi veren monografiler veya biyografik eserler bulunmamaktadır.

? "Bundan bir asır evvelki hâfızı bugün tanıyan yok. Ondan bahseden bir kitap da yok! Derin bir yokluk, keskin bir sükûtun pençesine düşen zihin ve kalem, durmaktan ve kırılmaktan başka ne yapabilir? Kulaksız mevkîine düşen zihin duruyor, dilsiz durumuna giren kalem de elbette susuyor."

Hâfız Ali Rıza Sağman, hâfızlar hakkındaki bu suskunluğun kırılmasına katkıda bulunmak amacıyla, Meşhûr Hâfız Sâmi Merhûm (İstanbul, 1947) ile Hz. Kur''an Radyoda Okunabilir mi? (İstanbul, 1950) adlı eserlerini yayımlamış ve fakat bu adımlar kâfi gelmemiş olacak ki bu eksikliği telafi etmek maksadıyla kendisi, bu sefer 1950 Eylülü''nde XIX. ve XX. Asırlarda İstanbul''un Meşhûr Hâfızları (1839-1950) adlı geniş çaplı bibliyografik bir eser daha yazmaya başlamıştır. Kaynakları, –kendi ifadesiyle– şifahî rivayetler ile şahsî müşahedeler olan bu kıymetli eserin tamamlanması, ne yazık ki mümkün olmamış ve yazılan bölümler de müteferrik bir sûrette yarım yüzyıldır şahsî metrûkâtı içerisinde saklı kalmıştır.

Merhûm Sağman, bu eserin yazımında ilk önce kısmen kronolojik bir yol takip etmiş ve ilk müsveddelerini de bu sûrette yazmış, ancak müsveddelerini tebyiz etmeye başlayıp eserini yayımlanacak duruma getirmek istediğinde, bu yolu terkedip hâfızların terceme-i hâllerini alfabetik sırayla yazmaya başlamıştır. Elyazması müsveddelerde birçok hâfızın isminin altına birşey yazılmamış olması, kimi yerlerde dipnot numaraları konulduğu halde bilgi verilmemesi, şahıs isimlerinin ve tarih kayıtlarının yeri, içi sonradan doldurulmak üzere boş bırakılması, yazılan bazı terceme-i hallerin ise üzerlerinin çizilmesi, vb. husûsların yanısıra, yayımlanmaya hazır hale getirilmek istenen ikinci müsveddenin de ''H'' harfinde kalması, ne yazık ki bizler için büyük bir kayıp olmuştur.

Eldeki yazmalar hakkında şimdilik şu bilgileri verebiliriz:

1) Eldeki ilk müsvedde tomarının sayfa numaraları şöyledir: 7-17, 23, 28-32, 43-54 (50 iki defa), 56, 60-78, 82-90, 93-104. Sayfalar, uzunlamasına ortadan kesilmiş bir dosya kağıdı büyüklüğündedir. Bu müsvedde tomarı –atlamalar haricinde– 70 sayfa kadar tutuyorsa da sonlara doğru yazılar iyice seyrekleşmiş, sayfaların bir kısmında da sadece hâfızların isimleri yazılıp gerisi boş bırakılmıştır. Metnin başı eksik olduğundan, giriş mahiyetinde bir bilgi verilmemekte, ilk sayfa (sh. 7), Fındık Hâfız ile başlamaktadır. Üsküdarlı Hoca Sabri''nin terceme-i hâline başlandığı sayfada (sh. 13) bir münasebetle 24 Eylül 1950 tarihi düşülmüştür. Hâfızların terceme-i hallerinin yazımında kısmen kronolojik bir sıra takip edilmiştir. Son sayfanın (sh. 104) altında şöyle bir not vardır:

? "Biz şimdilik böyle ve bu çeşit bir eser yazarak bu çığırı açalım. Ömrümüz var, Allah da nasib eder ise, daha iyisini biz yazarız, yahut başkaları daha mükemmelini yazarlar. Elverir ki çığır açılmış olsun!"

2) Yayınlanmak üzere hazırlanan ve daha düzenli bir sûrette kaleme alınan ikinci tomar ise, tam bir dosya kağıdı büyüklüğünde 70 sayfadan oluşmakta olup hâfızların terceme-i halleri alfabetik sırayla verilmiştir (iki adet 19. sayfa vardır). Metin boyunca ''6'' harf yazılabilmiş ve eldeki tomar ''H'' harfiyle son bulmuştur (a-b-c-e-f-h). Diğer tomarda terceme-i hâli zikredilen bazı hâfızlar hakkında burada daha geniş bilgiler verilmiştir. Başında 22 Eylül 1950 tarihi bulunan Önsözler''in sonunda 22 Kasım 1950 tarihi vardır. Hâfız Kimdir?, Hâfız Bey Okuyuşu-Hâfız Efendi Okuyuşu adlı ara bölümlerden sonra 23 Kasım 1950 tarihli bir Başlangıç bölümü gelmekte ve hepsinden önemlisi bu bölümde, terceme-i hâlleri yazılması düşünülen hâfızların isimleri beş tabaka halinde sıralanmaktadır (sh. 1-18). Son sayfalarda herhangibir tarih kaydı bulunmamakla birlikte 45. sayfanın sonunda 28 Kasım 1950 tarihi vardır.

Verilen bu bilgilerden da anlaşılacağı üzere, merhûm Sağman eseri yazmaya başladığında önce kronolojik, daha sonra da alfabetik sırayı gözetmiş, ancak her iki teşebbüsünde de eserin tamamlanmış bir nüshasını ortaya çıkarması kısmet olmamıştır. Kendisi, kaynaklarının şifahî rivayetler ile şahsî müşahedeler olduğunu söylüyorsa da bazı hâfızların ya kendilerinden, ya da onların talebelerinden yazılı bilgiler almayı ihmal etmemiş ve eserinin her bakımdan mükemmel olmasını temin etmek için elinden geleni yapmaya çalışmıştır. İlk tabakada 4, ikinci tabakada 16, üçüncü tabakada 8, dördüncü tabakada 13, beşinci tabakada 11 hâfızın adını zikreden müellif, bu listeye göre toplam 52 hâfızın terceme-i hâlini yazmak üzere yola çıkmışsa da gerek metinde, gerekse dipnotlarda bu liste dışında kalan başka hâfızlar hakkında da bilgi vermiş ve eserde doğrudan olmasa bile dolaylı olarak adı geçen hâfızların sayısı, bu listede zikredilenlerin üstüne çıkmıştır. Velhâsıl, Başlangıç''taki listeyle birebir mütekabiliyet arzetmemekle birlikte bu listenin büyük ölçüde tamamlandığını; Birinci Tabaka''da 4, İkinci Tabaka''da 16, Üçüncü Tabaka''da 10, Dördüncü Tabaka''da 20, Beşinci Tabaka''da 7 hâfızın olmak üzere 57 hâfızın terceme-i hâlinin biraraya getirilmiş olduğunu ve en nihayet ait oldukları tabaka''yı henüz tayin edemediğimiz bazı kısa terceme-i hâllerin yanısıra, bilvesile zikredilen hâfızların da hesaba katılmasıyla mevcut sayının 100''e yaklaştığını kemâl-i memnûniyetle ifade edebiliriz.

Kur''an kurslarının kapatılarak hâfızlık geleneğimizin yok edilmek istendiği bu günlerde Kur''an''a emek sarfeden kurrâlarımızın vazifesi çok büyük... Ey Kur''an''ı hâfızalarında saklayan o mübarek insanlar! Yeter ki bir adım atın, inanın bizler sizleri sırtımızda taşımaya hazırız.