
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın görev süresi önümüzdeki günlerde dolarken, para politikasına yön veren PPK üyelerinin büyük bölümü için de durum benzer. Dolayısıyla, TCMB'nin yeni dönemine dair söylemler bir süredir yayıla yayıla sınır dışına dahi taşmış durumda: Yeni Başkan kim olacak? PPK nasıl bir kadrodan oluşacak?
Magazin boyutuna meraklılardan spekülasyon sevenlere kadar bolca kesimce tartışılan bu konu, esasında kallavi bir ciddiyete sahip. Zira çok açık belirtmek gerekir ki; TCMB gibi kritik bir kuruma yapılan
. Dolayısıyla, bu sorumluluğun yükünü tartarken de, ancak
ıkıldığı takdirde
Ve açıkçası insan, profesyonel bir meritokrasi yaklaşımı gerektiren bu konunun, alakalı alakasız dillere düştüğünü görünce, yazmadan edemiyor. Zira Merkez Bankası yönetimi gibi
çatışmalarla
Nedenini nasılını anlatmaya çalışayım.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından göreve getirilen mevcut kadronun iyi işler çıkardığını kimse inkâr edemez. Küresel kriz sonrasında dünyanın takdirini toplayan uygulamalara imza atan ekip, alışılagelmemiş formüllerle faizlerin düşmesinde önemli bir rol oynadı. Bununla birlikte,
, son yıllarda ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Daha önce çeşitli kereler işlediğim bu konuya yeniden girmeyeceğim ancak bu yaşanmışlıktan hareketle, birkaç hususun altını çizeceğim.
Evvela, bu yaşanmışlığın yeni döneme dair seçimi etkilemesinde muhtemel bir faktörün “farklı bir Merkez Bankacılığı arayışı” olacağı gibi bir hissikablelvuku ile başlayayım. Nedeni nedir? Faizlerin yüksek olduğu ortam, yatırımların canlanması ve büyümenin hızlanması için uygun değildir. Şimdi burada tespite diyecek bir şey yok ve hepimizin arzusu da zaten düşük faizli bir ekonomi… Bununla birlikte, ilgili tartışmayı yaparken elimizdeki tek değişken faiz değil. Ve hatta faiz, tek yönlü işleyen bir unsur değil. Bu bağlamda özet olarak, TCMB'ye biçilmiş birincil görev olan fiyat istikrarının altını çizip,
önemle
. Varmak istediğim nokta ise, enflasyona dair hedefin odakta kalması ve Türkiye gibi gelişmekte olan hassas bir ekonomide, güçlü bir kur kanalının da var olduğunun unutulmaması gerekliliği.
Tabii burada faiz tartışmasıyla da gündeme gelen bir trade-off önümüze çıkıyor: Enflasyon istenen seviyeye gelene kadar, ekstra büyümeden mahrum kalmaya değer mi? Ülkenin refahını artırma görevi üstlenen siyasi bakış açısı ile Merkez'in çeliştiği mesele, tam da bu noktada yatıyor.
Buradan hareketle ise, çeşitli sorular sormak mümkün: Enflasyon hedefi daha yüksek seviyelere konuşlandırılabilir mi? Ya da fiyat istikrarının yanı sıra büyümeyi de misyon edinen bir Merkez Bankası olabilir mi? Risklerine binaen cevaplanması zor sorular bunlar. Nedenini, geçen yıl
Bununla birlikte, o gün verdiğim mesajı yineleyeyim: Hassasiyetlerin parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini zedeleyebildiği bir ortamda Merkez Bankası'nın, enflasyon hedefiyle çelişmeyecek şekilde, büyümeye ancak “dolaylı olarak” çeşitli regülasyonlarla destek vermesinin yolları aranabilir.
Tüm bu gerçekler ve ihtimaller ise, ancak ve ancak iyi bir iletişim ve istişare dâhilinde etkin bir hal alabilir. Pek çok ülkede görüldüğü üzere; bir merkez bankasının, hükümete, Cumhurbaşkanı'na bilgi vermesi ve onlarla karşılıklı beslenmesi,
için isim seçimleri,
. Zira burada esas olan, “en temeldeki kurum itibarını zedelemeden” yeni bir döneme giriş yapmak ve iletişimi bunun üzerine inşa etmektir.
Peki, nedir bir Merkez Bankası'nı itibarlı kılan? Bu bağlamda çeşitli unsurların başında enflasyon performansı gelir ancak bu sadece mevcut gidişatı değil, geleceğe dair beklentileri de içerir. Nitekim beklentilerin başarılı bir şekilde çıpalanması, enflasyon ve ekonomiye dair daha sağlıklı bir yolda ilerlenmesi fırsatını sunar. Keza enflasyon beklentileri, uzun vadeli faizleri de şekillendirir. Konunun önemine binaen; enflasyon beklentilerinin yönünün, hükümete olan güveni ters orantılı etkilediğine dair görüşleri not etmekte fayda var.
Öte yandan merkezlerin itibarı, sadece bu tür teknik göstergelerle ölçülmüyor. Yönetim kalitesi ve bağımsızlık gibi
özellikle kriz zamanlarında bu etki pekişiyor. Güvenilir bir ekibin sırtındaki kurum kötü günlerde itibar kaybını indirger ya da önlerken, aksi bir durum ise kayıpları abartabiliyor.
Dolayısıyla, her halükarda itibarın ana girdisi, gelip “işin ehli olma” kriterine dayanıyor.
Meramımı ancak bu kısalıkta sınırlayabildiğim bu yazıda demek istediğim şu ki; yeni döneme dair kararlar, süregelen tartışmaların gölgesinde değil, konjonktürü ve gerçekleri göz ardı etmeyen “itibar kriterleri” temelinde verilmelidir. Zira önümüzdeki haftalarda duyacağımız isimlerin itibarı, TCMB gibi bir dev kurumun olduğu kadar, ögesi olduğu Türkiye ekonomisinin itibarının istikbalini de belirleyecektir. Ve unutmayalım ki itibar, zorlu çabalarla inşa edilirken, yıkılması bazen sadece bir yanlışa bakan çok hassas bir değerdir.
Kıssadan hisse babında ise; TCMB sadece bahse konu olan bir örnektir. Bu ülkenin, hele de kritik mevkilerde, "Tam liyakatli yöneticilere ihtiyacı vardır. Sadakat ise esasen, liyakat derecesinin bilincinde ve haddinde hareket edebilmekten de geçer."
ülke için
büyüktür.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.