Azizan"dan ikisine

00:0028/11/2007, Çarşamba
G: 29/08/2019, Perşembe
Hüseyin Hatemi

“Maya nerede?” başlıklı yazım üzerine; iki Aziz''in ayrı ve biribirinden habersiz gönderdikleri ileti içimi sızlattı ve düşündürdü: -İslâm''da kölelik de, cariyelik de, recm de vardır, beğenmek zorundasın, kölelik vs. yok dersen, kızıl kâfir olursun! gaflet, dalâlet, hatta rezâleti ne acılara sebep oluyor!Bu iki kardeşe hitaben bir açık mektup olarak şu düşüncelerimi yazmaya karar verdim, yanlış birşey söylersem, uyarı beklerim:1) Sevgili kardeşler, Allah''ın varlığı akli bir apaçıklıktır. Varlığa

“Maya nerede?” başlıklı yazım üzerine; iki Aziz''in ayrı ve biribirinden habersiz gönderdikleri ileti içimi sızlattı ve düşündürdü: -İslâm''da kölelik de, cariyelik de, recm de vardır, beğenmek zorundasın, kölelik vs. yok dersen, kızıl kâfir olursun! gaflet, dalâlet, hatta rezâleti ne acılara sebep oluyor!

Bu iki kardeşe hitaben bir açık mektup olarak şu düşüncelerimi yazmaya karar verdim, yanlış birşey söylersem, uyarı beklerim:

1) Sevgili kardeşler, Allah''ın varlığı akli bir apaçıklıktır. Varlığa yok! diyen, yine varlığı ikrardan başka birşey yapamaz, çünkü “yok!” diyenin varlığı da varlığa delildir.

2) Bu akli apaçıklıktan sonra, akıl ve gönül işbirliğiyle, Yaradılış''ın bir sevgi tecellisi demek olduğunu kabul ederiz. Allah''ın Vedûd, Rahman, Rahim, Erham-ur-Râhimin olduğunu kabul eden; Allah''ı her türlü kötülük ve eksiklikten tenzih ve onu tesbih eder. Allah Kuddûs ve Sübhan''dır.

3) Böyle olunca, Resûl-i Ekrem''in (S.A.) ve Ehl-i Beyt''inin de kötü isnadlardan tenzih edilmesi gerekir. Bu sevgi; “Fûru''at”dan değil, “iman”ın ta kendisidir.

4) Resûl-i Ekrem (S.A.), Ehl-i Beyt''in dışında değil, başındadır. Yüce Sevgili''nin sevgisinden yalıtılmış bir Ehl-i Beyt sevgisi iddiasının; İslamla ilgisi olamaz. Sevgilinin başını bedeninden ayırmaya kalkışan birisini nasıl olur da “âşık” diye niteleyebiliriz? Ya geri zekâlı, ya deli, ya da habisdir.

5) Ehl-i Beyt; başıyla birlikte bütün bir beden hükmündedir. “Ben başı bedenden ayırıyorum, çünkü sadece başı seviyorum” diyen kimse de ya geri zekâlı, ya deli, ya habis değil midir? Bunu yapmaya kalkışan; Yüce Sevgili''nin torunu, Emir-ul-mü''minin ve Fatıma''nın kızı, Seyyid-uş- Şûheda''nın kardeşi Zeyneb''in dediği gibi, “Kendi başını kesmiş olur!”

6) Kur''an-ı Kerim “habl-i ilâhi” Resûl-i Ekrem (S.A.) İlâhi Sevgi''nin “Vesile”si, O''nunla birlikte bütün Ehl-i Beyt de “urvet-ul-Vuskaa”dır, “Güzel örnek” ve Kur''an-i Nâtık''dır.

7) Sevgi ehli; “ölüm” bilinçsizliğine girmeksizin, Ahmed Yüksel Özemre Ağabey''in “Üsküdar''ın Üç Sırlısı” kitabında nakledilen bir Ârif sözünde söylendiği gibi: “Kabdan kaba taşınır”. (Taşı nûr, toprağı nûr! / Kâmil ölmez, kabdan kaba taşınır). Burada da çok dikkatli olmak gerekir: Bu sözün anlamı “reenkarnasyon” (tekrar bedenlenme, Dünya''ya başka bedende tekrar gelme) değildir. Kabristan bir “beylik anbar” gibidir. Dünya hayatımızda bize verilen beden giysisini oraya teslim ederiz, yoksa orada “kapalı yer korkusu” ile tutsak kalacak değiliz. Mevlânâ''dan “Şeb-i Arûs” neş''esini alalım.

8) Bugün, “Kur''an-i Nâtık”a, dünya gözüyle görülecek şekilde erişip sorularımızı soramıyor, Kur''an-i Kerim yorumunu O''ndan alamıyoruz. Ne var ki Sevgi''ye erişenler; Sevgi rehberliğinde akıllarını da kullanarak, “islam''da şiddet, eşitsizlik, ayırımcılık, recm de vardır” batağına saplanmaktan korunurlar. “İslam''da cümlesi vardır, ne var ki biz bunları vitrine koymak zorunda değiliz, hele bir müşteri içeriye girsin de sonra her türlü artığı kendisine dayatırız” batağına da, “İslâm''da vardır, ne var ki bizim mürşidimiz bunları ayıklamış, İslâm''ı çağa uydurmuştur” batağına da saplanmazlar.

9) Kur''an-ı Kerim dışında her kitaba, bu arada Hadis Külliyatına da bâtıl karışmış olabilir. Ne var ki böyle bir bâtıl rivayet gördüğümüzde bunu ayıklayacak yerde, iki yanlış tutumdan birisini takınmak da akıl kârı değildir. Bu iki yanlış tutumdan birisi şudur: -Hadis de Kur''an gibi “nass” olduğuna göre reddetme hakkın yoktur. Recm Kur''an-ı Kerim''de yoksa bile Hadis''de vardır. Rrecm''i reddeden kâfirdir!

Oysa Kur''an-ı Kerim; hukuk''a uygunluk sebebi olmaksızın bir kişiyi öldürenin, insanlığı öldürmüş hükmünde olduğunu belirtir, recmi de Hukuk''a uygunluk sebebi olarak saymaz. Resûl-i Ekrem (S.A.)i diğer bir deyişle Kur''an-ı Nâtık ile; Kur''an-ı Kerim arasında çelişki olmasına imkân var mıdır?

İkinci yanlış tutum da şudur: Ehl-i Beyt Kur''an-ı Nâtık değildir, Resûl-i Ekrem (S.A.) de Kur''an-ı Kerim''i sadece naklederken “ma''sum”dur, şu halde biz sadece “Türkçe” Kur''an okuyarak her şeyi çözebiliriz.

Oysa birinci yanlışı seçenler; Kur''an-ı Nâtık yerine hadis uydurukçusunu; ikinci yanlışı seçenler de “meâl yazarı”nı geçirmişlerdir. İkinci yanlışda daha ileri gidenler, “işkembe-i kübrâ” müctehidliği derekesine kadar yükseldiklerini sanırlar, oysa Dünya hayatı asansöründe yanlış yöne basmışlardır.

Ey Azizan, bu yanlışlara düşmememiz için bize “iki ağır emanet” verilmiştir: Kur''an-ı Kerim ve Kur''an-ı Nâtık. Sevgi Nuru''nun rehberliğinde aklımızı kullanarak Sevgi''ye kendimizi bırakalım. Ne dersiniz?