
Ölüm vaizdir, öğütçüdür. “Erdal Bey”in ölümü de öğütünü verdi, geride kalanlara acıları yanında, bir de düşündürücü etkisi oldu. Erdal Bey''e saygım ve saygım oranında sevgim vardı. Bu saygım ve sevgim; Partisi''nin mahallî teşkilâtına bir “genelge” göndererek, kendisini karşılama törenlerinde -dinen çok yanlış olan- hayvan kesilmesini istememesi, dünkü Yeni Şafak''ın haber başlığının da işaret ettiği gibi, hayatında omuza alınmamak için yere yatmayı yeğleyen Sevgili Erdal Bey''in, ilk kez ölümünden sonra havaalanında omuzlara alınması gibi, “gösteriş” değil, ilke davranışlarından doğuyordu. Bir olayda, ses çıkarmayacağı hesaplanarak, kendisine yapılan hukukî ve malî bir haksızlığın giderilmesi için benden ve eşimden hukukî yardım istenmiş idi. O sırada Erdal Bey''in bu talepten haberi yoktu. Az sonra evine dönüp bu talebi öğrenince, her zamanki gibi nazik bir gülümseme, yenilmez bir kararlılıkla “bu meselenin kendisi için çözüldüğünü, dava açmak istemediğini” kesinlikle bildirdi.
“1991 yılıydı” diye hatırlıyorum, veya benim “1402''lik” halinden çıkarak Üniversite''ye döndüğüm 1990 yılıydı. SODEP-SHP CHP sürecinin neresinde idik? Yaşlandım, onu da iyi hatırlamıyorum, Erdal Bey parti başkanı idi, parti de beni İstanbul Odakule''de bir “panel”e çağırmıştı. Benim konuşmam başlamış iken veya soru-cevap bölümünde Erdal Bey de salona gelmiş ve ön sırada oturmuşdu. Soru-cevap bölümünde, her nedense o yıllarda her konuşmamın sonunda bana yöneltilmesi değişmez bir teâmül olan istihza okunu, bu kez de saz şairi-sendikacı karışımı tipinde, pos bıyıklı bir partili yöneltti: -Sultanahmet Cami''inde vaaz dinledik! Ey Azîzan, böyle bir basmakalıp istihza okunu; kendi icadı ve üstün zekâsıyla “özgün” mizah yeteneğinin ortak ürünü sayarak yönelten kimi gördüysem, hüsn-i kuruntusunun tam aksine, zekâ geriliğinden muztarib olduğunu anlamışımdır. Bu sebeple, bu Zat''a değil, -ilk kez bir toplantıda birlikte bulunduğum Erdal Bey''e bakarak- Millî Mücadele sırasında halkına yabancılaşmamış olan bir Parti''nin, nasıl olup da bugün bu hale geldiğini anlayamadığımı söyledim ve çok üzüldüğümü açıkladım. Panel sonunda kapanış konuşmasını yapan Erdal Bey, Parti''nin aynı duygular içinde olduğunu, dine ve halkın hislerine karşı olmadığını “Sayın Hatemi”ye (estağfirullah!) anlattı. Tabiatiyle “parti” hakkındaki tereddüdüm izale edilmediyse de, Erdal Bey hakkındaki sevgimde hayal kırıklığına uğramadım. Daha sonra, tamamiyle “özel”, Sevinç Hanımefendi ve eşimle birlikte, yemekte buluştuğumuz ve siyasetten hiç konuşmadığımız zamanlar oldu. Esasen bu sıralarda Erdal Bey izzet-u ikbal ile bâb-ı siyasetten çekilmiş idi. Son olarak oğlumun düğününe de katılma nezaketini gösterdi. Allah rahmet etsin. Ölümünden ayrılık acısı duydum. Dost ölümlerinden aldığımız vaazin bir kısmını kendimize saklamak da İslâmî ahlâkın gereğidir. Diğer kısmını, kendim için tekrarlıyorum: Bakî kalan bu kubbede hoş bir sedâ imiş! -Yek-rûze mihr-i gerdûn/Efsâne-est-o efsûn/Nîkî be-cây-i yârân fursat şumâr yârâ! (Dünyanın geçici ikbali, efsânedir, göz bağcılığıdır; hayatında yârânına, dostlara, diğer insanlara iyilik yapmayı fırsat bil, bu fırsatı kaçırma ey yâr! - Hafız-ı Şîrazî)
Erdal Bey''in ölümünün üslûbu da kendisi gibi, nâzik ve gülümseyicidir, çelebidir. Bazı ölümlerin vaazi acıdır ve serttir. Her ölümün vaazi de ölenin kendisine değil, geride kalanlara yönelir. Şeb-i arus''a açılan bir kapı niteliğindeki ölümler, en güzel vaazi içerirler. Allah''ın sevgi elçilerinin ve bu sevgi elçilerinin velîlerinin, ve onların sevgisinde fanî olup ebedî hayata erişebilmiş olan sevgi insanlarının ölümleri böyledir.
“Ölümümden sonrası esasen hiçliktir, hiçtir, ölümümden sonra “ben” olmayacağıma göre hiçlik bilincim de olmayacak” tuzağına düşenlerin birçoğu; “benden sonra tufân!” derler. Ferdî ölümlerin vaazlerini küçümseyip bunlara da “Sultanahmet Cami''inde vaaz dinledik” istihzâsıyla yüz çevirirler. Oysa bu tutum; nedamet acısı yaman olan bir aldanıştır. Nasıl yaşamalıyız? Dil ender Cihân-âferîn bend-o bes! (Gönlünü sadece Allah''a bağla, başkasına değil! - Sa''dî-i Şîrazî)
İmdi ey Azîzan, Bush ve hem-pâları, apaçıktır ki merd-i Hodâ, Allah ehli, sevgi ehli değildirler. 22 Temmuz seçimlerinden sonra Hukuk Devleti olmamız yönünde bir ümid yolu açılmış iken, birdenbire PKK ve PJK''ya komut ve silâh vererek sevgi ve ümîdimizi gündemden kaldırdılar Irak''ta yaptıkları gibi, Mevlânâ, Yunus, Hacı Bektaş, Hacı Bayram gibi erler ve erenlerin ülkesini de nursuz-pirsiz güruhların biribirini kırdıkları bir tamuya döndürüp ardından İslâm''ı “haritadan silmek” istiyorlar. Artık bu Şer İttifakı''nın boyunduruğundan kesinlikle çıkarak dizginleri ele almamız ve Sevgi''yi gündemimizin başlığı kılmamızın zamanı geçmiyor mu bre ve özellikle Kürd Azîzanımız? Kin zamanı değil din zamanıdır!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.