Yazarlar TRT İngilişçe

TRT İngilişçe

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Henüz TRT Arapça kurulmamış, Türkiye kendisini Arap dünyasına "doğrudan" anlatmaya başlamamıştı. Şam Palas otelinin lobisinde üst düzey bir Suriyeli bürokratın sorduğu soru dün gibi aklımda: "Siz Türkler akşam yemeklerinde mutlaka şarap içiyorsunuz değil mi?" Hiç duraksamadan "hayır, alakası yok" diye cevap vermiştim bu soruya. Ancak adam ısrar edip şöyle demişti: "Bence öyle, çünkü izlediğim Türk dizilerinin neredeyse tamamında akşam yemekleri şarap eşliğinde yeniliyor."

Bu, burada bir dursun.

Yakın zamanda Bosna Hersek ve Sırbistan"ı içeren bir Balkan gezisinden döndüm. Hem Saraybosna, hem de Belgrad sokakları "Sulejman" dizisinin yani "Muhteşem Yüzyıl"ın afişleriyle doluydu. Dizi, Balkanlarda ortalığı kasıp kavuruyor imiş. Hatta konuştuğum bir Belgradlı Sırp şöyle dalga geçti benimle: "Sizin bu Süleyman, hangi ara vakit bulup haremden çıktı da buraları işgal etti, anlamadım doğrusu."

Balkan televizyonlarında Türkiye böyle temsil edilirken karşıma çıkan bir başka "temsiliyet" vardı: "Al Jazeera Balkans."

Son derece prestijli bir haber-yaşam kanalı olarak kurgulanmış bu televizyon, gittiğim hemen her kafede, her otelde açıktı. İnsanlar büyük bir ilgiyle takip ediyorlardı Al Jazeera"yı.

Bu gözler Al Jazeera Balkans"ta; Esposito, Bernard-Henri Levy ve Abdullah Sidran söyleşilerini gördü. Rabia işareti ve Boşnakların efsanevi futbolcusu Saffet Susiç"le ilgili birer program izledi.

Şimdi doğru oturup doğru konuşalım. İki sorum var: Türkler, Esposito"nun "İslamafobi karşıtı görüşlerini anlattığı" bir televizyon kanalı kurabilir mi? Dahası bu Türkler, Esposito"nun bu söyleşisini Boşnakça, Arapça, Kürtçe ve İngilizce olarak dolaşıma sokabilir mi?

Bu sorulara cevabım şu: "Bir zihniyet devrimi gerçekleşirse neden olmasın?"

Ne demek istiyorum? Anlatayım.

Anladığım kadarıyla TRT"nin "yapmak istedikleri" ile "yapabildikleri" arasında dağlar kadar fark var.

Mesela bir kanal koordinatörü aylık 8-10 bin TL maaşla bir editör almak istiyor. Bu editörün ekranına "kalite" getireceğini düşünüyor ki, bu düşüncesinde de son derece haklı. Zira televizyonda başarı "çalıştırdığın insanla" doğrudan ilgilidir. Ancak mevzuat hazretleri buna asla izin vermiyor, veremiyor. Fakat aynı zamanda aynı mevzuat kaliteli bir diziye haftalık 300-400 bin TL bütçe ödenmesine izin verebiliyor. Neresinden baksanız elinizde kalacak tuhaf bir durum değil mi?

Mesela bir kanal koordinatörü, önüne gelen bir proje dosyasının ekranına "farklılık" getireceğine canı gönülden inanıyor. Ancak mevzuat hazretleri topladığı komisyonla projenin bütçesini kuşa çevirince proje istenen kalitede çıkmıyor ve sonuç aynı oluyor her seferinde: "Böyle program mı olur kardeşim?"

Mesela bir kanal koordinatörü TİKA gibi, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar gibi, Kızılay gibi, Paris Büyükelçiliğimiz gibi, Yunus Emre Kültür Merkezi gibi bir kurumla işbirliği geliştirmek istiyor. Pratik sonuçlar elde edebileceği bu işbirliği için mevzuat hazretleri o kadar zorluyor ki şartları, sonunda "kendi yağımızda kavrulmak en iyisi" noktasına geliniyor ister istemez.

Hiç kimse kusura bakmasın, söylediğimi de başka yere çekmesin. TRT Arapça Kanalı"nın darbe sürecinde Mısır"dan yaptığı olağanüstü yayıncılığın hangi saçma sapan gerekçelerle bin kez direkten döndüğünü ve yayının ne kadar zor şartlar altında sürdürülebildiğini duymak, dümdüz canımı acıtıyor.

Yakında TRT İngilizce yayına başlayacak. Doğrusu tüm endişem, TRT"nin mevcut mevzuatı ve açmazlarıyla bu şahane projeyi "ölü" doğurmasıdır.

TRT İngilizce, en iyi sunucularla, en sağlam editörlerle yola çıkmalıdır. "Mevzuat bunu gerektiriyor" çaresizliği yerine "bunun böyle olması gerekiyor" cesareti ile hareket edilmelidir. Tıpkı BBC ya da Al Jazeera"nin yaptığı yayıncılığa benzer, etkin, etkili, etkileşimli bir yayıncılık yapılmalıdır. Ben TRT İngilizce"de "dublajlı Türk dizisi" izlemek yerine "Türkiye iyi ki var" diyen Abdullah Sidran"ı izlemeyi isterim. Tabi "Abdullah Sidran kimdi yahu" diye sormayacak bir televizyoncuyu, Abdullah Sidran izlemekten daha çok isterim.

Çok büyük ve önemli bir medya projesi olan TRT İngilizce"nin adının "TRT İngilizce" mi "TRT İngilişçe" mi olacağına bu sefer mevzuat hazretleri değil, birinci sınıf bir yayıncılık anlayışı karar versin lütfen.

Ne diyordu Boris Vian: "Türkiye "büyük bir ülke" olmak istiyorsa, TRT bağımsız hareket etme kabiliyetine mutlaka kavuşturulmalıdır!"

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.