İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 3 Kasım seçimlerinin hemen sonrasında İran’a yeni bir askeri operasyon düzenlemesi için Trump’a baskı yaptığı yönündeki haberler, bu iki liderin stratejik öncelikleri ve siyasi maliyet hesaplarının farklılığını bir kez dana gözler önüne seriyor. İsrailli yetkililer Netanyahu’nun baskı yaptığını reddediyor ancak Trump’ın diplomasiye daha fazla zaman tanımak istemesi farklı hesap yaptıklarını gösteriyor. Daha önce Amerikan seçimleri öncesinde askeri adım atmayacağını ve böylelikle Trump’ı zor duruma sokmayacağını belirten Netanyahu, İsrail seçim sonuçlarından zayıflayarak çıktığı için koalisyon görüşmelerinde kendi pozisyonunu güçlendirmek için acele ediyor.
İran’da rejim değişikliği başarılana kadar savaş taraftarlığından vazgeçmeyeceği açık olan Netanyahu’nun üzerindeki yolsuzluk soruşturması ve seçim sonuçları baskısı artmış durumda. Trump ise ara seçimlerin sonuçları ne olursa olsun savaşa karşı bir Amerikan kamuoyu karşısında askeri operasyondan büyük bir siyasi fayda sağlayamayacağının farkında. Trump ve Netanyahu’nun hesapları arasındaki uçurumun derinliği, savaş veya barışın kaderini belirleyecek nitelikte. Bu denklemde İsrail’in Washington’a askeri operasyon baskısı yapması, Amerikan halkının istemediği bir savaşın devamında ısrar anlamına geldiği için Netanyahu’nun kendi kariyeri ve ideolojik tercihleri için Amerika’yla ilişkiyi de tehlikeye atmaktan kaçınmadığı anlamına geliyor.
NETANYAHU’NUN ZAYIFLAYAN POZİSYONU
27 Ekim seçimlerinde Netanyahu liderliğindeki sağ blok 120 sandalyenin 53’ünü kazanarak tek başına hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşamadı. Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin de 48 sandalye kazanarak aynı şekilde hükümet kurmaya gücü yetmemesi, önümüzdeki birkaç aylık zaman diliminde koalisyon veya ulusal birlik hükümeti kurmaya yönelik görüşmelerin öne çıkacağını gösteriyor. Eisenkot 19 sandalye başarısıyla öne çıkan Arap bloğuyla bir koalisyon yaparak Netanyahu’yu devre dışı bırakabilir ancak Araplara karşı sert söylemleri bu ihtimali görece zayıflatıyor. Ulusal birlik hükümeti kurulması durumunda ise Netanyahu’nun başbakanlığını kabul etmeyebilir.
Bu senaryolar Netanyahu’nun koalisyon müzakerelerindeki opsiyonlarının sınırlı olacağını ve bunu aşmak için Amerika’yla birlikte yeni bir savaş denklemine dönmeyi tercih edeceğini gösteriyor. Yeni bir askeri operasyon ulusal güvenliği siyasi gündemin merkezine yerleştirerek muhalefeti ulusal birlik hükümetine katılmaya zorlayabilir. Savaş zamanında güçlü liderlik gerekli tezi de Netanyahu’yu en azından geçici olarak başbakanlıkta tutabilir. Elbette bu senaryonun Netanyahu’nun iktidarda kalmak için savaşa gittiği tezini güçlendirmesi ve savaşın maliyetinin kendisine daha da fazla siyasi zemin kaybı yaşatması mümkün. Savaş kendisinin siyasi pozisyonunu tehlikeye atacak riskler doğurabilir ancak yeni siyasi fırsatlar da doğurabilir.
Netanyahu iç siyasette önündeki opsiyonları artırmak isterken stratejik olarak İran rejiminin zayıflayarak ayakta kalmasını yeterli görmüyor. İran’ın nükleer ve füze kapasitesini yeniden inşa edeceği tezini ileri sürerek rejimin değiştirilmesinin nihai çözüm olduğunu savunuyor. Trump’ın İran’la yaptırımların hafifletildiği veya kaldırıldığı, bunun karşılığında da Hürmüz’ün açıldığı bir anlaşma yapmasından korkan Netanyahu, Trump’ın sınırlı bir zaferle yetinerek İsrail’in daha kapsamlı hedeflerinden vazgeçmesinden endişe ediyor. Seçimlerden kendi başına hükümet kuramayacağı bir senaryonun çıkması ve Washington’ın şimdilik diplomasiye ağırlık vermesi, Netanyahu için askeri opsiyonu daha da acil kılıyor ancak Trump’ın hesabı farklı.
TRUMP NEDEN BEKLEMEK İSTİYOR?
Trump, Netanyahu’nun istediği gibi bir an önce İran’a tekrar saldırıp nükleer tehdidi tamamen ortadan kaldırma fikrinin çok da gerçekçi olmadığının farkında. ‘Kazma Dağı’ diye tabir edilen nükleer tesislerin Amerika’nın en ağır bombalarıyla dahi ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı ve ancak taktiksel bir nükleer silah kullanımının bu tesisi ortadan kaldıracağı belirtiliyor. Bu tesislerde tekrar nükleer faaliyete başlandığı şeklindeki istihbaratın Netanyahu’nun propagandası olup olmadığı veya bu tesislerin gerçek niteliği bilinmiyor. Bu bölgeye yapılacak bir operasyonun İran rejimini diplomasiden çok daha uzak bir noktaya götüreceği de açık. Bugüne kadar hayatta kalmayı başaran rejimin küresel enerji güvenliğini tehdit edebildiğini göstermesi, herhangi bir yeni operasyonun Tahran’ı daha fazla taviz vermeye zorlasa bile net bir siyasi sonuç üretmeyeceğine işaret ediyor.
Trump yeniden savaşa dönerse Hürmüz krizi örneğinde olduğu gibi kontrol edemeyeceği ve öngörülemeyen sonuçlarla uğraşması gerekeceğini seziyor olmalı. İran’ın Amerikan üslerine ve bölgedeki müttefiklerine karşı misillemelerinin ağır olacağını ve petrol fiyatlarındaki artışın kontrol edilemeyeceğini tahmin etmek zor değil. Amerikan ekonomisi üzerindeki enflasyon baskısının artacağı ve savaşın bölgeselleşeceği de biliniyor.
3 Kasım seçimlerinde kendisine büyük kan kaybettirmesi beklenen İran savaşına tekrar dönmek, zaten popüler olmayan bir savaşın maliyetini büyütecektir. Trump’ın bir yandan büyük bir saldırı sinyali verirken bir yandan da Katar ve başka aracılar üzerinden gerçekleştirilen diplomasiye zaman tanıması, bu riskleri dikkate aldığını gösteriyor.
Trump ile Netanyahu arasındaki temel farklılık, Amerikan başkanının savaşın bir şekilde bitmesini istemesine karşın İsrail liderinin tercihinin İran rejiminin devrilmesine kadar savaşın devam etmesi olarak öne çıkıyor. Pek gerçekçi bir opsiyon gibi durmayan bu senaryo yerine Hürmüz’ün açıldığı ve nükleer meselede taviz görünümlü maddeler içeren bir anlaşmayı tercih edecek olan Trump, savaşın devamını en güçlü opsiyon olarak gören Netanyahu’dan farklılaşıyor. Ancak bu ikili arasındaki farkın tam bir kopuşa dönmesini beklemek gerçekçi olmaz zira Trump istediği sonucu ancak askeri opsiyonu masada tutarak elde edebileceğini düşünüyor. Müzakere pozisyonunu güçlendireceğini düşünürse yeni bir operasyona girişmeye karar verebilir. Netanyahu savaşı siyasi kariyerinin devamı ve İran’ı zayıflatmanın tek yolu olarak görüyor ve bu yönde baskı yapmaya devam edecektir. Trump ise içinde bulunduğu savaştan zafer çıkarmayı tercih ediyor. Bu ikili arasındaki hesap farkları, savaşın kaderinin yanı sıra Amerika-İsrail ilişkisinin de geleceğini belirleyecek.

