Bir ülkede kilosu tarlada 4 lira olan bir ürün, markette 43 lira olur mu?
Olmaz.
Oluyorsa üretici ile tüketici arasında fiyatları uçuran anormal bir şey vardır.
Bir anormal durum vardır çünkü bu fiyat farkı normal değildir.
Ekim ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkları bazı ürünlerde yine yüzde binlere kadar çıkmış.
Ekim ayının birincisi yüzde 999,2 ile limon.
İkinci yüzde 333,6 ile kuru incir, üçüncü yüzde 282,7 ile havuç, dördüncü yüzde 233,2 ile elma, beşinci yüzde 232,8 ile fındık (iç).
Ekim ayında vatandaşa limon 11 kat, kuru incir 4,3 kat, havuç 3,8 kat, elma ve fındık ise 3,3 kat fazlaya satılmış.
Üreticide kilosu 3 lira 90 kuruş olan limon markette 42 lira 87 kuruş, 135 lira olan kuru incir 585 lira 41 kuruş,12 lira 50 kuruş olan havuç 47 lira 84 kuruş, 21 lira 66 kuruş olan elma 72 lira 17 kuruş, 350 lira olan fındık bin 164 lira 77 kuruş olmuş.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), ekim ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla, girdi maliyetlerinde yaşanan değişimlere ilişkin hazırlanan rapordan alınan rakamlar böyle.
Ekim ayında üretici fiyat değişiminin doğal nedenleri TZOB tarafından şöyle sıralanmış;
“Zeytinde yeni hasat döneminin başlamasıyla birlikte zeytinyağı fiyatlarında düşüş yaşanmıştır. Bu sezon zeytin rekoltesinin yüksek olması ve mevcut stoklarla birlikte arz artmış ve üretici fiyatları geçen senenin altına düşmüştür.
Limonda erkenci çeşitlerin hasat döneminin halen devam etmesi arzın artmasına fiyatların düşmesine neden olmuştur.
Patateste hasat döneminin sonuna gelinmiştir. Ürünlerin önemli bir bölümü depolara alınmıştır. Depo fazlası ürünlerin düşük fiyattan piyasaya sunulması üretici fiyatlarını düşürmüştür.
Fındıkta fiyatların baskılanması sebebiyle üretici fiyatları düşmüştür.
Antep fıstığında hasat döneminin tamamen sona ermesiyle piyasaya arz edilen üründeki artış üretici fiyatlarını düşürmüştür.
Domates, salatalık, yeşil soğan, sivri biber ve kabaktaki fiyat artışlarının sebebi tarla üretiminin bitip seraya geçiş sürecinde olunmasıdır.
Yeşil fasulyede hasat döneminin sonuna yaklaşılmasıyla arzdaki daralma üretici fiyatlarında artışa neden olmuştur.”
Bunlar fiyat artışındaki ya da azalışındaki doğal nedenler.
Ancak bu nedenler bir ürünün tarladan markete gelene kadar ki fiyatının yüzde binlere kadar artmasını anlatmaya yetmiyor.
Çünkü aradaki fark derin.
Mazot fiyatının artışı, gübre fiyatlarının yükselişi, elektriğe, işçilik maliyetlerine gelen zamlar üretici ile tüketici arasında bugün oluşan derin fiyat farkını oluşturamaz.
Üretici ile tüketici arasında başka bir şey var.
Derin ve karanlık bir bölge orası.
Ve bu bölgede çiftçinin emeği ile vatandaşın parasını çalarak zenginleşen, haksız kazanç yemeyi alışkanlık haline getirenler var.
Burayı temizlemeden ucuz ve sağlıklı gıda mümkün değil.
**
WWF’in (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) 2026 Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, son 52 yılda izlenen yaban hayatı popülasyonlarının ortalama büyüklüğünde %73’lük ciddi bir düşüş yaşanmış.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün FAO’nun 2025 yılı verilerine göre 645 milyon insan yetersiz besleniyor ve açlık yaşıyor.
Çünkü birileri parasal güçlerini ve makamlarını kullanarak başkalarının haklarını yiyor.
2,7 milyar insanın sağlıklı beslenmek için gerekli gıda bütçesi bulunmuyor.
Çünkü birileri çalıyor.
Dünya genelinde 2 yaş altındaki her 3 çocuktan 1’i yetersiz besleniyor ve sağlıklı gelişemiyor.
Çünkü çocuklara harcanacak paralar silahlanmaya gidiyor.
Dünyada üretilen gıdaların yaklaşık yüzde 13’ü hasat ve nakliye sürecinde, yüzde 19’u ise tüketici ve perakende aşamasında israf ediliyor.
Çünkü insan bozulmuş.
İnsan bozulduysa iklim de bozulur, gıda da bozulur, hava da bozulur, su da bozulur, toprak da bozulur.
İnsan düzelirse her şey düzelir.
Gıda güvenliğini sağlamak, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da korumak demektir.
Güvenilir ve yeterli gıdaya sürdürülebilir erişim; güçlü bir ekonominin, sağlıklı bir toplumun ve bağımsız bir geleceğin temel taşıdır.
Tarım sektörü, her ülkenin ekonomik bağımsızlığının ve gıda güvencesinin temel dayanağıdır.
Tarımsal üretim yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve toplumsal istikrar meselesidir.
Üreticilerin alın teriyle elde ettikleri ürünlerin değerini bulduğu, refah seviyesinin yükseldiği, gıda güvencesinin sağlandığı ve açlık sorununun yaşanmadığı bir Türkiye ve dünya, kötüler için de en doğru yoldur.

