
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması ile başlayan yeni süreç başta Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere dünyanın geri kalanını yakından ilgilendiren stresler üretiyor. Bu streslerin başlıcası ise enerji fiyatlarında yaşanan şok! Zira petrol, LNG ve akaryakıt fiyatlarında yaşanan şok artışlar tüm ülkelerde ilk günden enflasyonist olarak kodlandı. Hatta savaşın uzaması enerjide arz krizi de dahil olmak üzere çok daha büyük sorunları da beraberinde getirebilir. Çünkü İran’ın “kapattım” dediği Hürmüz Boğazı günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği bir yer. Bu hacim küresel petrol ticaretinin %20’si deniz yoluyla taşınan petrolün de %30’una denk geliyor. Ayrıca Hürmüz’den geçen LNG hacmi ise küresel LNG ticaretinin %20’sinden fazla. Yani Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam ederse esas sorunumuz yükselen petrol ve LNG fiyatı değil bedelini ödeseniz bile enerjiye erişememek olur.
Yani enerjide şimdilik bir fiyat şoku yaşıyoruz ama savaş uzar ve Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam ederse özellikle LNG’de sürecin bir arz şokuna dönmesi kaçınılmaz.
Krizin Türkiye’ye ilk etkilerini borsada düşüş, kısmi döviz talebi ve akaryakıt fiyatlarında hızlı artış olarak gördük. Geçtiğimiz Pazar günü olağanüstü toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun aldığı kararlar ile savaşın ekonomi üzerindeki ilk şoku görece hafif etkilerle atlatıldı. Takip eden günlerde ise akaryakıt fiyatları için atılan “kısmi eşel mobil” adımı ile de SPK, BDDK ve Merkez Bankası’nın önceki önlemlerine ek olarak maliye politikası da güçlü bir destek vermiş oldu. Ancak bu önlem ve adımların etkilerinin sınırlı olacağını esas çözümün savaşın bir an önce bitmesi olduğunu not edelim.
Gelelim 12 Mart’taki Para Politikası Kurulu Toplantısı’na. Bu yıl başlarken tahminimiz yılın tamamındaki 8 PPK toplantısında da politika faizinde indirime gidileceği yönündeydi. Hatta bu indirimlerin bazı toplantılarda 150-200 baz puan olacağı da raporlara yansıyordu. Ancak Ocak ayında zaten yüksek olan beklentilerden de yüksek gelen enflasyon verisi ve Şubat ayı için oluşan yüksek beklentiler Mart PPK’sındaki indirimin “daha ihtiyatlı” olacağı yönünde bir beklentinin oluşmasına neden olmuştu. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ile ortaya çıkan risklerin ardından genel beklenti Mart ayı PPK’sında “pas geçilmesi” olarak oluştu. Hatta enflasyonist riskler nedeni ile “faiz artırımı” talep edenler bile var.
Ancak merkez bankacılığı literatürü parasal olmayan bir şoka para politikası ile cevap verilmemesi gerektiğini hatta parasal olmayan bir şoka para politikası ile cevap vermenin başkaca sorunları da beraberinde getireceğini söylüyor. Dahası artan küresel navlun fiyatlarının maliyet kanalından oluşturacağı baskıyı da göz önünde bulundurursak finansman maliyetini azaltacak destekleyici adımları daha fazla gündeme almamız gerekiyor.
Son dönemde ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörlerin yoğunlaşması yine “yapısal reform” kavramının daha fazla telaffuz edildiği bir süreci de beraberinde getirdi. Ancak yapısal reformların uzun vadeli adımlar olduğu ve pozitif etkilerinin de daha uzun vadede hissedileceği gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bu bakımdan ivedilikle reel sektöre nefes aldıracak kredi yapılandırmalarını hayata geçirmek gerekiyor. Bu vesile ile daha önce defaten ifade ettiğim önerimi yinelemek isterim: reel sektörün geçmişte kullanmak zorunda kaldığı kısa vadeli yüksek faizli spot kredileri orta-uzun vadeli güncel düşük faizli taksitli ticari kredilere dönüştürülmeli. Aksi halde zaten zorlanan reel sektör savaşın da etkisi ile kalıcı hasar alabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.