Türkiye"nin Rasputin"i kim olabilir ki?

00:0025/03/2001, Pazar
G: 11/09/2019, Çarşamba
Mehmet Barlas

Önceki gün, Batı Avrupalı önemli bir basın grubundan, Türkiye''deki siyasal ve ekonomik durumu yorumlamam için, bana geldi yabancı meslektaşlarım..Derviş''in konumunu, Ecevit''in sağlığını ve çevresini, koalisyon partilerinin ilişkilerini de sordular bu arada..Ben, iktidara mensup bazı önemli isimlerden söz ederken, bu yabancı gazeteciler, kendi aralarında, olayı açıklayıcı konuşmalar yapıyorlar ve bizim bazı politikacılar için, şifreli isimler kullanıyorlardı..Kulak kabarttım bu şifreli isimlere..Belli

Önceki gün, Batı Avrupalı önemli bir basın grubundan, Türkiye''deki siyasal ve ekonomik durumu yorumlamam için, bana geldi yabancı meslektaşlarım..

Derviş''in konumunu, Ecevit''in sağlığını ve çevresini, koalisyon partilerinin ilişkilerini de sordular bu arada..

Ben, iktidara mensup bazı önemli isimlerden söz ederken, bu yabancı gazeteciler, kendi aralarında, olayı açıklayıcı konuşmalar yapıyorlar ve bizim bazı politikacılar için, şifreli isimler kullanıyorlardı..

Kulak kabarttım bu şifreli isimlere..

Belli ki, Türkiye''yi uzaktan, ama yakından da izleyen yabancı gazeteciler, bizim bazı politikacılara "kod adı" vermişlerdi..

Hani gazetelerde eş arayanlar için, "Rumuz gonca gül" diye örtülü kimlik adı verilir ya..

İşte öyle birşey..

Mesela, ben ünlü bir politikacıdan bahsedince, bu yabancı gazeteciler birbirlerini uyarıp, "bu isim Rasputin''dir" diyorlardı..

Şaşırdım..

Acaba kim, neden 2001 yılında "Papaz Rasputin"in rolünü oynayabilirdi Türkiye''de?..

Veya yabancı gazeteciler, neden bir Türk politikacısı için, "Rasputin" şeklindeki kod adını uygun görmüşlerdi?

Hemen, Rusya''nın tarihini anlatan kitapları açıp, "Rasputin"in kim olduğuna ve neler yaptığına baktım..

Grigori Yefimoviç Rasputin (1872-1916), Sibiryalı bir köylüymüş.. Papaz olmuş ve tedavi edilmez hastalıkları iyileştirebilir diye ün salmış..

Rusya''yı yöneten çarların ailesinde (Romanovlar), kuşaktan kuşağa geçen "hemofili" hastalığı varmış.. Bu hastalıkta, kan pıhtılaşmadığı için, küçük bir yara bile, insanları kan kaybından öldürürmüş..

Son Rus Çarı 2''nci Nikola''nın eşi Çariçe Aleksandra''nın bütün endişesi de, tek oğlu küçük veliaht prensin, bir çizikle, kan kaybından öleceği şeklindeymiş..

Derken, iman gücü ile hastalıkları tedavi ettiğine inanılan Rasputin''in ünü, Çarlık Sarayı''na da ulaşmış.. Çariçe Aleksandra, Rasputin''i saraya çağırmış..

Hem kendisini, hem de oğlunun sağlığını, bu güçlü kuvvetli, sakallı Sibiryalı köylüye teslim etmiş..

Rivayetlere göre Rasputin, Çariçe''yi de iyi ediyormuş..

Ve sonunda, Çariçe''nin, kocası Çar üzerindeki etkisi fazla olduğu için, Rasputin de Rusya''nın gerçek hakimi olmuş.. Devletteki tayinlere, alış-verişlere Rasputin karışmaya başlamış..

Neticede, Rusya''nın asilleri çok kızmışlar bu duruma.. 16 Aralık 1916''da Rasputin''i önce ağırlamışlar.. Sonra da, hem zehirlemiş, hem de kurşunlamış, öldürmüşler onu.

"Rasputin olayı"nın özeti bu..

Acaba, kim Rasputin''i andırır bir konumda olabilir, 2000''li yılların Türkiye''sinde?..

Demek hastalıklı bir aile (veya hanedan) olacak..

Bir kişi, bu hastalığın yarattığı görünümü veya endişeyi, davranışları ve beraberliği ile giderir izlenimi verecek..

Bu arada, bütün gücü ele geçirip, iktidar sahibinin yetkilerini, onun tam haberi olmadan kullanacak.. Entrikalar çevirecek, tayinler yapacak, parasal işlere karar verecek..

Ben, düşündüm düşündüm..

Şu anda, Türk siyasetinde kime "Rasputin" kod adı verilebileceğini, bulamadım.

Açıkçası, "Rasputin''i aramak" konusunu da pek fazla üstelemedim..

Dış basın, Türkiye''deki olayları ve insanları hep böyle şifrelerle anlamaya çalışır..

Hatırlarım.. 1960''ın 27 Mayıs''ında askeri darbe olmuş ve Orgeneral Cemal Gürsel, juntanın (veya Milli Birlik Komitesi''nin) şefi olarak ortaya çıkmıştı.

Yabancı basın hemen "acaba Türkiye''nin Albay Nasır''ı kim" diye aramaya başladı..

Çünkü Mısır darbesinin görüntüdeki lideri General Necip''ti.. Ama Albay Nasır, asıl "güçlü adam"dı..

1960''ta yabancı basın da, "Türkiye''nin Albay Nasır''ı, Alparslan Türkeş''tir" yargısına varıvermişti hemen..

Bu, gerçek çıkmadı..

Herhalde, "Türkiye''nin Rasputin''i" arayışı da, bir nakıs teşebbüstür..

ŞAKA

Eşref saatleri!..

Dün gece saatlerimizi bir saat ileri alıp, "yaz saati"ne geçtik ya..

Resmi açıklamalara göre, bu şekilde 600-625 milyon kilovat-saat enerji tasarrufu sağlanacakmış..

Bu durumda, Ecevit Hükûmeti Ekonomik Kurtuluş Savaşı''na daha büyük katkı sağlamak için, saatlerimizi keşke 3 saat ileri aldırsaydı. Üç misli enerji tasarrufu sağlanırdı..

Ama Ecevit, belli ki kendi saatini kullanmıyor.. Hüsamettin Özkan''ın kolundaki "eşref saati"ne göre, zamanını değerlendiriyor.

PAPAĞANLAŞMAK

Benim oğlum bina okur..

Fazla okuma alışkanlığımız yok.. Okullardaki "resmi tarih öğretisi"ni, sınıf geçmek için, atlatılması gerekli bir bela şeklinde kabul etmişiz.. Bu yüzden de, resmi öğretiyi ezberleyip, papağanlaşmışız..

Eksik olmasınlar.. Medya sermayesi ve yöneticileri de, "bilgi"yi, "kültür"ü, "kuşku"yu fazla önemsemiyor..

Hayatlarında sadece okulda kitap okumuş ve ek eğitimlerini, Türk gazetelerini ve televizyon kanallarını izleyerek tamamlamış kitleler, saçma sapan ve içi boş sloganları tekrarlamayı, "laik cumhuriyeti savunmak" zannediyor.

Buna da şükür ya..

Çünkü bazıları, banka boşaltmayı veya ihaleye fesat karıştırmayı da, "laik cumhuriyet kültürü"nün bir parçası olarak sunmakta..

Sonuçta, beyin hücrelerinin çok az bölümünü kullanan ve bindirilmiş sloganları "bilgi" zanneden, "kentli-aydın-Kemalist" kitleler var karşımızda..

Ve sloganlar her dakika tekrarlanıyor..

-Atatürk döneminde herşey güzel, ileri, gelişmiş ve doğruydu.. Atatürk''ten sonra herşey kötüye gitti..

-Demokrasi ve seçilmiş politikacılar, laik cumhuriyeti aşağıya çekti.. Hem yolsuzluklar, hem de din ticareti başladı.

-Aslında demokrasi kadar, Amerika da, Batı da, laik cumhuriyet için birer tehdittir.. Baklava çalan çocuklar varken, globalleşmeyi konuşmak, hainliktir..

Ne diyebiliriz ki?..

Allah hepimize sabır ve direnç versin!