Düşürülen Suriye helikopteri ile ilgili olarak İsrail kaynaklı bir iddia: ''Esed rejimi, helikopteri sınıra ''bilinçli'' göndererek Türkiye''yi tuzağa düşürdü.''
Her adımın emirle atıldığı, alınan nefeslerin bile emre tabi olduğu askerî düzen içinde, bir helikopterin kasıtlı gönderildiği aşikâr.
Helikopter gezintiye çıkmış, şöyle bir dolaşıp geleyim derken rastgele sınırı geçmiş olamaz.
Askerî helikopterin turistik bir uçuş yapma ihtimali de var mıdır?
Pilotlar şöyle diyebilir mi: ''Manzara çok ilginç geldi, az daha gidince aa bir de baktık sınırı aşmış, Türkiye''ye girmişiz.''
Elbette planlı yapılan bir hareket; elbette bir emre dayalı olarak gerçekleşmiştir.
*
Türkiye tarafından evvelce açıklanan ''angajman'' kuralları çerçevesinde başlarına geleceği onlar da biliyordu.
Üç ihtimal vardı:
1. Sınırı geçtikten sonra bizim uçaklar helikopteri Türkiye topraklarına inmeye zorlayabilirdi.
2. Aksi istikamete doğru kovalayıp Suriye''ye döndürebilirdi.
3. Vurabilirdi.
Bizimkiler üçüncüyü seçti.
İsrail haber sitesindeki yorumda, Türkiye''nin bu tercihte bulunması ''Esed''in tuzağına düşmek'' olarak değerlendirildi.
Hâlbuki Türkiye, sınır geçme sözkonusu olursa nasıl davranılacağını aylar öncesinden açıklamıştı.
Suriye uçağımızı düşürdükten sonra, Başbakan Erdoğan, ''Angajman kurallarının değiştiğini'' ilan etmiş, ''Uyarıya gerek duymadan, Suriye''den hava sahamıza giren her türlü hava aracını vururuz'' mesajını vermişti.
O halde bu nasıl tuzaktır?
ANGAJMAN YAPAYIM DERKEN
Zaman zaman bazı kelimeler sık kullanılır.
Evvelce nadir rastlanan kelimelere sıkça rastlayınca daha fazla dikkat çeker.
Yabancı kelimeler böylelikle yaygınlaşma şansı yakalar.
Dil konusunda hassas davranan aydınlarımız tepki gösterirken, tedavül imkânı yükselmiş o kelimelerin bazen yanlış kullanımlara da rastlarız.
''Angajman'' kelimesine D. Mehmet Doğan önceki günkü yazısında itiraz etti.
Ertesi gün ise bir çiçekçi dükkânında yanlış kullanıma rastladık.
Çırak ''Aranjman yapayım isterseniz'' diyeceği yerde ''Angajman yapayım isterseniz'' deyiverdi.
Baktım dükkân içinde televizyon açık, haber kanalı takip ediliyor.
Ekrandan duydukları kulağında kalmış olmalı.
Angajman falan derken, anladım ki Esed gibi tuzağa düşürme ihtimali var.
Yok dedim, şunlardan bir demet yap yeter.
TERSİNE DÜNYA
Arap Baharı, meydanlarda halkın zaferi derken, Libya''da Kaddafi devrildi, Zeynel Abidin Tunus''u terk etti, Mısır''da Hüsnü Mübarek indirildi.
Yapılan seçimde Mursi kazandı.
Sonrası malûm; Mursi darbeyle devrildi.
Mahkemede yargılaması devam eden ve ''Son Firavun'' olarak nitelenen eski lider Mübarek ise serbest bırakıldı.
Darbeci zihniyet sahipleri, fırsatını bulsalar, emin olun Kaddafi ile Saddam''ı da geri getirirler.
Kokar mokar ama biraz makyaj, biraz parfümle işlerini görebilirler.
Yeter ki öyle bir niyet zuhur etsin.
EĞİTİM ŞART VE BİR DE EHLİYET
Salih Memecan''ın geçen gün çizdiği Gezi karikatürü tepki çekti.
''Sen taş atacaksın, sen molotof kokteyli, sen barikat kuracaksın, sen öleceksin'' diyor bir organizatör karşısına dizdiği gençlere.
Bir provokatörün gençlere o şekilde söylemesi tepki çekmiyor da, bu trajik durumla ilgili karikatür çizen adama söylenmedik laf bırakılmıyor.
Eylemin faili değil, durum tespiti yapan ve bütün açıklığıyla yanlışlığı ortaya koyan suçlu!
İşte mantık bu.
Güya Gezi''de ölenlerle dalga geçiyormuş karikatür. Sosyal medyanın bazı yiğitleri böyle anlamışlar.
Sosyal medyaya girmek, akıllı telefon ve bilgisayar kullanmak için ehliyet uygulaması olsa keşke.
Belli bir algılama düzeyi, zekâ, dürüstlük gibi ölçütler yoksa ve her parayı veren düdüğü çalıyorsa, sonuç bundan farklı olmaz maalesef.
Görmüyor musunuz, atılan mesajlar yüzünden Murat Bardakçı bile her programda küplere biniyor.
''Kulağınla dinle kardeşim, başka tarafınla değil. Görmüyor musun ben de seninle aynı şeyi savunuyorum'' diye defalarca açıklama yapıyor da sonuç hiç değişmiyor.
Başlıklar :

