
Kültür önce zenginlik ister. Sadece para değil kastettiğim. Tarih, tecrübe, bilgi, beceri, birikim vesaire. Hani ne derler geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Her insan topluluğunun bir kültürü vardır. Birini ötekinden üstün görmek yanlıştır.
Hadi bir yerinden dalalım bu uçsuz-bucaksız denize. Meselâ "halı" diyelim. Tekniği, boyası, yünü, deseni, santimetrekareye düşen düğüm sayısı. Ben uzmanı değilim ama bir halıyı kıymetli kılan ölçüler var. Her yörenin kendine has renkleri, desenleri var.
Halıyı odaya seriyoruz.
Üzerinde geziniyoruz.
Çorapla veya çıplak ayakla. Halıya temas ediyoruz yani. Burnumuz yün kokusu alıyor, gözlerimiz bir tablo karşısındaymış gibi bayram ediyor. Dayanamayıp elle okşayanlar bile vardır. Hatta "duvar halısı" dediklerimiz resim yerine duvara asılır, seyredilir. Halı etrafında dünyanın pek çok yerinde asırların biriktirdiği bir kültür var. Halıya gücü yetmeyenler için kilim var. Kilim etrafında da bir kültür, bir estetik var.
İhtiyaca binaen üretiliyor ama, insanoğlu eşyasına bir güzellik katmak ister. Bu da bir estetik doğurur. Şimdi bunun temelinde soğuktan korunmak kadar eve-odaya ayakkabıyı çıkararak girme geleneği var. Ayakkabı ile gün boyu her yere basıyoruz. Betona, toprağa, tahtaya, atölyeye, helaya her yere girip çıkıyoruz. Ayakkabının tabanı haliyle pis oluyor. Ama bu bizim anlayışımız. Bizim temizlik geleneğimiz. Öteki bunu tanımıyor.
Ayakkabı ile giriyor odaya-eve, neredeyse yatağa. Dolayısıyla onun için yerde halı varmış yokmuş önemli değil. Bizim oturmamız- kalkmamız-yememiz-içmemiz- temizlik anlayışımız tarih içinde Batı ile uyuşmamış.
Mesela onlar bir çanakta, lavaboda, tasta, leğende biriken su ile el-yüz yıkar. Yani suya biriktirip kullanır.
Biz akıtarak kullanırız.
Fıkıhta sular bahsi çok geniştir. En önemli tarafı da suyu israf etmeden kullanmaktır. Suyu biriktirerek kullanmak belki de "baraj" düşüncesinin felsefi temelidir. Ve bu zihniyet derelerin, nehirlerin özgürlüğünü elinden alır.
"Su akar, Türk bakar" diye bizi küçümseyenler olmuştur. Ama şimdi anlaşılıyor ki suya dokunmamak lazımmış. Suya dokunmak anasır-ı erbaa''nın (Su, toprak, hava, ateş) bir unsuruna dokunmak, yani onu yoldan çıkarmak, Hududullah''a müdahale demekmiş. Bunu hâlâ anlamayanlar var. Enerji için ormanları yok edip, derelerin önünü kesenler var. Bilelim ki "ekosistem" , bir "entelektüel fantazisi" değildir. Evet enerji modern teknolojik medeniyetin motoru. Ama insanlar bu medeniyetin sağladığı kolaylıkları ve konforu ne pahasına elde ediyor. Petrol savaşları, çevre felaketleri, iklim değişikliği vesaire. Şimdi insanlar düşünüyor: "Acaba doğru yolda mıyız?" Tabiatı bu kadar sömürmek insanı bitirmek değil midir? "Sürdürülebilir kalkınma" bir aldatmaca mı? Artık bir petrol ürünü olan ve hayatımızın hemen her yanını kaplayan (milyonlarca ürün var, ilaçtan, kumaştan, oyuncağa kadar) "naylon" dan kurtulmanın yolları aranıyor. Çünkü bir nevi zehir. Bu makine öncesi kültüre yeniden bakmayı getirdi. Aynen halı gibi.
Mesela geleneksel tezgahta dokunan bir pamuklu beze bakıyoruz. Dokumasına ve desenlerine bayılıyoruz. Bununla da kalmıyor, ona dokunuyoruz. Çünkü o gömlek olacak, elbise olacak cildimize temas edecek.
Ve artık herkes keten olsun diyor, pamuklu olsun diyor. Fabrikadan çıkan, boyanan kumaşa şüpheyle bakıyor. Ama bu konfor, bu modern teknolojik medeniyet bizi öylesine kuşatmış ki; bu temele oturan ekonomi hiç itiraz kabul etmiyor. Fabrikalar çalışacak, üretim artacak, konfor devam edecek. Küçülelim, yavaşlayalım, bir gömleği beş sene, bir ayakkabıyı pençe yaptırarak üç sene giyelim diyenlere "terörist" muamelesi yapılıyor.
O zaman ne yaparız diyorlar, kıtlık olur, insanlar birbirini yer. Bu işte, "tüketim kültürü"nü oluşturuyor. Ne kadar gözümüzü korkutmuşlar. Halbuki dünya geniş. Yaratan ona bir düzen, bir denge vermiş. Nüfus da, üretim de, tüketim de bu dengenin içindedir. Biz nefsimize ve şeytana uyarak bu dengeyi bozup, haramilikten zenginlik çıkarmaya çalışıyoruz.
Hele şimdilerde eşya ile de ilişkimiz iyice kesildi. "Sanal" bir dünyaya girdik.
Bu şu demektir: Bundan önceki zamanlarda edinmiş olduğumuz kültür, bilgi, beceri, hayat tarzı toptan değişmenin eşiğindedir.
İnsanoğlu modern teknolojik medeniyeti kurarken dünyayı tüketeceğini ve bunun önüne geçemeyeceğini hesap etmemişti. O bu dünyada cenneti arıyordu. Çünkü hem Allah''ı, hem hesap gününü, hem ahireti unutmuştu. Şimdi, "bilgi çağı, elektronik çağ vb" diyerek yeni bir aldanışın eşiğinde duruyoruz.
Bize birileri "Merak etmeyin dünya biterse biz de Mars''ta bir yerleşim kurarız" diyor. Bu söze inanmaya o kadar yatkınız ki. Kültürlü olmak her halde bu yatkınlığı ifade ediyor. Dünyanın tek bir kültüre esir olması ne kadar acı.
Benim gibi muhalifler ayak diriyor:
İnanmayın: "Sanal dünya yalan dünya". Bu sözümü mânalandırmak için gözden düşen kitaplara dönmek lazım.
Kültürlü olmak zor. Makinanın düğmesine basmakla olmuyor. Bazı yerlerde düğmeye basınca önüne makinanın yaptığı yemek geliyormuş. İyi mi?
Yersen.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.