Yazarlar Amaçsızca Rusya ve Çinle savaşın eşiğine gelmek

Amaçsızca Rusya ve Çin’le savaşın eşiğine gelmek…

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Henry Kissinger ne zaman konuşsa küresel basının ilgi odağı olur.. Tabii bizim matbuatın da…

Son olarak yeni yazdığı kitap vesilesiyle (‘Liderlik’) Wall Street Journal’a röportaj verdi ve tabii yer kürenin aktüel durumu ile ilgili de konuştu…

Özü şu; ‘ABD, bir amacı da olmadan, Rusya ve Çin’le savaşın eşiğine geliyor’…

Medyanın doğal dürtüsü onu ‘savaş’a yönelttiği için başlıklara da bu çıktı ama hem tehlikeli hem de ilgiyi hak eden kısım, “amacı olmadan” okumasıdır…

Eğer ABD, kendini hem Rusya’nın hem Çin’in karşısına yerleştiriyorsa.. Dahası aynı anda bunu yapıyorsa.. Daha da dahası, ittifaklarını bu cepheye sürü(klü)yorsa.. Beklenti; yaşanmakta olan “yeni dünya düzenine geçiş sürecine”, yani küresel akıntıya karşı vaziyet alıyor’ olur. Amerika bu.. Plansız/hedefsiz/amaçsız olması düşünülebilir mi?

Sevenlerinde hayal kırıklığı yaratmak istemem.. Ama tam öyle. Amerika ne yapacağını gerçekten bilmiyor. Planı yok, fikri de yok. Hatta, sağa-sola sataşmasını, “eli kötü geldiği için masa devirmeye çalışıyor”a bile bağlayanlar oldu ama o dahi yok…

Başkan Biden’ın, “Amerika döndü”sünü hatırlıyorsunuz.. Nerede? Üstelik sadece diğer süper güçler değil, birçok güçlü ülke de Amerika’daki zafiyeti görüyor.

Esas, Batı’dan Doğu’ya küresel eğilim güçlenmiş durumda.. Debisi artıyor. ABD’nin elinde de, karşı/geliştirilmiş plan yok. Savruluyor. “Amaçsız”ın tercümesi bu. Aslına bakarsanız kelime doğru seçilmiş değil.. Doğrusu, ‘çaresizce’!..

Fakat istisnası var…

Amerikan iç politikası…

Küresel akıntının iç dalgalanmalarla buluştuğu bir girdaptan geçiyor ABD ve hem ekonomik hem sosyal vakumlar, ülkenin toplumsal dokusundaki lezyonları kanatıyor…

Hepsinin üzerine de kasım seçimleri geliyor…

Ülke, “anket takıntılı, kamuoyu yoklaması bağımlısı” olduğundan, hemen her gün Biden iktidarının tökezleyeceğini gösteren ölçümleri yayınlıyorlar. Onlara bakarsanız zaten mesele kapanmış; ‘Beyaz Saray siyasi erkinin önemli bölümünü kaybedecek’…

Tahminler tutarsa, ABD hem iç hem dış rüzgârlara daha kapılacak. Bu kış ekonomik ve enerjik konular da gündemde olacak. Avrupa’daki zorlanmalar/homurdanmalar ittifaka ve şu an yaşanan uluslararası açmazlara/çatışmalara yansıyacak. Kimi uzmanların, “Biden son transatlantikçi Başkan” demelerinin sebebi de bu.

Kötü senaryo, Washington’un bu dalgaları aşmak için küçük veya taşeron çatışmaları, orta boy savaşlara terfi ettirmesi. Ukrayna ve Tayvan arasında kurulan benzerlikler gerçekte buna atıf yapıyor.

1941’den (ikinci büyük savaş) 1991’e (‘Soğuk Savaş’ın bitişi) yarım yüzyıl ABD savaşla yaşamış bir ülke. Tabiatı bu. Aradaki savaşları tek tek listeleyebiliriz ama Soğuk Savaş da dünya savaşı modeliydi aslında.

Şimdi kendini zorlayan her krizde başvurduğu, ‘bildiği’ yöntemi tekrarlayabilir ama burada tek fırtına yok. Birleşik fırtına var…

Suriye ve ‘Bataklık’!..

Türkiye’nin terörle mücadelesinin en keskin dişleri olan sınır ötesi harekâtlara ilişkin, muhalif dilin yeni tarifleri var…

Güney sınırımızdan ötesini “bataklık” olarak etiketlemek, geleneksel ‘ne işiniz var orada, ne işiniz var şurada’ aklının bir uzantısı. Ellerinde güç olsa, ‘ne işiniz var burada’ya kadar da götürürler…

Bu cepte.. Ancak, ‘bataklık’ daha ileri bir rahatsızlığın mektuplarını taşıyor…

Suriye veya Irak fark etmez, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu coğrafyalara yönelik operasyonlarına, ‘bataklığa giriyorsunuz’ demek, Türk ulusal güvenlik tecrübelerinde kullanılan/karşılaşılan bir dil değil.

Bu daha çok, Batı tipi, Amerikan tipi deniz aşırı müdahalelerde kullanılan, Afganistan, Vietnam gibi örneklerin ardından ortaya çıkmış bir metafor…

Mâlum, ABD, Afganistan’dan ayrılırken uçaklardan kendisine destek veren insanları ata ata kaçtı.. Vietnam’da da bu tür dramatik “görseller” mevcut ama örneğe gerek yok; Amerika orada yenildi!..

Şimdi Suriye’deki müstakbel harekât için alenen kullanılan bu ifade, Türkiye’yi bu/benzer örneklerdeki Batılı ülkeler, Amerika ile aynı kefeye koymak anlamına geliyor…

Bu akıl bir yandan Türkiye’yi ve çıkarlarını sınırlarına hapsederken, oradaki teröristleri ve arkasındaki pislikleri “kahramanlara” yükseltiyor. Yani, PKK/YPG/PYD ve ABD yok onlara göre.

Amin Maalouf’un bir sözü var; “Çocuk kendisini evlat edinen anne ile üvey anne arasındaki farkı bilir. Halklar da kurtarıcılar ile işgalciler arasındaki farkı bilir”…

Türkiye’nin hangisi olduğu ayan-beyan ortada ve düşmanları dahi bu türden iftira atmadılar.

Çözümleri önerileri de evlere şenlik. “Ülkenizdeki ‘demokrasiyi’ yükselterek ve Birleşmiş Milletler’i bu alana getirerek…

Birincisi ve önemsizi, BM’nin kendine hayrı yok. Hele BMGK özelinde gelen eleştiriler ayyuka çıkmış durumda ve bizzat üyeleri bile ‘yeniden yapılanma’ ihtiyacını kabul ediyor…

Buraya BM’yi sokmak demek,-ki krizin derinleşmesinin bir sorumlusu da onların ‘gelen evrak-giden evrak’ bürokrasisidir-, Suriye-Irak-İran-Türkiye’nin bölünmesi planlarına, terör koridorunun taşeron devlete dönüşmesine el vermek demektir…

Bölge ülkeleri zaten izin vermez fakat, “Türkiye oradan çekilsin, buradan kendisine yönelen tehdidi ‘demokrasiyle’ durdursun” demek, sadece hayal dünyasında yaşamak anlamına gelmiyor. İçerisiyle de rabıtalı boyutu var. Çünkü dert, “altılı masa”nın “altı” ile ilgili!..

Eğer siz kendi ülkenizin siyasi iktidarını elemek için işi bu noktaya getirdiyseniz.. Allah affetsin bile denmez.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.