
Eğer şu andan birkaç sene önce olsaydı, Türkiye''nin AB adaylığı önce kesin bir milliyetçi paranoya ile göğüslenirdi, ardından da dar bir siyasal kafayla işletilen "egemenlik" kavramı öne sürülerek zamana terkedilebilirdi. AB, adaylık (ve hatta tam üyelik) konusunda kesin bir karara varmış olsaydı bile Türkiye''nin iç dinamikleri, bunu reddetmenin ya da "sulandırmanın" bir yolunu "icad" ederdi. Gerçi şimdi de devleti yönetenler AB''nin uzattığı eli "isteksizce" sıktılar. Bu isteksizliğin gerekçesi olarak Kıbrıs ve Ege konusundaki muhtemel dayatmaları öne sürüyorlar ama gerçekte böyle dayatmalar olmasa bile ortada daha derin sıkıntıların kol gezdiği biliniyor.
Bir zamanlar gümrük duvarlarının arkasına sığınarak, koruma şemsiyesine gömülerek, dünyanın rekabetine kapalı bir ortamda otomobil üretenler, halkın hayatını tehlikeye sokan bir ekonomik faaliyet içinde palazlandılar. Ne zaman ki bu irrasyonel korumacılık kalktı, o zaman bu halk güvenli arabalara daha da ucuza binme fırsatını elde edebildi, böylece düne kadar abuk sabuk teneke yığınlarını piyasaya sürmekten utanmayan "yerli üretici" sanıldığı gibi çökmedi, tam tersine hizaya gelerek adam gibi üretim yapmaya başladı. İşte o zaman anlaşıldı, yerli ekonomiyi koruma ya da Türk burjuvazisi üretme adına ortaya atılan "devletlu" ve "millici" tezlerin, halkın aleyhine bir çıkar mekanizmasının siyasi ve ekonomik gerekçelerini üretmekten başka bir işe yaramadığı. Bugün yöneten elitlerin AB''nin uzattığı eli "isteksizce" sıkmalarının arkasında da aynı çıkar mekanizmasının hoşnutsuzluğu olduğu kesindir. AB adaylığı vesilesiyle devreye girecek olan "kontrol mekanizmaları"nı göstererek "egemenlik hakkı"nın tehlikeye girdiğini söyleyenler, halkın taleplerine cevap veremeyen bir egemenlik anlayışının neyin hakkını koruduğu sorusunu es geçiyorlar. Egemenlik konusunda bu kadar hassas olmakta samimi iseler eğer, bunlara, dar bir siyasal kafayla tanımlanan ve işletilen egemenlik biçiminin, daha geniş bir bakışaçısı ile tanımlanmasına ve modern dünyanın gelişmeleri karşısında kendini daha iyi ifade edebilecek bir dile ve enstrümanlara kavuşmasına dönük neden sağlıklı çabalar ortaya koymadıklarını sormak gerekmez mi?
İşte bu noktada dar kafayla tanımlanmış egemenliğin kimin işine ve nasıl yaradığını görmek bakımından yöneticilerin AB adaylığına verdiği tepki ile halkın verdiği tepki arasındaki farka dikkat etmek gerek. AB adaylığı konusunda yöneticilerin isteksizliği ile halkın memnuyeti zıt kutuplara oturuverdi hemen. Bundan beş yıl öncesi olsaydı, bu halk, yöneticilerin şimdiki isteksizliği içinde olmayacaktı belki ama şimdiki memnuniyetine göre daha "mütereddit" olacaktı kuşkusuz. Yöneticiler, dar bir kafayla tanımlanmış "egemenliği" koruma adına bazı hassasiyetler öne sürerken, halk, bunun, birileri eliyle istismar edilerek acımasız bir çıkar mekanizmasına tahvil edildiğini açık bir biçimde gördü. Bu noktada, kendisi kalma adına sahiplendiği hassasiyetlerin yöneticiler tarafından istismar edilmesinin, geleceğini kararttığını iyice farketti. Egemenliğin dar kafayla tanımlanmış biçiminin, "egemenlik anlayışının" yegane mümkün biçimi olmadığını ve egemenliğin korunması kadar gündelik hayatın ve siyasetin standartlarının yükseltilmesinin de önemli olduğunu gördü. Gündelik hayatını daha iyi kılmayan ve siyasal hayatı etkinleştirmeyen bir egemenliğin ne işe yaradığı sorusunu sormaya başladı. Kendi taleplerinin, kendisi adına varolan egemenlik anlayışı adına "iç tehdit" kapsamına sokulduğunu ve bu dar egemenlik anlayışının aynı zamanda gün geçtikçe fakirleştirici sonuçlar doğurduğunu bütün çıplaklığıyla hissetti. Ve, bu noktada sezgisel olarak yeni tanımlara vardı. Adını koyamasa da içeriğini doğru tesbit ettiği tanımlamalar sayesinde, yöneticilerinin isteksizce yaklaştığı gelişmelerden büyük bir memnuniyet duyuyor bu halk. Bir yandan egemenlikten taviz vermemek konusundaki hassasiyetini sürdürürken, diğer yandan dünyaya katılmanın sancısız bir süreç olmadığının farkında olarak, dünya üzerindeki "duruş"unu yeniden tanımlıyor ve bu duruş sayesinde yeniden etkinleşmenin yollarını arıyor. Bir grup seçkine hizmet eden egemenlik anlayışından, gerçekten halka hizmet eden bir egemenlik anlayışına geçmenin fırsatlarını heba etmemeye kararlı görünüyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.