
Yaşlandıkça leventliği daha da artan bir dostum, telefonla arayıp önceki yazımla ilgili "bunlar doğrulardır; doğrunun hakikati dosdoğru söylenmesini gerektirir; bunu gözettiğin için teşekkür ederim" dedi.
Onun bu cümleyi söylediği esnada Hizmet Örgütü"nün sosyal medyadaki tetikçilerini engellemekle meşguldüm; internetten uzak kaldığım bir iki saatlik sürede fareler gibi eniklemişlerdi.
Güçlü bir sezişle seziyordum ki o dostum elbette haklıydı ama bu haklılığın izahı neydi?
Dostumun teşekkürüyle, tetikçilerin yönelttikleri hakaret ve tehditlerin eş-zamanlı olması o haklılığın nedenini tek başına açıklıyordu aslında:
Hizmet Örgütü"nün ürettiği "korku dağları"na rağmen doğruları söylemezsek, bizden sonrakiler kaypaklığı, takiyyeyi, satınalmacılığı, işbirlikçiliği, pragmatizmi içselleştirmekle kalmayacaklar bunun vebalini de bizim sırtımıza yükleyeceklerdi.
Koku dağları"yla neyi kastettiğimi de başka dostlarımın tepkilerinden hareketle ileteyim:
28 Şubat zulümlerinin en yakın tanıklarından yiğit bir mümine, daha iki hafta önce kendi şifahi uyarılarına benim itibar etmediğimi zannederek, ortak bir arkadaşımıza telefon edip "beni dinlemiyor, siz onun çocukluk arkadaşısınız sizi kıramaz, bir de siz söyleyin, zarar verirler, kendini geriye çeksin" deme gereği duyarken, sosyal medyadaki arkadaşlarımın "n"olur kendinize dikkat edin, üstlerine fazla varmayın, bunlardan her kötülük beklenir" şeklindeki mesajları da giderek artıyordu.
Bu nasıl bir şey Allah aşkına!
Ürettiğiniz korku, yayılmasına neden olduğunuz gerilim azgın bir virüs gibi topluma yayılırken siz "hizmet ediyoruz" teranesini söylemeye, iddianızı Ayet ve Hadislerle desteklemeye devam edecek, öte yandan 7 Şubat ve Haziran darbelerindeki başarısızlığınızı da yeni bir darbe kalkışmasıyla gidermeye çalışacaksınız!
Bu nasıl bir şey Allah aşkına!
Yargıdan emin olacağız ama kimi savcılardan ve yargıçlardan emin olamayacağız!
Emniyet güçlerinden emin olacağız ama bazı komiserlerden ve polislerden emin olamayacağız!
İstihbarat kurumundan emin olacağız ama bazı ajanlardan emin olamayacağız!
Çünkü siz mutlaka birilerini satın almış olacaksınız ve bunu ifşa etmekten de utanmayacaksınız.
Bu nasıl bir şey?
Okyanus ötesinden biri konuşuyor, o konuşmanın videosunu bir internet sitesi yayınlıyor ve birileri ondan hareketle haber yapıyor, yorum geliştiriyor, tevilde bulunuyor, gündem oluşturuyor!
Bu nasıl bir "tek adam" despotizmidir ki, o dudaklarını kıpırdatırken buradakiler ona lafız yüklüyor ve onun üzerinden bu ülkenin "tek pasaportlu" Başbakanına "despot" diyebilecek bir karaktersizlik o dudaklarda ulvi bir mana kazanabiliyor?
Örgüt vakıflarının dağıttığı seyahat ulufelerine, umre gezilerine, gazeteleriyle, yayınevleriyle ağır telif sözleşmelerine maruz kalarak kravatlarını bir şekilde onların ellerine verme gafletine düşmüş vatansever, hamiyet ve şeref sahibi kimi insanların "aman dokunmayalım" fısıltılarıyla gizemini, soğukluğunu, dehşetini katmerlendirdikleri o korku dağları işte böyle böyle büyüyor da büyüyor.
Hizmet Örgütü toplumsal güven aşınmasının bir fenomeni haline gelmekle kalmıyor, korkulu fısıltılarla Yeni Ergenekon olarak tanımlanmaya başlanıyor.
Bu nedenlerle bir dostum teşekkür ediyor, onlarca dostum uyarıyor da peki ben neyim?
Hayatta dikili tek ağacı olmayan, dayısı bulunmayan, partili olmak ne kelime demokrasi karşıtlığı nedeniyle particiliği inancına aykırı gören gariban bir sanat-edebiyat eleştirmeniyim!
Bana mı düşer bu korku dağlarını yaratan despotlarla ve onların örgütleriyle uğraşmak!
Bana düşmez, hem ben cürmüm kadar yer bile yakamam!
Ama "illa" bana düşer!
Çünkü benim ah"ımdan başka hiçbir şeyim yok!
İyi düşünün, ah"ından başka bir şeyi olmayanın ah"ı o korku dağlarını onu üretenlerin başına (Allah"ın izniyle) er ya da geç yıkmaya yeter!
Çünkü o ah"lar korkunun teneffüs edildiği bir dünyaya doğmuş olmayı hak etmeyen masumları temsil eder; kameraya bakarak farklı pozlarda farklı höykürüşlerle beddua etmeye benzemez!
Ben acizliğimi bahane ederek, doğruları hasbelkader söyleme imkanına sahip olduğum dille ve şu köşeyle penguen belgeseli çekersem o masum eller benim boğazıma yapışır; şu dünyamı karartmakla kalmaz ahiretimi de karartır.
Ah dostum ah!
Doğrunun izinde olanın, onu söylemeye çalışanın maruz kaldığı yükü görebiliyor musun?
Biz ne diyoruz ki?
Halk düşmanı partilerle ittifak yaparak iktidarı sandıkta dize getirip dershane sayısını yüz binlere katlasınlar!
150 ülkedeki okulları yetmiyorsa 100 ülke daha yaratıp 1000 okul daha açsınlar!
4 televizyon kanalı, malum medya da dahil 8 gazete az geliyorsa 50 tane daha kursunlar!
Yüzlerce yayınevi yetmiyorsa 1048 tanesini daha satın alsınlar!
Bankalarını en iyi görünecek şekilde tüm gözlere soksunlar!
Alsınlar, dünyanın tümünü alsınlar!
Cenneti de alsınlar, kevser havuzu da onların olsun!
Örgüt liderliği yetmiyorsa evliyalık da onlara kalsın, insan-ı kamil de onlar olsunlar.
Hatta ve hatta sütleri yiyorsa (ki, Ahmet Turan Alkan onların sütünden iyi anlar) halifeliklerini, kardinalliklerini ilan etsinler!
Yeter ki bizim aklımıza, dinimize, çocuklarımıza, değerlerimize, doğrularımıza korku dağlarıyla hükmetmeye kalkışmasınlar!
Bizim inandığımız Din garip geldi garip gidecek! Biz gariplikte de onunlayız!
Yeter ki, bizlere ve içinde yaşamaya çalıştığımız şu son gemimize dokunmasınlar!
Bizler onların hizmetlerinin hizmetçisi olmadan yaşasak; güçlerinden ne eksilir, örgütlerinin neyi zayıflar!
Ah doğrular, ah doğrular, ah doğrular!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.