Bu gelen kimin karı

04:006/12/2015, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Aralık ayındayız. Yani ara-lık'ta...Kendine mahsus bir cismi olmayan, ancak oluşlar / hareketler yoluyla bizim kendisini bir dış varlık hükmüne büründürdüğümüzzaman'ın, adına yıl(lar) dediğimiz eski ve yeni iki diliminin tam arasındayız.Bu yanıyla Aralık ayı, tam bir zamansal berzah...2015'ten çıkıp, 2016'ya girmeye hazırlanırken, hem çıktığımız hem de girdiğimiz zamanın hükmü altındayız: Geçmiş olacak olanı, gelecek olanın geleceğini eş-zamanlı olarak duyuyoruz.Geçmişe “geçme”, geleceğe “gelme”

Aralık ayındayız. Yani ara-lık'ta...

Kendine mahsus bir cismi olmayan, ancak oluşlar / hareketler yoluyla bizim kendisini bir dış varlık hükmüne büründürdüğümüz

zaman'ın, adına yıl(lar) dediğimiz eski ve yeni iki diliminin tam arasındayız.

Bu yanıyla Aralık ayı, tam bir zamansal berzah...

2015'ten çıkıp, 2016'ya girmeye hazırlanırken, hem çıktığımız hem de girdiğimiz zamanın hükmü altındayız: Geçmiş olacak olanı, gelecek olanın geleceğini eş-zamanlı olarak duyuyoruz.

Geçmişe “geçme”, geleceğe “gelme” deme gücüne ise sahip de değiliz oysa ki.

Bize rağmen olan ama oluşuyla bizi de içine çeken geçmişin ve gelmekte olan geleceğin, an be an kuruluşu karşısındaki edilgenliğimiz, aklımız, idrakimiz ve duyularımız vasıtasıyla sanki etkini olduğumuz bir oluş(turmay)a dönüşüyor.

Bu nedenle 2015'ten çıktığımızı, 2016'ya girdiğimizi söylüyoruz.

Öte yandan Aralık, bizim ona mahsus bu yakıştırmalarımızı bilmediği gibi, kendisinin kendisinde ara-lık olduğunu da bilmiyor. Eski(yen) ile yeni(lene)nin tam ara-sı olduğunu, ilk yarısının sonbahar, ikinci yarısının kış olduğunu da bilmiyor. Biz biliyoruz bunların böyle olduğunu ve bizler ölçülere indirgenmiş duyuşlarımızla yaşıyoruz, bir berzahın berzahında olduğumuzu.

Çünkü duymak, idrak etmek ve tanımlamak bizim işimiz.

Tanımlamak ise bir tür mülk edinmek gibi.

Tanım yoluyla biz'leştirdiğimiz şeyde tasarruf etme yetkisine sahip olduğumuzu sanıp, onu hakkında hüküm veriyor ve onu hareketimizin zorunlu bir parçası haline getiriyoruz.

Dolayısıyla eski(yen) yıl eskimesi nedeniyle çıkmıyor, yeni(lenen) yıl da girmesi nedeniyle girmiyor. Biz bu iki fiile kendimizi dahil sanışımızla bu oluşları olduruyoruz ve bunları kendi zamanımızın diliyle ifade edebiliyoruz. Diğer bir söyleyişle oluşları oldurma konusundaki yanılsamamız ve ancak bizim hallere mahsus değerlendirme tarzımızla bu gerçekliği kendi tekrarı içinde yeniden üretiyoruz.

Örneğin eskiden hava soğurdu, kış gelirdi, kar yağardı, sis çökerdi, buzlanma olurdu.

Şimdi ise böyle olmuyor.

Öncelikle bizler artık eskisine göre bu durumların neden ve nasıl olduğuna ilişkin çok çok fazla şey biliyoruz.

Böylece, medyadaki haber saatlerinin mütemmim cüzü haline gelen hava durumu sayesinde, hepimiz birer meteoroloji kahinlerine dönüştük; mühendislik gerektiren bir bilgiyi ya da bilimi, popülerleşme yoluyla sokağa düşünce, zanlarla, tahminlerle karıştırarak, herkesin tasarrufundaki bir meta haline getirdik çünkü.

Durum artık küresel, alçak basınça yüksek basınç sürekli savaş halindeler. Onlardan birinin diğerinin altına girişi veya ötekinin üstüne çıkışıyla dünyanın anası ağlıyor ve termometreler de artık çıldırdıkları için olanı gösteremiyorlar; onun aleti haline geliyorlar.

Kar, yağması gerektiği için yağmıyor. Hava sıcaklığı –4 °C ilâ –20 °C arasına indiğinden yağıyor ve üstelik başka bir toprak parçasındaki sıcaklığın, atmosfer sıcaklığına fark atması nedeniyle orada sıkışan kar, nerede boşluk bulursa kendisini oraya vuruyor.

Örneğin, bizdeki kar yağışı Balkanlar'dakinin ya da Rusya'dakinin sıkışmasıyla oluyor.

Dolayısıyla yağan kar artık bizim karımız olmuyor; bizim kendisine maruz kaldığımız, başkasına ait bir kar hükmüne bürünüyor. Onunla kurduğumuz bağın niteliği de buna göre değişiyor. Başkasına ait olduğundan artık onu benimseyemiyoruz; o bizim beyaz kâbusumuz oluyor; onun bir an önce def olup gitmesini arzuluyoruz.

Soğuklar ve kar yağışları nedeniyle ortaya çıkan virüslerle ilişkilerimizde bu bağlamda gerçekleşiyor.

Bizim kendimize ait bir virüsümüz yok; çünkü bizler çok temiziz ve aşırı bir korunma duygusu, tutumu içindeyiz.

Bize İspanya ve Rusya üzerinden geliyorlar daha çok; turistler tarafından getiriliyorlar, yani uçakla taşınıyor artık yabanın virüsleri.

Apansız geliverdikleri için tedbir almakta geciktiğimizde bizleri öldürebiliyor; haliyle ölenimiz de eceli geldiğinden değil İspanyol, Rus gribi yüzünden ölmüş oluyor.

Suudi Amerika merkezli Mers, Güney Afrika merkezli Ebola virüslerini saymazsak, hava değişiklikleri ve virüsler çoğu zaman Afrika'nın kuzeyiyle, kendi kuzeyimizden ve daima batımızdan kaynaklanıyor.

Doğu'dan aldığımız hiçbir şey yok, zaten Tanzimat'tan beri bizim için doğu diye bir yön yok.

Berzah diye bir kelime de yok artık dilimizde. Yılbaşı gecesine erişip, gönlümüzce “vur patlasın çal oynasın; çalsın sazlar oynasın kızlar” diyebileceğimiz zamansal bir sabitlikten ibaret Aralık ayı.

Dolayısıyla metafizikten uzaklaşmış dillerimizle kendisine istikamet kazandırdığımız maddi bir zaman dilimi, Aralık.

Ara-lık hiç değil.
#Ebola virüsleri
#Rusya
#Güney Afrika