“Coğrafyamızdaki mazlumlarla birlikte sevinmek için Erdoğan’ı seçtim”

04:0026/06/2018, Salı
G: 26/06/2018, Salı
Ömer Lekesiz

Yazımın başlığı, seçim gecesi sonuçlar netleşmeye başladığında, telefonla yaptığım minik ankete karşılık veren dostlarımdan birinin sözüdür.On altı yıllık iktidarında AK Parti ile aktif bir temas kurmayan; maddi planla onunla hiçbir iş ve ilişkisi olmayan; bundan sonra da olması muhal bulunan kırk ila altmış yaş arasındaki dostlarımdan yirmisini telefonla arayıp, oylarını kime verdiklerini söylemelerini istirham ettim.Yirmi kişinin tamamı başkanlıkta Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdiğini, on yedisi

Yazımın başlığı, seçim gecesi sonuçlar netleşmeye başladığında, telefonla yaptığım minik ankete karşılık veren dostlarımdan birinin sözüdür.

On altı yıllık iktidarında AK Parti ile aktif bir temas kurmayan; maddi planla onunla hiçbir iş ve ilişkisi olmayan; bundan sonra da olması muhal bulunan kırk ila altmış yaş arasındaki dostlarımdan yirmisini telefonla arayıp, oylarını kime verdiklerini söylemelerini istirham ettim.



Yirmi kişinin tamamı başkanlıkta Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdiğini, on yedisi milletvekilliği seçiminde bir tercihte bulunmadığını söyledi.

İkinci sorum, Erdoğan’ı neden seçtikleriydi. Elbette bu manada şu topraklarda yaşamanın şuuru, inanç bağı bidayetinden beri etkiliydi, ama on altı yıldan sonra Erdoğan’ın temsil ettiği ya da onu on altı yıl öncesine göre konumlandırdığımız başka şeyler de olmalıydı.

Çoğunluğun cevabı tahmin ettiğim gibi çıktı: Erdoğan’ı, ulus devletin zırhını delmesi ve coğrafyamızdaki mazlumlara el uzatan bir siyaseti üretmesi; dolayısıyla ancak mümin bir liderden beklenilebilecek bir sorumlulukla davranması nedeniyle seçtiklerini söylediler.

İkinci sorum, geçmiş seçimlerde tercih ettikleri AK Parti’yi bu seçimde neden tercih etmedikleriydi.

Buna verilen özde aynı ama formda farklı cevaplar şu üç hususta toplanıyordu:

1-MHP ile yapılan ittifakın, ittihada dönüşme potansiyeli nedeniyle, farklı kavme mensup vatandaşlarda tedirginlik yaratması,

2-FETÖ ile mücadelede vefa duygusunun veda zorunluluğuna bitişememesi ve dolayısıyla partide bu manada ciddi bir temizliğin yapılmaması,

3-Terörle mücadele konusundaki özel ve gerekli uygulamalar hariç, genelde adaletinin uygulanmasında kimi arızaların oluşması.

Birinci hususta, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin özellikle 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra, devletin istiklali, yönetimin istikrarı konusunda AK Parti iktidarına verdiği destekten, sınır ötesi operasyonlar konusundaki hassasiyetinden ve bu seçimlerde cumhur mutabakatına katılmasından sitayişle söz edilmesine rağmen, AK Parti’nin Kürt seçmenin oylarını almanın ötesinde, vatan sevgisinde müşterekliği korumak, Anadolu Mayası’nın asırlara baliğ olarak oluşturduğu yapıyı sürdürmek ve ortak inançların doğal bir sonucu olan uhuvveti baki kılmak bakımından özel sorumluluklarına dikkat çekiliyor ve şimdi alınan sonuçlara göre bu sorumlulukta bir zafiyetin ortaya çıkmasından tedirginlik duyuluyordu ki bunları, ben de daha 2 Nisan 2018 tarihli Gerçek Hayat yazımda biraz farklı kelimelerle söyleme gereği duymuştum.

Bu hususu dile getirenler, topraksız vatanın, insansız devletin olmayacağı hükmünden hareketle, toprağın sosyoekonomik ilişkilerin tümünü kapsayan ve insanın ulus değil millet fikriyatını ihtiva eden mecazlar olarak birliğe, ortak yaşamaya, hak ve hukuka temel teşkil ettiğini dile getiriyor ve millet olarak yaşama fikriyatının Selçuklu’dan devralınan şekline tekrar bakılmasını öneriyorlardı. Hatta biri İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Sultan Selim’i Kuds-i şerif’i ziyarete ikna edişinde ümmet vurgusuna dikkat çekiyordu.

FETÖ ile mücadeleye gelince.

Bu konunun burada saçıp savrulmayı gerektirecek bir tarafı yok. Ancak ilgili sözleri şöyle toparlayabilirim: Siyasette vefa asıldır, ancak yeri geldiğinde veda etmek de vefa göstermek kadar değerlidir. Bu konuda vefa ile veda şartlarının gereğince işletilmemesinden doğan bir rahatsızlık duyulmaktadır.

Adalet konusunda ise, terörle mücadelenin gerektirdiği özel durumların bazen genele teşmil edilebildiği ya da kimi hassas beldelerde bunun birilerince istismar edildiği, şeklinde duyulan kuşkulardan başlayarak, Ergenekon davasından bugüne kadar kimi yargılamalarda esasın gözden kaçırılabildiği ifade ediliyor. Çoğu halen mahkeme aşamasında olduğundan örnek verilmese de malum malumdur, ayrıca ilamı zaten gerekmiyor.

Bunlardan hareketle sonuç olarak diyeceğim şudur:

Sayılarını zikrettiğim arkadaşlarımın hepsi, şartları oluştuğunda, günü geldiğinde (ki inşallah öyle şartlar oluşmaz ve günü sürekli ertelenir) Recep Tayyip Erdoğan’a, temsil ettiği siyaset ve inanç gereğince tereddüt etmeden canlarını feda edebilecek kişilerdir; Erdoğan söz konusu temsil içinde bulunduğu sürece de bu böyle olacaktır.

Ancak tarafında olma, destekleme, yaptıklarının ardında durma ve savunma konularında Ak Parti yönünden giderek artması muhtemel olan meşkuk bir durum gelişmektedir.

Siyaset arenasında yaygınlaşmaya başlayan pragmatizmin özellikle birileri tarafından şahsen cazip görülmesi ve bu birilerinin parti şubelerinde salt bu maksatla görev alarak etkili olmaya başlaması potansiyel bir tehlikenin işaretidir.

Milli Görüş’ten beri Erdoğan’ın temsil ettiği davanın içinde bulunanların büyük bir kısmı, kenara çekilmeyi tercih etmişlerdir.

Bizim davamız, bu davaya sahip olduklarını söyleyenlerin değil (ki, bu aynı zamanda –İslamcılık gibi– siyasi bir moda haline gelmiştir), bu dava uğruna dizleri parçalanmış, omuzları yaralamış, ilgili akıl yüzünden alınları kırışmış insanların davasıdır.

Ben seçimlerin sıcak gündeminde, kısmen ve dar çaplı bir alanda gazetecilik yaparak edindiğim sonuçları ve intibaları aktardım.

Ne derler: “Dost acı söyler.”

Ama kendim henüz bir şey söylemedim.

#Cumhurbaşkanı Erdoğan
#Seçim