Eleştirinin hası

00:0029/05/2013, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Öykücü, şair ve denemeci gençlerden oluşan bir edebiyat grubunda kendisinin de eleştiriyle ilgilendiğini söyleyen biri, arkadaşlarının çalışmaları üzerine yazdığı eleştirilerin onlar tarafından kusur bulmak olarak algılandığını belirterek bana şu soruyu yöneltti: "Eleştiri yazmakla kusur bulmak arasında ne tür bir ilişki var ki, bu ithama maruz kalıyorum?"Ona dedim ki: Eleştiri eylemi, eleştiriye mahsus sanat-kamuoyu tarafından benimsenmiş birikime ve esaslara yaslanır. Bu manada ne eleştirmenler

Öykücü, şair ve denemeci gençlerden oluşan bir edebiyat grubunda kendisinin de eleştiriyle ilgilendiğini söyleyen biri, arkadaşlarının çalışmaları üzerine yazdığı eleştirilerin onlar tarafından kusur bulmak olarak algılandığını belirterek bana şu soruyu yöneltti: "Eleştiri yazmakla kusur bulmak arasında ne tür bir ilişki var ki, bu ithama maruz kalıyorum?"

Ona dedim ki: Eleştiri eylemi, eleştiriye mahsus sanat-kamuoyu tarafından benimsenmiş birikime ve esaslara yaslanır. Bu manada ne eleştirmenler ne de o eleştiriyi okuyanlar layüsel bir çabanın içinde olamazlar.

Çünkü eleştirmen pazara salınmış bir fil değildir; tezgahını iğreti kuran pazarcı da onun her yıklışında filleri suçlayamaz. Dolayısıya aksine bir düşüncede ısrar etmek eyleyen ve yorumlayan bakımından ikili bir sakatlığa işaret eder.

Eleştirmen eleştirinin sürekliliği içinde yer alır; geçmişten kendi gününe kadar yapılmış eleştirilerin öz ve biçiminden etkileneceği gibi, kendisine mahsus bir perspektif ve söylem üzerinden yeni olanın arayışını da sürdürür. Ancak ne denli bir yeniliği gerçekleştirmiş olursa olsun, o yenilik de nihayetinde eleştirinin birikimine dahil olarak vaki sürekliliği pekiştirir.

Kusur bulmak ise evvel emirde bir yazı eylemi değildir, kişilik bozukluğuna delalet edebilecek bir haldir.

Örneğin biri bir yazarın eserine (düşüncesine, sanat çabasına) bakmayıp, onun giydiği düşük kemerli pantolona bakıyorsa bu bir kusur bulmadır. Eğer bunu yapan bir eleştirmense o zaten sözümona eleştirmendir, ne yazarsa yazsın sanat-kamuoyu kısa bir süre içinde onu sükut suikastiyle addaya gönderiverir.

Bu sözlerim üzerine sorunun sahibi şöyle dedi: "Abi, siz birkaç yıldır edebiyat eleştirisinden çok sanat eleştirisiyle ilgilendiğiniz için, edebiyat ortamındaki kısır çekişmelerden, ahbap-çavuş ilişkilerinden, dedi-kodulardan habersizsiniz sanırım. Edebiyat eleştirisi yapmakla sanat eleştirisi yapmak birbirinden çok farklı artık."

Haklı söze hacı emmi ne desin? Doğruydu söyledikleri.

Temsili ve plastik sanatlarda eleştiri, doğal bir hak olarak algılanıyor çoğunlukla.

Çünkü sanatçı eleştiriye bakarak değil kendi kabiliyetine bakarak işini yapıyor, onu eleştirebilecek olan da eleştiriyor.

Sanatçı kendisine yöneltilen eleştiriye göre yeni işinde yeni bir vaziyet de alıyordur muhakkak ama asıl eleştirmene dönüp "ben bu işi senden iyi biliyorum" diye parmak sallamıyor ve ancak işiyle var olacağı bilinciyle sonuçta ona adıyor kendisini.

Edebiyatta ise durum sahiden çok farklı.

Çünkü öykücü, şair, denemeci de olsalar kendilerini potansiyel bir eleştirmen olarak görebiliyorlar kalem sahipleri. "Bunu ben de yazarım" pişkinliğiyle eleştiri konusunda burunlarından kıl aldırmadıkları gibi, kendilerini yüceltmeyen bir eleştiriye de öncelikle bu potansiyel durum nedeniyle dudak bükebiliyorlar.

Eleştiriyi kusur bulmak olarak görme yanılgısı da öncelikle buradan kaynaklanıyor sanırım.

Diğer bir söyleyişle muteriz, bir eleştirmeni kusur bulucu olarak nitelemekle, kendisinin de kusur bulucuda kusur arayana dönüştüğünü, haliyle kendini kendisinin ürettiği bir kısır döngünün içine yerleştirdiğini fark edemiyordur.

Elbette bu kısır döngünün sonu yok ama buna karşı bir tedbir ya da en azından bir tutum geliştirmek mümkün olabilir.

Örneğin eleştirmen de sanatçı gibi sadece işiyle vardır. Eleştiri yazmak şan, şöhret kazanmak olmayıp bilakis ağır-işçilik olduğuna göre ona düşen hakkından ve haddinden razı olmasıdır. Bu da onun kusurda değil, adalette durmasını zorunlu kılar.

Bunu anlayanlar anlar; anlamaya niyeti olmayanlarsa ne söyleseniz söyleyiniz anlamazlar.