İmzalı kitap meselesi

00:0013/03/2013, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Cemil Meriç''in kitaplarını takdim ettiği az sayıdaki kişilerin isimlerini içeren bir listeyi yanılmıyorsan onun Jurnal''inde görmüştüm.Kitap takdiminin taşıdığı kıymeti ve o kıymetin artık yitiklerimiz arasına karıştığını anlamaya yeterli bir örnekti.Kitabın takdiminin ilk muhatapları başlangıçta sultanlar, vezirler, valiler iken, zamanla hatırlı (ve kıymet bilir) insanları da kuşatan bir geleneğe dönüşmüştü.Çok değil, ilk kitabımı yayınladığım 90''lı yıllarda bile kitap takdimi büyüklere mahsus

Cemil Meriç''in kitaplarını takdim ettiği az sayıdaki kişilerin isimlerini içeren bir listeyi yanılmıyorsan onun Jurnal''inde görmüştüm.

Kitap takdiminin taşıdığı kıymeti ve o kıymetin artık yitiklerimiz arasına karıştığını anlamaya yeterli bir örnekti.

Kitabın takdiminin ilk muhatapları başlangıçta sultanlar, vezirler, valiler iken, zamanla hatırlı (ve kıymet bilir) insanları da kuşatan bir geleneğe dönüşmüştü.

Çok değil, ilk kitabımı yayınladığım 90''lı yıllarda bile kitap takdimi büyüklere mahsus bir hürmetin tezahürüydü. Bu yüzden yazar ya da okuyucu bir büyüğümüze kitabı takdim ederken birkaç satır yazmamamız ve imzalamamamız hürmetsizlik sayılırdı.

Sahaflık yaptığım için bundan on yıl öncesine ait imzalı kitapların değerine de bu yüzden yakinen vakıfım. Ama son on yılda ne olduysa oldu imzalı kitaplar da birçok şey gibi ayağa düşmeye başlayıverdi.

Sahafiyeyi yeni açtığım günlerde, aynı zamanda bir imzalı kitap kurdu olan şair İbrahim Tenekeci geldi; keskin bakışlarıyla adeta tüm rafların fotoğrafını çektikten sonra dikkatine takılan bir kitabı eline alıp, ''Abi bu yazarın imzasız kitabı var mı?'' diye soruverdi. Gayri ihtiyari ''ne mana?'' dercesine gülümsediğimi görünce de espriyi patlattı: ''Bu yazarın imzasız kitabı makbul de ondan.''

Haklıydı Tenekeci; yazarlar artık yanlarında kitap paketiyle dolaşıp, caddelerde kendilerine tebessüm edenlere bile kitap imzalar hale gelmişler, yetmemiş internet kitap satış sitelerinde de kitaplarının imzalısını satmaya başlamışlardı.

Aslında mesele bir kıymetin sürdürülmesi değil, kıymetsizlik ortamında zorunlu bir kıymet icadıyla görünür olmaktı.

Yazarlar beki de ömürleri boyunca hiç görmeyecekleri birilerine imzalı kitap ulaştırarak ona değer kazandırırken, o yazarı ömürleri boyunca hiç görmeyecek olan birileri de böylece o yazara herkese ulaştığı konusunda bir tatmin vesilesi oluyorlardı. Herkes! Ne diyordu Heidegger ''herkes'' için ''Ceman yekün olmayan.''

Şahsiyet sahibi ve kıymet bilir birilerinin yazarı ve okuru olmaktansa herkesin yazarı ve okuru olmaya evrildi böylece yazar-okur ilişkileri...

Sonuçta gele gele, Tenekeci''nin esprisindeki imzasız kitabın imzalısından daha makbül olduğu zamanlara geldik.

Sıradan okur ve yazar için imzalı kitap almak ve sunmak sıradan bir durum artık.

Bu konuda tam bir facia niteliğindeki olayı ise son Bursa seyahatimde Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi Başkanı Mustafa Efe anlattı:

Hattat Hüseyin Kutlu Hocaefendi''yi sohbet için davet etmişler; teveccüh gösterip teşrif etmiş o da.

Malum, Kutlu Hocaefendi''nin o seçkin hattıyla yazdığı bir Mushaf-ı şerif basılmak suretiyle çoğaltıldı.

Sohbetin sonunda birkaç kadın dinleyici ellerinde işte o Mushaf-ı şeriflerle Kutlu Hocaefendi''nin oturdukları masaya gelip, kendisinden imza talep etmişler.

Benim duyduğum anda çok şaşırdığım gibi Kutlu Hocaefendi de şaşırıp kalmış elbette. Celalli adamdır Hocaefendi, ağızlarının paylarını vermiştir diye düşünmüştüm ama gayet rikkatli davranmışlar ve ''Bu Allah''ın kitabıdır, ben sadece onun yazımını tekrarladım; imzalamam hiç muvafık olmaz'' mealindeki sözlerle reddetmişler kadınların talebini.

Uygun zaman bulunca baktığım bir internet kitap satış sitesinde ise o Mushaf-ı şerif için şu kayıtların düşüldüğünü gördüm:

''Kur''an-ı Kerim (Hüseyin Kutlu Hat''tı); Yazarı: Heyet; Yazarımıza mesaj göndermek için tıklayınız; Yayın numarası: ?, ISBN: ?; Barkot: ?; Sayfa sayısı: ?; ebadı: 24x16''

Görünen köy kılavuz istemez değil mi?

Ne edep vü ne ahlak vü ne nezaket; hakettiğimiz bir akibet midir acaba bu yeni afet!