
İlk bakışta Arap harflerine, perspektifsizliğe ve bilinçli biçim-bozmaya duyulan nostaljik aşinalıktan hareketle hem üretimde hem de satışta emsallerine fark yaratmak üzere hat-minyatür-resim üçlüsünden üçüz bir müllemaya yaslanma ya da bunları kendi imkanları içinden yeni(ymiş gibi) resimsel yapılara aktarma hinliği beni aslında pek ilgilendirmiyor. Çünkü neticede güzelliğin tezahürüne bitişik olan sanat çabası üreticilerin ve satın alıcıların şu ya da bu seviyedeki güzellik anlayışlarına göre bir karşılık bulmuş oluyor.
Hatta bu bağlamda "suret yasağı"yla ilgili fetvaların kendi zamanlarıyla kayıtlı olduğu kanaati ve yeni zamanlar için verilmiş açık bir fetva bulunmuyor gerekçesiyle resimsel olanı duvara asmak lehine daha esnek davranmaktan yana belirginleşen tutumlar da kendi içlerinde birçoklarına daha makulmüş gibi geliyor olabilir ki bu da belli oranda makul görülebilir.
Dolayısıyla mezkur işler, eylemler konusunda (bu fakir dahil olmak üzere) itirazlarını dile getirenler de kendilerini fakih, son karar sahibi sanmayacak kadar akıl, izan ve had sahibi olduklarına göre, günümüz sanatıçılarının istediklerini düşünmekte ve uygulamakta sonuna kadar özgür olduklarını savunmak da mümkün.
Beni ilgilendiren asıl husus bize mahsus imgelerde, bunların surete dönüştürülme süreçlerinde şimdiye kadar ne olup bittiğini kavramaya ve bundan sonra yeni süreçlerin nasıl bir anlayış üzerinde yapılandırılabileceğine dairdir.
Örneğin, buna göre İslam-sanat sorununu mevcut fetvalar üzerinden tartışmanın sağlayacağı pratik bir yarar olmamasının ötesinde onlarla hem sanatı icra edenleri hem de onun üzerine düşüneneleri birer potansiyel yasakçı olarak damgalama tehlikesi bulunmaktadır.
Çünkü İbn Arabi"nin söyleyişiyle "Yasaklamanın anlamı, yasaklanan şey hakkında kuşkuya mahal vermemektir." Dolayısıyla suret yasağını itikadi, ameli ya da örfi olarak niteleyişimize göre ihlalin düzeyiyle, onu ihlal edenin durumu da değişivermektedir.
Dolayısıyla bu durumda sureti "veche, resim-leme, imaj/imge, görüntü, biçim, kopya ve hatta kurgu / hayal" karşılıklarının tümünü içerecek şekilde tartışmaya açarken, öncelikle bu tartışmaya özgü sağlam bir zeminin belirlenmesi elzemdir.
Tartışmanın Fıkhi boyutu konuyla ilgili yeni bir hukuk bulma ve ya hukuk yaratma ihtiyacı duyanlar açısından önem arzetse de, halen bulunmuş ya da yaratılmış olana göre amel eden açısından bir öncelik arz etmez. Ayrıca Ehl-i sünnetin yasaklamanın çok ötesinde gelişen "surete tenezzül etmeme tutumu" kendi sınırlarının belirlenmesinden başka bir çözüm ya da rahatlık aramayan Müslümanlar açısından da en ideal sonuçtur.
Bu durumda tartışmanın zemini zihniyete ve o zihniyeti şekillendiren kültüre göre belirlenecektir. Bu sonucu benimsediğimizde ise asıl neyi benimsemiş olduğumuzu belirleme sorunuyla karşı karşıya geliriz. Şundan ki: söz konusu sonuçta yer alan "zihniyet" ve "kültür" terimleriyle neyi kastettiğimizi, neyin anlaşılması gerektiğini netleştirme ihtiyacı beliriverir.
Bu ihtiyaçtan söz etmek zikredilen terimlere yeni içerikler belirlemekten çok, onların mevcut içeriklerinin farklı şekilde işlevselleştirilmesine ilişkin bir ihtiyaçtır.
Örneğin "mevcut "gelenek" terimine - zihniyeti temsil tahtında-, bir muhafazakardan, liberalden, sağcıdan ya da materyalistten farklı olarak nasıl bir işlev yüklemeliyiz?" sorusu vurgulanan ihtiyaca bağlı olarak ortaya çıkarabileceği gibi, Ehl-i sünnetin surete mesafesinde çok etkili olan "put endişesi"nin başlıbaşına bir puta dönüşmüş olma ihtimalini gözetmek de o ihtiyaca dahildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.