İşte yazdım

00:003/09/2011, Cumartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Ömer Lekesiz

Boğum boğum dumanlarıyla trenler geçiyor içimden. Beynimde ötüyor metal tekerlerin metal raylarda çıkardığı soysuz, acımasız sessizliğin katili cızırtılar.O metaller ki, yabancılaştırıldığım dünyanın bir intikamı gibi giriyor rüyalarıma, hayallerime, vehimlerime.Bayramla birlikte gelen hüznü ve sevinci birlikte kundaklayıp, içimde yüzündeki gülücüklerle hayata “merhaba” demeyi masumca bir istekle sürdüren bir bebek varmışçasına geleceğe uzatıyorum kendimi ve böylece okkalı bir itiraz gönderiyorum

Boğum boğum dumanlarıyla trenler geçiyor içimden. Beynimde ötüyor metal tekerlerin metal raylarda çıkardığı soysuz, acımasız sessizliğin katili cızırtılar.

O metaller ki, yabancılaştırıldığım dünyanın bir intikamı gibi giriyor rüyalarıma, hayallerime, vehimlerime.

Bayramla birlikte gelen hüznü ve sevinci birlikte kundaklayıp, içimde yüzündeki gülücüklerle hayata “merhaba” demeyi masumca bir istekle sürdüren bir bebek varmışçasına geleceğe uzatıyorum kendimi ve böylece okkalı bir itiraz gönderiyorum geçmişime ve şimdime.

Ey gelecek! Merhaba!

Onun gibi beni de al kollarına ey gelecek! Geçmişin ve şimdinin mayası çok gelmiş bir hamur gibi katman katman büyüyen kırmızı çizgilerle çizilmiş haritalarını içimden dışıma doğru yükselen isyankar, mor ve delifişek bir fırtınanın gücüyle yırtıp, yeni bir başlangıç yapayım senin vesilen ile.

Gözyaşlarımı silerek bakayım senin güneşinin aydınlatacağı güvenli, esenli, huzurlu, mutlu ama çok mutlu günlerine.

Çölleşen dünyanın sıcağında çatlamalarına ramak kalmış mermer lahitlerin kısacık gölgeleri arasından süzülen bir sineğin hafifliğiyle ve teslimiyetiyle uçayım sana doğru ey gelecek!

Kanatlarımda rüzgarın kokusuyla, gözlerimde umutla, zihnimdeki uçarı hayallerle uçayım, uçayım.

Gökyüzünde birbirlerini iterek yerin en alasını kapmaya, yağmurun en fazlasını indirmeye, rengini griden siyaha döndürmeye çalışan yalnız ve yapayalnız bulutlar gibi tutunayım senin bitimsiz göğüne.

Biliyorum yetersin bana. Bir anne, bir rahim, bir kuytu, bir sığınak, bir mağara, bir in, bir kuyu, bir balkon, bir zirve olursun bana.

Ayazlı bir günün yorgun düşüren aylaklığından sonra ekşiliğinin derecesini adeta hüzzam makamında bir şarkı olarak kulaklara fısıldayan bir kase sıcak tarhana çobası gibi ısıtırsın içimi.

Biliyorum, gelecek oluşun işaretidir geleceğinin. Geniştir evrenin, uzundur vaktin, güzel hayallere gebedir belirsizliğin ey gelecek!

İçimden boğum boğum dumanlarıyla bir tiren geçiyor.

Senin beni alacağına bir işaret sayıyorum bunu; içleniyorum, tarçın kokulu ağaçların bağladığı kabukların aynısını bağlıyorum bedenimde ve kendi bedenimi tenimle zırhlamış olarak sana yöneliyorum.

Al beni ey gelecek!

* * *

Sevgili okurlarım, ah sevgili okurlarım, işte yazdım sonunda, yazdım!

Böyle yazabilmeyi öyle çok istiyordum ki.

Yazdıklarım ne kadar içten, sımsıcak, duygu yüklü, ağlak, berrak, sarkak ve samimi değil mi?

Tartışmaya, sorguya, yargıya, ikaza, itiraza, iftiraya, ithama, evhama, küçümsemeye, büyüksemeye geçit vermeyen, alttancı ve üsttenci olmayan harika bir yazı tarzı!

Düşünceyle hiçbir ilgisi olmayan şeylerin düşüncesini düşündüğünü sanmanın verdiği büyük bir tatmin oluşla yazılmış, suyla, sabunla, mendille, havluyla, peçeteyle, bezle, mezle hiçbir ilgisi, ilişkisi olmayan bir yazı!

Ne tirenin, ne metalin, ne kundağın, ne geçmişin, ne şimdinin ve ne de geleceğin bunları yazdım, içimdekileri şu sıcak yaz günlerinde bir bardak taze şalgam suyu sunmanın keyfi içinde sundum diye müşteki olmaları mümkün mü?

Değil elbette. Bunlar ağızları, dilleri, beyinleri olmayan şeyler; kendilerine zararı olmayan ama bize çok faydaları olan şeylerdir.

Tehlikeli olan, gövde denen şeylerinin üstündeki topuzun içinde beyin adlı bir şeyi taşıdıklarını zannedenlerdir.

Düşünceyle hiçbir alışverişleri olmadığı halde gündelik meşguliyetlerinden (yani asıl mesleklerinden) artan zamanlarında yazarcılık oynayan malumatfüruş, dilbaz, çal-çene, ukala tiplerdir.

Bunlar da kendilerine zararı olmayan ama bizlere çok faydaları olan şeylerin tam aksine kendilerine çok faydalı, bizlere çok zararlı olan şeyler cümlesindendir.

Çünkü söylerler söylediklerinin nereye gittiğini bilmezler, itiraz ederler neye itiraz ettiklerini bilmezler, suçlarlar neyle suçladıklarını bilmezler, savunurlar neyi savunduklarını bilmezler.

Ama dilleri pabuç gibidir; düşmanlıkları şeytana rahmet, dostlukları düşmana hayır duası okutur.

Düşündüm taşındım, zararlı şeylerin nazarına neden olacak şeyler yazıp, dünyanın en zor işlerinden biri olan düşünmeyene bir şey düşündürmeye çalışmaktansa, zararsız şeyler üzerinden edebiyat geyiği yapmaya niyetlendim.

Bakın yukarıda denedim bunu ve kendimce başarılı da oldum.

Ama mutmain olmadım.

Bir “köşe sever” değilim, haftada birkaç gün gündemdeki en gündemli olandan hareketle olaylar köftesine maydanoz eklemek benim işim değil. Ben mümin olarak yaşadığım dünyadan rahatsızım ve rahatsız olmayanları da rahatsız etmek istiyorum.

Yoksa niye yazayım.