
Yarın 28 Şubat…
Net bir söyleyiş arıyorum; o bin bir yüzlü zulme maruz kalanların hepsinin halini özetleyebilecek bir söyleyiş…
Net bir tanım arıyorum ya da resmi, sivil tüm zalimlerin ve işbirlikçilerinin durumunu hemen ele verebilecek bir tanım…
Dilimi dişime kilitleyip durdum oysa ki yıllar yılı…
Sözün tükendiği yerdi çünkü 28 Şubat; susmayı zorunlu kılan saçmalıklarla aklımın verdiği ilk ve son tepki…
Tekrar dönemiyorum işte bu yüzden 28 Şubat"la ilgili bir söze ve söyleyişe…
Bin yıl sürecek ilencim kalın bir urgan gibi geriliyor işte şimdi söz ile söylemenin arasına çünkü…
Sibel Eraslan"ın "Saklı Kitap"ını, bu dilsizliğin diline karşılık düşeceği umuduyla okudum asıl…
Sessizliğe karşı bir ses olacağı umuduyla…
İnsanların acıları üzerinden üretilen sloganları, teşhirleri, teşrihleri sevmiyorum…
Yıllardır havasını teneffüs ettiğim edebi dil içinde bekledim bu yüzden dilsizliğin dilini…
Sibel Eraslan, 28 Şubat"ın önemli tanıklarındandır ve edebiyatçıdır aynı zamanda; hem sorumluluk hem yetenek sahibi olarak tanıklıklarını edebi dil içinde geleceğe aktarmasını ondan da beklemeliydik zaten…
Öyle de oldu, "Saklı Kitap" sessiz harflerde saklanmış ses(li)lerin işaret ettiği yorgun ama vakur suretlerle geldi…
Adeta, Adem"e verilen kelimelerden en sırlı olanlarını taşımak uğruna isimlerinin yarısını feda etmiş Adem"in kimi kızları ve oğullarıyla…
Tıpkı anlatıcının üç saatlik İstanbul-Viyana yolunda anılaştırdığı onlarca hayatın kişisel tarihleri gibi…
Saklanmış ama asıl saklanışlarıyla her şeyi saklanır olmaktan çıkarmışçasına…
"Saklı Kitap" abla olduğu gün birden bire koca kıza dönüşüveren; henüz tamamını keşfetmediği bir dünyaya mahsus meçhulleri "tepegöz" nam bir hayaletin korkutucu hayallerinde kuluçkaya yatıran, inandığı gibi yaşayabilmek için babasının en büyük hayal kırıklığına dönüşmeyi göze alan, tabutluk hükmüdeki İkna Odası"nda başkalarıyla aynı davaya inanmanın, arkadaşlığın, dostluğun, vefakarlığın, vakarın, dayanışmanın, gücün, acziyetin, ihanetin, iftiranın, baskının, şiddetin içinden kırık aynaların içinden geçerçesine geçen anlatıcının cevaplamaktan çok sormakla, muhakeme etmeken çok muhabbetle, anlamaktan çok sezmekle, açıklamaktan çok örtmekle bina ettiği bir dizi hikayeden oluşuyor…
Çoğunluğu Ashab-ı Kehf kıssasının izlerini süren hikayeler…
Kehf Ehli gençti, onlar da gençtiler; Kehf Ehli birbirlerine ve inandıklarına inanmışlardı, onlar da öyleydiler; Kehf Ehli yurtlarını terketmişlerdi, onlar da terkettiler; Kehf Ehli onları yok etmek için arkalarından takip edenlere rağmen korkmamışlar ve Allah"tan umut kesmemişlerdi, onlar da korkmadılar ve umut kesmediler…
Ama işte insan olmak var, yüreği kanamak var, ızdırap çekmek var, ezilmek var, ağlamak var, yitirmek var, terkedilmek var, yalnız kalmak var, itilmek var, küçümsenmek var, suçlu ilan edilmek var, yargısız infaz var…
Bunu edebiyatçılar bilir en iyi; insanı insan kılan şeyleri ancak onların kalemleri yazar…
"Gelinlik bakmaya çıkacaklardır oysa sadece birkaç gün sonra, ayrılık mesajını aldığı o uğursuz günden sadece birkaç gün sonra. Salı mıydı o uğursuz gün? Nasıl unutabilirdi ki. Salı bu sallanır derler. Salacak kıyılarında günlerce ağlayarak gezmemiş miydi? Bir cenaze gibi sallara yatırmamış mıydı onu felek?" diyebilmek için ideolojilerin, ezberlenmiş düşüncelerin, siyaset oyunlarının üstüne çok üstüne çıkmak gerek... Çünkü konu insan ise gerisi teferruattır; insan ise meçhuldür ve o meçhul ancak bir yazarın kaleminde maluma dönüşür.
"Saklı Kitap"ın saklayamadıklarında sizin yüreğinizdekine de isabet eden bir malum inanıyorum ki, vardır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.