
Ülkemizde sanatsal ihtiyaçla değil, Batı''ya duyulan özentiyle var edilmeye çalışılan plastik sanatların sadece "mutlu azınlık" arasında tedavül etmesi, sanatın bu dallarıyla ilgili yorum ve eleştirinin de yine aynı kesim içinde "kapalı devre" bir "üst dil"le yapılmasını beraberinde getirmiştir.
Diğer bir söyleyişle bu yorum ve eleştiriler, alan (sanatçı), veren (eleştirmen) ve seyreden (okuyan) üçlüsü ile sınırlı kaldığından, öteki''lerin (yani halkın) söz konusu yorumla / eleştiriyle ilgili bir bilgisi, düşüncesi oluşmadığı gibi, o yorumun yorumunu ya da eleştirinin eleştirisini yapmaya talip olacak birileri de (halk içinden) çıkmamıştır.
"Üst dil" dediğime bakmayın, siz bunu "üfürülmüş mülahazalar" olarak da okuyabilirsiniz. Çünkü o doğrulanabilir, çerçevesi belirli bir dile değil, doğrudan o dile başvuranın "lafazanlık kabiliyetine" dayalıdır.
Halk "entel lafazanlık"tan hiç hoşlanmadığı için o kabiliyet de ancak onun kendisine ait oluşuyla mutlu olabilecek sınıf içinde saklı tutulmuştur.
Bir örnek verip geçeyim:
"Heykellerin yerleşeceği mekânı sürekli olarak dönüştürmeye, ona yeni anlam ve bakış hatları kazandırmaya çalışır Ariş. Hareket ve eylem, mekânın varlığını hem olumlar ve ortaya çıkarır hem de onu büker ve yeni bir soluk kazandırır. Hareket potansiyeli ve kabiliyetine sahip çalışmaları içinde yer aldıkları mekânın koşullarını bozarak müdahale eder. Mekânın heykellerini yutmasına müsaade etmez Ariş. Ufacık bir dokunuşun yarattığı enerji ile bir karşı gerilim oluşturur." (Levent Çalıkoğlu, Koray Ariş Retrospektif, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2012)
Siz bir "hareket ve eylem"in (ya da bir heykeltraşın heykel yoluyla) mekanın varlığını eşzamanlı olarak nasıl olumladığını, ortaya çıkardığını, büktüğünü ve böylesine bir büküşle (lûtfen gülmeyin!) nefesi kesildiği için doğal olarak bir soluk üfleyip dirilttiğini anlamaya çalışırken ben sizi hemen 22. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı''nda Pınar Suel ile Sertap Yeğin''in birer tablosuna götüreyim:
Pınar Suel, internette rastladığım Mafestosu''nda şöyle demiş: "Eserlerimden biri olan ''Varoluş Serengeti''de ele aldığım gibi; Varoldum, Dünü, Bugünü, Yarını bağladım ve Başladım, Nefes aldım, Nefes oldum, Ses duydum, Ses oldum, Tanıdım, Başladım, Yansıdım, Sarsıldım, Dokundum, Tanıştım, Şaşırdım, Baktım, Uyudum, Soludum, Öldüm ve Uyandım, Bölündüm, Tek oldum, Benzedim, Seslendim, Ürperdim, Gerildim, Saklandım, Bezendim, Varoldum…"
Ben de Fuar''da Suel''in "eserim" dediği bu tabloyu gördüm. Alıntıladığım kelimelerin yer aldığı (ya da karıştırdığı) zeminde yeşil yeşil bakan, kalın dudaklı, gölgesi kırmızımsı, yüzü ifadesiz bir zenci çocuk –vesikalık fotoğraf duruşuyla– yer alıyor. Çocuk, kırmızımsı gölgesi sayesinde biraz rölyefleşmiş gibi durduğundan, perspektifi gereksizleştirmiş ama bu kez de zemine zorla ikna edilerek yapıştırılmış gibi durmaktan kurtulamamış. Üstelik resimsel etki, bakış çocuktan çok kelimelerin yazılışına ve doğal olarak okunuşuna odaklandığı için çocuk, kelimelere dikkat çeken ikincil bir araca dönüşüvermiş.
Sertap Yeğin''in ise "Müzisyen" adlı tablosunu gördüm. Biri az, diğeri yarı çıplak iki kadın, ilk bakışta dibek gibi görünen bir taşın üstüne oturmuşlar. Resmin kaçış noktasından sızan ışık, kadınların ayaklarında ve sağ tarafta etkisini yitirmiş. Var olan aydınlıkta, boyları abartılı iki kadın kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde "kız-kıza" oturuyorlar. Soldaki galiba flüt çalıyor, yerini pek sevmediği anlaşılan sağdaki ise sol taraftaki fidandan kırdığı iki çiçekli dalı tutuyor. Tablonun adı "Müzisyenler" ama bu kadınlar sanki biraz önce bir tecavüzden kurtulmuş gibiler. Fidanın canına okumaları, zaten bir oldu-bittiye karşı intikam duygularını ele veriyor.
Bu tablolar için "seçkin" yorumcuların, eleştirmenlerin ne dediklerini bilmiyorum ama Levent Çalıkoğlu''na kalsa onları dürerek, bükerek, soluklayarak dünyanın bilmem kaçıncı harikası şeklinde ilan edeceğinden hiç kuşkum yok. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi mutlu azınlığın işi ancak mutlu azınlığın anlayacağı bir dille konuşmaktır.
Oysa ki yorum / eleştiri işi halkımızın gariban bir evladına kalsa, bu tablolaların değerleri sanatsallıklarına (yorumuna, eleştirisine göre) değil olsa olsa dekoratif yararlılıklarına göre belirlenebilir. Ki, bu dekoratiflik mezkur fuardaki ürünlerin yüzde doksanı için geçerli gibidir.
Fakat siz yine de bugün ya da yarın "sanatı az boyası çok" o ortama bir uğrayın.
Bu arada İstanbul Kongre Merkezi''ndeki Contemporary İstanbul 2012 Fuar''ını da gezdim. Birkaç enstelasyon işin dışında, görme zahmetinize değecek bir şey olduğunu sanmıyorum; nedenlerini yazacağım inşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.