
Herkes sussa da onun susmayacağından, tatlı-sert eleştirilerini esirgemeyeceğinden emin olduğum dostum, birbirleriyle ilişkili olan son beş yazımla ilgili aradı bu kez.
Dedi ki, "Bu yazılarında ironi gibi fevkalade güzel bir imkana yaslanarak muğlaklaşan yazarlık tutumuna, sığlaşan edebiyat ortamına, Cahit Koytak''ın Hüseyin Atlansoy''un, Hayriye Ünal''ın, Ahmet Ada''nın, Ahmet Murat''ın, İbrahim Tenekeci''nin tekil başarılarına rağmen yerlerde sürünen şiire, süslü ama kof sözlerle yapılan güya edebi değerlendirmelere dikkat çekiyorsun ama, günümüzde ironik dilin kaybedildiğini, medyada hakim olan "Ali bak bu top. Ali sen bu topu at" söyleyişlerinin bile izleyiciye / okura ağır geldiğini unutuyorsun. Yaptığın ironi, ironi algısından muaf olanlarca senin ilk bakışınmış, asli değerlendirmenmiş gibi algılanırsa ve en basitinden falancanın ''öyküleri biçimle içeriğin büyük uyumu üstüne kurulmuştur. Öykülerinde biçim içeriği içmediği gibi, içerik de biçimi biçmez'' şeklindeki o cümlen bir övgü epigrafı olarak yarın internet ortamında karşına çıkarsa, sakın şaşırmayasın."
Dostum haklıydı. O yazılara (çoğunluğu üç beş kitap sahibi olan yazarlarca) verilen tepkileri düşününce ona hak vermemem mümkün değildi.
Söz konusu tepkilere göre "İşte yazdım" da, duygunun önemini farkeden, "Başarılı bir öykücü"de ilgili kişiyi çok öven, "Bir kıymığın hüznüne prelüd"de gizli şairliği açığa çıkmış, "Bir yapıcı eleştiri"de eleştiri anlayışını değiştirmekle isabet kaydetmiş, "Galeri mekanında" ise ince ayrıntıları görebilen kişi olarak belirivermiştim.
Mevcut edebiyat ortamında ironik dile sahip kaç kişi var diye düşündüğümde merhum Ramazan Dikmen''den başkası (ve sonrası) gelmedi aklıma. "Yavuz" adlı öyküsü 1980''de yayınlandığında, kimi arkadaşlar ona "Ülkücü mü oldun?" diye sorunca onun, "Öyküm amacına ulaştı. İroni, onunla farklı gösterdiğin şeyin bir farksızlık (doğal) olarak belirmesi halinde asıl hedefini bulmuş olur" diyerek keyifle gülümsediğini hatırlıyorum.
Demek ki, ironik metinlerin üretilmemesi onu üretecek olan kalemlerin yokluğundan çok, onu algılayacak zihinlerin yetişmiyor oluşundan kaynaklanıyormuş.
Edebiyat ortamında, özellikle eleştirinin geriye çekilmesinden ve kitap tanıtımlarının onun yerini almasından sonra, tanıtımın bir gömlek üstündeki değerlendirmelerin bir "tabula ansata" olarak okunması da söz konusu gelişmeyle birlikte yorumlanması gereken bir olguymuş.
Değerlendirmeci, süslü ama içi boş cümlelerle oluşturduğu değerlendirmelerin hayranlıkla okunacağından emin, okur da bir tabula ansatayı okurcasına onu okumaya teşne olunca, mevcut edebiyat ortamına sığlığın hakim olması da kaçınılmazmış.
Değerlendirme konusunda böyle de şiir konusunda farklı mı sanki?
Facebook''ta birkaç şiir heveslisini arkadaşınız olarak atayıp, aktaracağım örneği bizzat kendiniz de fiili olarak görebilirsiniz:
"Saçlarına öykünen selleri / boz-bulanık rüyalarımdan akıtıp / verdim sana kendimi" diye yazıyor birileri. Hemen altına "beğen"iler sıralanıyor, bir iki, üç, beş, dokuz, on dokuz... Bununla gaza geliyor bizimki birkaç dize(msi) daha ekliyor: "Ben sende sessiz / sen bende geveze / kainat kitabını okuduk birlikte diz dize..." Hurra, tekrar başlıyor beğeni sağanağı, bizimkinin gazı artıyor, üç dize beş dize daha derken, beğenilirliği facebook beğenileriyle kanıtlanmış bir şiiri çıkıyor orta yere. Aradan çok bir zaman geçmeden edebiyat dergilerinden birinde okuyorsunuz bunu, hem de ilk sıradan iyi şiir olarak.
Demem o ki, ironinin çivisi çıkmış artık. Değil yazıyla anlatmanızın, davul zurnayla ilan etmenizin bile bir kıymeti kalmamış.
İroni, edebi faaliyetlerin bizzat kendisi olarak var olduğu için, onu algılayacak bir zihne ihtiyaç da yok zaten; tıpkı saçmalığın bir doğallık olarak kanıksandığı günümüzde, ironiyle farkedilmesi gereken durumun, yaşananın bizzat o olmasıyla ironik düşünmeden muaf olmak da kanıksanmış kendiliğinden.
Beni ikaz eden dostuma hak verişimin nedenleri ana hatlarıyla bunlardır.
Beş yazıda yazdıklarımın, belirttiğim tarzda üstüme yapışması tehlikesi ortaya çıkınca, hem buna ilişkin bir açıklama hem de "ortalıkta edebiyat filan yok abiler, hepimiz söğüt gölgesinde çayda çıra oynuyor ve sadece kendimiz seyrediyoruz" deme zorunluluğuyla bunları yazmak durumunda kaldım.
İroni yapmaya tövbe etmedim elbette ama ironiyi anlayacak yeni zihinlerin yetişmesine -karınca kararınca- hizmet etmeyi daha öne aldım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.