Tembel görüşler

04:0025/09/2015, الجمعة
G: 13/09/2019, الجمعة
Ömer Lekesiz

Tanzimat'tan bugüne, sanatla ilgili şuüç görüşyüksek sesle dile getirilmiştir:1-Batı sanat konusunda da bizden öndedir. En iyiyi ve en güzeli ortaya koydukları için onların sanatına duyulan hayranlığı ortadan kaldırmamız, taklit arzularını engellememiz mümkün değildir. Bu durumda, onların geldikleri son noktayı, bizim için bir başlangıç noktası saymalı; dolayısıyla kendi sanatımızı canlandırma çabalarıyla kaybedeceğimiz zamanı, yeni (hazır) sanatın benimsenmesine harcayarak hız kananmalı ve bu sayede

Tanzimat'tan bugüne, sanatla ilgili şu
üç görüş
yüksek sesle dile getirilmiştir:

1-Batı sanat konusunda da bizden öndedir. En iyiyi ve en güzeli ortaya koydukları için onların sanatına duyulan hayranlığı ortadan kaldırmamız, taklit arzularını engellememiz mümkün değildir. Bu durumda, onların geldikleri son noktayı, bizim için bir başlangıç noktası saymalı; dolayısıyla kendi sanatımızı canlandırma çabalarıyla kaybedeceğimiz zamanı, yeni (hazır) sanatın benimsenmesine harcayarak hız kananmalı ve bu sayede uygulama sürecini de kısaltmalıyız.

2-Olan olmuş, medeniyet konusundaki yeni seçimimiz (bizler beğensek de beğenmesek de) yerini bulmuştur. İnançtan, kültürden kaynaklanan kendi milli farklarımızı folklorik bir değer şeklinde yaşatmayı sürdürerek, asıl Batı sanatını onunla buluştuğumuz noktadan takip etmeli, ancak yerel renklerimizi ona eklemlemeye çalışarak, (olabildiğince) bir fark yaratma yoluna gitmeliyiz.

3-Batı'ya siyaseten yenilmiş olmamız, sanatta da yenilmiş olmamızı gerektirmez. Artık Batılılaşmaya (modernleşmeye) engel olamasak da kendi sanatımızı koruma altına alabilir; bunun vereceği güven ve gayretle zamanımızın zorunlu kıldığı yeni arayışlara yönelebiliriz.

İlki Batıcılık-solculuk, ikincisi Sağcılık, üçüncüsü ise Muhafazakarlık olarak adlandırılan bu üç görüş, öncelikle
tembellikte
ortaktırlar.

Çünkü üçünde de farklı derecelerde, kabullenilmiş bir yenilgiye göre tutum belirleme söz konusudur ki, bu belirleyiş köklü bir itirazı, somut bir direnişi ve dolayısıyla bağımsızlık (millilik ve yerlilik) çabasını içermez; “hayat devam ediyor” kabulü içinde pasif bir vaziyet almayı, diğer bir söyleyişle güncel olana, zuhurata göre davranmayı gerektirirler.

Bunun nedeni ise her üç görüşün de tıpkı tembellikte olduğu gibi,
faydacılıkta
ve
samimiyetsizlikte
ortak olmalarıdır.

Çünkü sanat, sanatın salt sanat olmak (ferdiyetin tahakkuku) bakımından yapılmasıyla, toplumsal yarar gözetilerek yapılması gibi asli düzeylerden, ticari bir düzeye evrilmiştir.

Bu yanıyla ekonomik bir sektöre dönüşen sanat, artık maliyet hesaplarının, arz-talep dengelerinin, pazarda beğenilme kaygılarının etkin olduğu, eğitim ve öğretimi devletin ihtiyaçlarına (taleplerine ve arzularına) göre belirlenen güdümlü bir eyleme dönüşmüştür.

Zikredilen her üç görüş de iktidarların sanat tutumlarına göre, belli dönemlerde daralma problemi yaşayarak ya da açılma imkanına erişerek, sanat ekonomisinden en büyük payı kapma savaşında galip gelmeyi, sanatın özünü ve asli işlevini düşünmenin önüne almışlardır.

Samimiyetsizlikte ortaklığa gelince, bunu hemen iktidar destekli olarak hinterlandını genişleten bir görüşe diğerlerinin göz kırpışından, gerdan kırışından anlamak mümkündür.

Nitekim bugün, geleneksel sanatlar adı altında yaygınlaşan İslam medeniyetine mahsus sanatların, batıcı-solcu, sağcı sanatçılarca kes-yapıştır, kolaj yöntemiyle, güya modern sanatlara monte edilmeye çalışılması; öte yandan geleneksel sanatlarla uğraşanların, içsel bir zorunlulukla değil, sadece kendilerini cepleri şişkin ve aynı zamanda sözüm ona sanatsal kalite tezkiyececilerine, dolayısıyla Batılılara, Batıcılara beğendirme arzusuyla, özünde non-figüratif olanı figüratif olana taşımaya, perspektifsiz ve gölgesiz olanda
manevi numaralar
çevirmeye yeltenmeleri söz konusu samimiyetsizliğin yeni görünümlerinden ibarettir.

O halde biz, sufilik- ferdiyet ve sanat üçlüsü üzerine nazari planda yazmaya çalışırken ne yapmış oluyoruz?

Doğrusu, ilgili (ve devam edecek yazılarımızla) ne sanatın kirlenmiş ortamını temizleme gayretinde ne de zikrettiğimiz üç görüşün dışında düşünülebilir ve uygulanabilir bir sanat teklifinde bulunmuş olmuyoruz.

Çünkü her şeyden önce düşünmeye çalıştığımız düşünceyle bugün sanat yapılamaz. Yapılma ihtimali olsa bile bunun zorluklarına göğüs gerecek azim ve arzuda bir taliplisi çıkmaz.

Ancak biz şunu yapmaya çalışıyoruz:

İslam sanatları, salt istidada, yeteneğe, yetkinliğe, el becerisine ve teknik eğitime dayalı olarak yapılabilecek sanatlar değildir. Onun yapılabile şartı öncelikle mümin olan ve sufi metafiziğinin içinde duran (oturan) bir muvahhit olmakla mümkündür. Bunun içinse unutulan ya da unutturulan İslami bilgileri yeniden kazanmak gerekir.

Daha açık bir ifadeyle Kur'an, hadis, kelam, fıkıh, siyer ve metafiziği bilmeyenden Müslüman sanatçı olmaz. Ancak mümin olabilmek için bu ilimleri öğrenmeyi önceleyenlerin ayrıca arzu edenlerinden sanatçı olabilir. Dolayısıyla mümin olmak esas, sanatçı olmak ise onun bir getirisidir.

Biz işte buna mahsus düşünülmüş düşüncelerin izini sürmeye, işaretlerini açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Derdimizin sanat olduğunu söylediğimiz yerde bile derdimiz mümin olmanın esaslarını, gereklerini konuşmaktan ibarettir; inanıyoruz ki, bunu sahih bir çizgide konuşabildiğimiz takdirde sanatı da kendiliğinden konuşmuş oluruz.

Bu nedenle kendimizi öncelikle tembel düşüncelerden ve bunların ürettiği görüşlerin etkisinden uzak tutmaya çalışıyor, ilgililerini de buna davet ediyoruz.

Vaki kirliliğin dışında durarak mevcudu (tembel düşünceleri) unutmadan, sahih olanı hatırlamaya yer açılamaz. Diz kırıp okuyarak, beyinlerimizi çatlatırcasına tahkik ederek, düşünerek, konuşarak hatırlamanın hakkını verdikten sonra ancak sanat ehli
de
olarak ibnü'l-vakt (ve hatta ebu'l-vakt) olmamızı kimse engelleyemez.

Değilse, biz de biliyoruz, Batıcı-solculardan önce Sağcı ve Muhafazakarların, kendilerine (sanat planında) hemen, şimdi, defaten bir yarar sağlamayan Din'in, sufi metafiziğinin hatırlatılmasından çok rahatsız olduklarını.

*

Kurban Bayramınız kutlu olsun.
#İslam sanatları
#Tanzimat
#batı dünyası
#hadis
#kelam
#fıkıh
#siyer