
Paralelci zamane yazarlarının ve AK Parti"den (en geniş anlamıyla) nemalanamadıkları için onlarla aynı retoriği kullanmaya başlayan kimi İslamcı münevverlerin Mısır, Suriye, Irak ve Kürdistan sorununun bugününden hareketle Erdoğan"ı çaresizlik içinde İsrail"e bağırmakla, boş tabancayla kabadayılık yapmakla, iç politikaya yönelik içi boş ataklar gerçekleştirmekle suçlamalarının, bu bağlamda endişe, şüphe, istifham ve korku üretmeye çalışmalarının, sadece Erdoğan"a karşı duydukları "özel" kin ve düşmanlıktan kaynaklandığını sanmıyorum.
Bilakis Erdoğan üzerinden Türkiye İslamcılığı"nın problemi olarak da pekiştirilmek istenen durumun daha önemli hususları içkin olduğuna ve bunları saklamak için gündelik politik dille mülemmalı bir pragmatizmin paralelciler ve malum yandaşları tarafından öne çıkarılmaya çalışıldığına inanıyorum.
Şöyle ki:
Son yıllarda İran ve Suudi Arabistan"ın politik desteğiyle daha çok güç kazanan "Takiyeci Mistisizm" ve "Selefilik" akımlarının Ehl-i Sünnet"i tehdit ettiği, siyasi literatürde Ehl-i Sünnet"i temsil ettiklerine hükmedilen İhvan-ı Müslimin, Taliban, Cemaati İslami ve Türkiye İslamcılığı"nın ise çöküşle değilse de eriştikleri iktidar imkanlarını iyi kullanamadıkları ve değişen dünya dengelerini iyi okuyamadıkları için suskunlukla yüz yüze bulundukları ileri sürülmektedir.
Adlarını zikrettiğim İslami teşekküllerin, içinde geliştikleri toplumların, ülkelerin özel durumları nedeniyle teori ve eylem planında önemli faklılıkları bulunsa da son tahlilde birbirleriyle bağlantılı değil ancak dolaylı bir iletişim içinde oldukları; bu düzeyde bile sevap ve ceza, yengi ve yenilgi noktasında birbirlerinden etkilendikleri de malumdur.
Bu yanıyla konu gerçekte bir coğrafya konusudur ve etraflıca değerlendirilmesi bu köşenin hacmini aşar. O halde yukarıdaki "sanmıyorum" ve "inanmıyorum" yargılarıma neden olan hususları Türkiye İslamcılığı üzerinden açıklamaya çalışmakla yetinmeliyim:
Türkiye İslamcılığı"nın son yüz eli yıllık dönemi Selefi bir öz ve akılcı (modern) bir karakter taşır.
Said Halim Paşa, Mehmet Akif ve kuşağından tevarüs edilen şekliyle "dayatılan" yönetim sistemiyle çatışarak güç kaybetmek yerine, o sistemin içinde durarak Müslümanların hak ve özgürlüklerini temin etme, koruma tutumu "açık siyaset"i benimsemeyi gerektirmiştir.
Bu aynı zamanda düşünce ile eylemin müşterekliğinde "bedelsiz bedel olmaz" anlayışının da pragmatik konumlanmasından ibarettir. Diğer bir söyleyişle seküler bir hayatın dayatılmasına, rasyonelleştirilmiş bir din anlayışıyla mukabelede bulunmak suretiyle ödenen bir bedeldir bu.
Türkiye İslamcılığı"nın gizlilikten açıklığa çıkma, muhaliflerince de görünürlük kazanma, gizli ajandası olmaksızın projelerini uygulama şeklindeki tutumu da aynı bağlam içinde mütalaa edilebilir.
Şimdiki zamana gelince:
Ak Parti"nin "halkın son iki yüz elli yılık umudunu taşıyan" siyasal bir teşekkül olmakla hemen her aşamada Türkiye İslamcılarınca desteklendiği aşikardır.
Buradan baktığımızda Türkiye İslamcılığı"nın "70"li yıllardan beri gizliliği, takiyeyi seçen Hizmet Örgütü"ne olan tepkisiyle, İktidar olarak AK Parti"nin demokratik planda gerçekleştirdiği dönüşümler gereğince sistemin nüfuz etmediği yapılara olan tepkisi birleşmiştir. Dolayısıyla, paralelci yapıyla yürütülen mücadelede Türkiye İslam- clığı"nın Ak Parti"ye verdiği destek aynı zamanda kendi "teori ve pratiğine" uygun bir destektir.
Ehl-i Sünnet"i tehdit ettiği ileri sürülen "Takiyeci Mistisizm" ve "Selefilik" akımlarına karşı da Türkiye İslamcılığı iktidarla uyum içindedir.
Çünkü İran"ın kendi çıkarları söz konusu olduğunda ilgili İslami emirleri de masseden bir tutum takındığı bilinir ve bu yanıyla İran Yavuz Selim devrinde olduğu gibi bugün de güvensizliği hak eder. Dolayısıyla İran"ın "Takiyeci Mistisizm"ine karşılık İktidar"ın üretebileceği tedbirlerin ve kurabileceği potansiyel işbirliklerinin Türkiye İslamcılarınca da muteber görüleceği açıktır.
Açık olmayan IŞİD"in kendisi ve eylemlerinin yönüdür: Selefi olduğu ileri sürülen IŞİD"in Türkiye İslamclığı"nın Selefi özüyle mütekabiliyeti nedir, bunu henüz bilmiyoruz. Onun başarılı olması halinde bidayetinden beri tasavvufi gruplarla arasında problemsiz bir mesafeyi tesis etmiş bulunan Türkiye İslamcılığı bundan nasıl etkilenecektir, bu sorunun cevabı da henüz yoktur. Şimdilik IŞİD"in Batı medyasınca ısrarla bir "ölüm makinesı" olarak gösterilmesi karşısında "temkinli" bir suskunluk hakimdir.
İlk bakışta ters sayılabilecek bu belirlemelerin hükmü ve soruların cevabı bugün Başbakan, yarın (inşallah) Devlet Başkanı olacak olan Erdoğan"ın uhdesindedir.
Başta paralel yapı olmak üzere, İslam"ın yerli düşmanlarının Erdoğan"a tahammülsüzlüğünün asıl nedenlerinden birisi budur.
Çünkü o yeni zamanın sorularına vereceği cevaplarla ve yapacağı ilgili uygulamalarla Türkiye İslamcılığı"nın yeni ufkunu da belirleyebilecektir.
Ali Bulaç, bu yeni süreçte kendisinin ve diğer dengecilerin hiçbir hükümlerinin kalmayacağını açık açık gördüğünden, Mümtaz"er Türköne ve kimi paralelci kalemşorlar ise Türkiye İslamcılığı"na koşulsuz düşmanlıkları nedeniyle hiçbir şeyi göremediklerinden dolayı Erdoğan"a düşmandır.
Sonuç olarak Türkiye İslamcılığı"nın kaderi büyük oranda Erdoğan"ın kaderine bağlıdır; seveni onu bunun için sevmekte, düşmanlık besleyeni de yine bu nedenle ona düşmanlık beslemektedir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.