Yeni nesil adına elde var sıfır!

00:0017/12/2013, Salı
G: 10/09/2019, Salı
Ömer Lekesiz

Kimi köşe yazarları Hizmet Örgütü"nün Dershane Kalkışması"na karşı, mümince bir gayretle, samimi bir çabayla yeni neslin idealsizliğini, kapitalizmle arasında bir mesafe koyamayıp materyalistleştiğini, görselliğe mahkumiyetle kitaptan, irfandan uzaklaştığını ileri sürerek, bu kalkışmanın sert karşılığa, yargılamaya muhatap olmamasını çünkü son tahlilde onu tertip edenlerin yeni neslin manevi eğitimini de gözeten insanlar olduklarını ısrarla yazdılar.İlk bakışta haksız da değillerdi. Üstelik dershane

Kimi köşe yazarları Hizmet Örgütü"nün Dershane Kalkışması"na karşı, mümince bir gayretle, samimi bir çabayla yeni neslin idealsizliğini, kapitalizmle arasında bir mesafe koyamayıp materyalistleştiğini, görselliğe mahkumiyetle kitaptan, irfandan uzaklaştığını ileri sürerek, bu kalkışmanın sert karşılığa, yargılamaya muhatap olmamasını çünkü son tahlilde onu tertip edenlerin yeni neslin manevi eğitimini de gözeten insanlar olduklarını ısrarla yazdılar.

İlk bakışta haksız da değillerdi. Üstelik dershane kalkışması esnasında üretilen dilde hep maneviyata vurgu yapılması, kimi Ayetlerin, Hadis-i Şeriflerin sıkça kullanılması onların haklılık ihtimalini güçlendiriyordu.

Bu durumla sosyal medyadaki sıcak tepkilerin, geçmişin tecrübesi ile yeni zamana mahsus gerçeklerin arasında asıla kaldım.

Şundan ki, eşyayı, tarihi ve olayları kendi hakikatlerine uygun olarak tanımayı talep edecek yaşa eriştiğimde rehberim Nur Talebeleri ve Risaleler olmuştu. Henüz yüz yüze gelmediğim dolayısıyla şeklini, işleyiş biçimini bilmediğim "devlet korkusu"nu, adına Medrese dediğimiz o evlere giderken ve girerken arkamızı kollamamız gerektiğini söyleyen abilerimden öğrenmiştim ilkin.

Merhum Bekir Berk"in "İthamları Reddediyorum" adlı kitabını, devletin asık yüzünü temsil eden mahkemenin ve mazlumların haklarını aramaktan vaz geçemeyişin ilk somut belgesi olarak okurken, bir yanda da eğer başıma bir iş gelirse uzakta adı Bekir Berk olan sözü sağlam, savunması güçlü bir kahramanın gelip bana da sahip çıkacağına inanmıştım. Berk"le birlikte başka kahramanlarım da olmuştu elbette; adları Zübeyir, Bayram, Sungur... olan onlarca kahramanım...

Medrese"de Allah kelamından, Peygamber sözünden, ibadetten, edepten, başka bir şey öğrenmedim. Mustafa Topuz, M. Hanefi Piliç, Ahmet Akçay... ve daha onlarca akça-pakça suret bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden şimdi.

Hayat, sürekli değişen hallerle kaimdir. Dolayısıyla 1972"den bugüne meydana gelen hızlı değişimden Nur Talebeleri de kaçınamazlardı. Metin Karabaşoğlu"nun "Saidleri Ararken" adlı kitabının üçüncü bölümünde, fikir güvercinlerini uçurmamak isteyen bir yumuşaklık ve dikkatle yazdığı kurumsallaşma, dışa açılma da böyle gerçekleşti. Nur Talebeleri"nden kimi gruplar Said Nursi"nin mutevazılığından örneklenmeyi sürdürerek ihata edebildikleri çevreyle sınırlı faaliyetlerini sürdürürlerken, bir diğer "büyük" grup zaman içinde Nur Hareketi"ni de araçsallaştırabilecek devasa bir yapıya ulaştı.

Bu yeni yapıyla birlikte Medrese"nin yerini yurt-evler, yurtlar, dershaneler, okullar, üniversiteler; ru be ru temasın yerini televizyon, radyo, gazete, dergiler aldı. Benim çocukluğumdaki devlet korkusu yerini açık propagandayla, reklamlar üzerinden görünür olmaya bırakırken, Risaleler"le hemhal olma da yerini audio visual araçlarla eğitime, sahnelerin tozunu silkeleyen olimpiyatlara, ille de başarmaya endeksli tutkuları bilemeye bıraktı. Risaleler sayesinde İslami bilgide derinleşmenin yerine örgütün gazete ve dergilerine abone kampanyasında destek verilmesi, kurban toplamadaki yarışmalar oturdu.

Kendi içinden bakıldığında belki de bunlar doğru şeylerdir. Ama bu doğrulukta ıskalanmaması gereken şey maddileşme, dünyevileşme ve kapitalistleşmenin zararsızlığına dair bir zihniyetin de söz konusu yapıyla birlikte hakimiyet kurmuş olmasıdır.

Bunları son on yılda iktidar desteğinde varlığını iyice pekiştiren İslami burjuvaziyle ilişkilendirdiğimizde hem iktidarın hem de mezkur örgütün üretilen mevcut olumsuzluktan ayrı ayrı değil birlikte sorumlu olduklarını söylememiz gerekir.

Bundan hareketle yazımın ilk paragrafında belirttiğim hususa dönecek olursam, ilgili köşe yazarlarının mezkur dikkat ve hassasiyetinin makul olduğunu söylemem oldukça zor görünüyor.

Bu bağlamda Dershane Kalkışması"na karşı çıkan yazarların (cübbe altından kaset sallamak da dahil) maruz kaldıkları küfürler ve tehditler ile manevi eğitimin de verildiği söylenen yapılardan yetişenlerin pervasızca kullandıkları çirkin dil, yukarıda işaret ettiğim yeni zihniyetin, terbiyenin düzeyini tek başına ifşa edecek niteliktedir.

İşte bu yüzden geçmişin tecrübesi ile yeni zamana mahsus gerçeklerin arasında asıla kaldım.

Eğer iktidar belirttiğim hususları gözeterek özelde dershanelerde genelde eğitimde yeni bir düzenleme yapacaksa haklıdır. En azından kendi ihmalinin farkına vardığı oranda sorumlu olacak, yeni nesli yetiştirmek adına elbirliğiyle erişilen sıfır sonucun belki uzun vadede bir sayıyla ifade edilebilmesini sağlayabilecektir.

Hizmet Örgütü"nünse dershane probleminde "Dershane Çanakkaledir geçilmez"i oynamak yerine Nurculuk hareketi"nde neden olunan değişimin dünyevileşme, kapitalistleşme açısından hangi noktaya taşındığını masaya yatırması umulur.

Abant"ta dünyanın nabzını tuttuklarını iddia edenlerin, kendi nabızlarını tutacak bir basiretten, bilgiden, deneyimden, cesaretten uzak oldukları düşünülemez.

Bu, bir imkansızı zorlayarak İslamcıları devletle bütünleşmiş gibi göstermek için yırtınan kimi tetikçi kalemşörlerin de (bilerek ya da bilmeyerek) "derin Türkiye"den sonra daha kaç devletle bütünleşmiş olduklarını görmelerine belki vesile olur.

Belki!