
Birkaç yıl önce bu sütunda yayınladığımız bir yazıda tuzakçı, hileci ve kalleş arasında bir karşılaştırmalı tahlil sadedinde şunları söylemiştik:
"Demek ki, avcılığın hilecilik olmadığı anlaşılıyor. Avcılık olayında hoş görmediğimiz ve daha başından taraflardan birinin etkin, ötekinin edilgen bir konumda bulunduğu bir ilişki biçimini insanlar arası ilişkiye uyarladığımızda, tuzağın, pusunun halis insan davranışının tümüyle dışına düştüğünü kabul etmek zorunda kalırız. Çünkü insanî ilişkide, aslolan, mutlaka yerine getirilmesi gereken kural, tarafların birbirine savunma fırsatını tanımaları noktasında ortaya çıkar. Taraflardan biri ötekine savunma fırsatı tanımamışsa, orada hukuk havaya uçurulmuş olur. Savunma hakkının kutsal sayılmasının elbette sebebi ve hikmeti vardır.
Tuzak hazırlayan veya pusu kuran biri yalnızca avıyla yüzleşmekten kaçınmış olmuyor, aynı zamanda kendiyle de yüzleşmek istemeyen biri konumuna giriyor. Çünkü avına savunma hakkını, fırsatını tanımak istemeyen birinin, kendini savunamayacağı bellidir. O, kendiyle yüzleşmek istemez, çünkü göreceği yüzün bir alçağa ait olduğunu bilir.
İmdi, kalleş, tuzakçıdan ve pusu kurandan iki defa daha alçaktır. Tuzak ve pusu, son tahlilde ve nihayetinde bir avcılık ilişkisine dayanır. Meğerki tuzağa veya pusuya düşürülmek istenen taraf bir insan olmaya...
Kalleşlikse, bir insanî ilişki biçiminde ortaya çıkıyor. Yani tarafların birbirine mutlaka savunma fırsatı tanıması gereken bir konumda bulanması gerekirken, bundan kaçınılması halinde ortaya çıkıyor. Bu yüzden, kalleş, pusu kurandan ve tuzak hazırlayandan iki defa daha alçak bir konumda yer alır, diyoruz. Birini sırtından vurmak böyle bir kalleşliktir ve bu kalleşliğin alçaklığına sınır yoktur. Alçaklık belli bir yüksekliğe nispet edilebilir; fakat burada hiçbir yüksekliğe nispet edilemeyecek denli aşağılara düşen bir çukurluk söz konusudur artık." (Kalleş, 25.01.2007).
Bu üçünün de alçak bir ıraya sahip olduğunu söylüyoruz. Ancak aralarında bir derecelendirme yaparsak alçaklıkta en deni olanın kalleş olduğu ortaya çıkıyor.
Akla gelebilir ve denebilir ki, savaş zaten bir hileden ibaret değil midir?
Gerek Asrı Saadette yapılmış olan savaşlarda, gerekse tarih boyunca ve günümüzde sürdürülen savaşlarda hilenin bir çeşidi olarak pusu kurmak tecviz edilmiyor mu?
Hemen Osmanlı ordusunun yüzyıllar boyu sürdürdüğü ve meydan savaşlarında daima düşmana karşı uyguladığı bir kandırmaca yöntemi var: ordunun sağ ve sol kanatları arkadaki iki tepenin arkasına gizlenmiş olarak bekler. Orta cenah düşmana doğru ilerler. Fakat düşmanla karşılaştığında ricat eder, düşman ordusunun kendini kovalamasını sağlar. Düşman tümüyle iki tepenin arasına girince ricat halinde bulunan cenah geriye döner; bu arada sağ ve sol cenahlar da düşman ordusunu çepeçevre kuşatır. Neye uğradığını şaşıran düşman ordusu kaçınılmaz bir yenilginin içinde bulur kendini.
Evet, bu da bir şaşırtmacadır, bir tuzaktır, hiledir. Ama bu iş savaş meydanında vuku bulmaktadır. Her iki taraf da, kılıçlarını birbirini öldürmek üzere çekmiştir.
Oysa gerek sıradan bir avcılık olayında, gerekse kendisini tümüyle bir hazar ortamında ve emniyette hissettiği sırada pusuya düşürülmüş olan, savaş şartlarıyla hiçbir güna ilgisi bulunmayan bir sivilin, durduk yerde çapraz ateşe tutulması veya mayına bastırılması ancak alçaklıkla ifade edilebilecek bir eylemin marifetidir.
Savaş, onaylamasak da insanî bir eylem biçimidir. Çünkü her şeye rağmen, taraflar birbirilerini öldürmek üzere hazırlanmışlardır. Ve en önemlisi taraflar birbirilerine kendini savunma fırsatını tanımıştır. Oysa hilede, tuzakta, kalleşçe davranışlarda mağdura kendini savunma fırsatı verilmemiştir. Alçaklık işte tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.