Nazım Hikmet'in bir mısraı var, yanlış hatırlamıyorsam şöyle: "Hafız-ı Kapital olmak istiyorum."
Nazım Hikmet, basitçe Marks'ın Das Kapital'ini ezberine geçirmek istediğini beyan ediyor. Acaba böyle bir arzunun altında duran kültürel birikimin niteliği ne olabilir?
Bilindiği gibi Müslümanlar arasında "hafız-ı Kur'an"lar var. Nazım Hikmet, Müslümanlar arasında revaçta olan bu olguya telmihte bulunuyor. Bu nokta ilgi çekiyor. Aslında Kapital ezberlenecek, ezberlenmesi gereken bir kitap olmadığı halde, şair, onu niçin ezberlemek istiyor? Çünkü o, Kapital'e herhangi bir doktrin diye yaklaşmıyor. Ona kutsallık atfediyor. Bu yüzden de akılla değil, fakat imanla muamele ediyor.
Doğu insanı ile Batı insanı arasındaki temel yaklaşım farklarından biri devreye giriyor burada. Nazım Hikmet'in zihniyetini meydana getiren temel unsur İslâm kültürüdür. Onun sonradan edindiği maddeci yaklaşımın sonradanlığı, bir biçimde kendini ele veriyor.
Doğulular'la Batılılar'ın Marksizm'e yaklaşımları arasındaki fark da böylece elle tutulur hale geliyor. Batı insanı Marksizm'e hiçbir zaman bir iman konusu olarak yaklaşmamıştır. Oysa Doğulular (Ruslar, Çinliler, bazı Ortadoğulular ve Kuzey Afrikalılar ve bu arada tabiî ki Türkler) Marksizm'e âdeta imanla yaklaşmışlardır. Marksizm, Rusya'da uygulamaya konuluncaya kadar, Batılılar nezdinde herhangi bir felsefî telakkiden, herhangi bir doktrinden daha fazla bir şey değildi.
Marks'ın teorisinin hayata geçirilmesi ancak İngiltere'de mümkün olabilirdi, çünkü işçi sınıfının, sınai devrimini başarmış olan bu ülkede örgütlenmesi gerekiyordu. Nitekim Marks'ın öngörüsü de bu istikametteydi. Ama İngilizler, Marks'ın teorisine Ruslar gibi bakmadılar. Marks'ın söyledikleri onlar için görüşlerden bir görüştü. Oysa Ruslar bu görüşe imanlarını katıyordu.
"Aydınlanmacı" zihniyetin dini tümüyle ortadan kaldırmayı başaramasa bile, din üzerine kuşkular uyandırdığı bir ortamda, Marksizm'in kutsallık ihraz etmesi ve ona bir din olarak muamelede bulunulması, insanlık tarihinin ibretlik olaylarından biri olarak bundan sonra da anılacaktır sanırım. O ortamın en alayişli döneminde bir Türk şairinin hafız-ı Kapital olma arzusunu dermeyan etmesini yadırgamamak gerekiyor. Ve daha da önemlisi, Nazım Hikmet'in bu mısraının bu ülke aydınının bölmeli kafa yapısını tanımada bir ip ucu verdiğinin tesbiti olmalıdır.