Kim zalim ve fasıktır?

00:0016/03/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Ahalisi Müslüman olup da içinde yaşadığı kurulu düzenin İslam dışı hukukuna bağlı olarak yaşayan insanların yakalandığı kafa karışıklığının dibini bulmak nerdeyse imkânsız görünüyor.Beni böyle düşünmeye sevk eden nedenlerim var.Kimileri, "Allah"ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin (zalimlerin, fasıkların) ta kendileridir." (Maide: 44, 45, 47) ayetlerinden hareketle, halen içinde yaşadığımız kurulu düzenin hükümlerine göre ülkeyi yönetenlerin zalimler ve fasıklar zümresinde yer aldığı çıkarımında

Ahalisi Müslüman olup da içinde yaşadığı kurulu düzenin İslam dışı hukukuna bağlı olarak yaşayan insanların yakalandığı kafa karışıklığının dibini bulmak nerdeyse imkânsız görünüyor.

Beni böyle düşünmeye sevk eden nedenlerim var.

Kimileri, "Allah"ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin (zalimlerin, fasıkların) ta kendileridir." (Maide: 44, 45, 47) ayetlerinden hareketle, halen içinde yaşadığımız kurulu düzenin hükümlerine göre ülkeyi yönetenlerin zalimler ve fasıklar zümresinde yer aldığı çıkarımında bulunuyor.

Buradan bir hükme ulaşabilmek için her müstakil birey nezdinde durumu ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Toptan bir değerlendirmeye gitmek insanı fevkalade yanlış sonuçlara ulaştırabilir.

Yönetici olarak iş görenler ile o yöneticileri o hükümlerle yönetsin diye seçerek iş başına getirenlerin durumu aynı düzlemde yer almıyor mu? Böylece seçmenler de fasıklar ve zalimler kümesi içinde değerlendirilmek gerekmiyor mu? Bu mantıktan hareket edildiğinde, evet, onlar da zalimler ve fasıklar kümesi içinde yer alacaktır! Çünkü onlar da yöneticiye beni bu hükümle yönet istikametinde irade izhar etmiş oluyor.

Bir adım daha ileri gidildiğinde, böyle bir siyasal/toplumsal dizge içinde yaşayan insanların tümünü zalimler ve fasıklar kümesi içinde değerlendirmek gerekecektir. Çünkü aynı kurulu düzen içinde yaşayan insanlar birbirinden davacı olmaları halinde kurulu düzenin hükümlerinin uygulanmasına rıza gösterdiklerinden aynı kümeye girmiş olacaklardır. Bu da, onların "langırt" diye zalim veya fasık olarak anılmasına yetecektir.

Bu durumun pratik sonuçları zikrettiğimiz durumla kısıtlı da kalmaz. Nitekim diyelim ki, İslam hukuku hükümlerine göre yaşayan bir ülkenin yurttaşı herhangi bir İslam dışı hukuk uygulayan bir ülkede çalışmaya gitse, oranın hukukuna göre yaşayacağından kaçınılmaz olarak zalim ve fasık kümesine girme durumuyla karşı karşıya kalacaktır.

Peki, şu durumu nasıl izah etmeli? 1951 yılında Kore"de savaşmak üzere gönüllü olarak oraya gidip savaşan ve orada canını veren askerin durumu ne olur? O asker şehit mi, değil mi? Olaya, söz konusu mantık açısından bakıldığında orada hayatını feda eden askerlerin hepsi bir hiç uğruna hayatını feda etmiş sayılacaktır. Oysa biz biliyoruz ki, Kore"ye giden o gönüllüler oraya "din ve Allah uğruna" savaşmaya gitti. Burada, doğrudur, yanlış bir bilinç söz konusudur. Ama daha okuma yazması bile olmadan köyünden kalkıp oraya giden o gönüllünün kişisel niyeti ile o gönüllüyü oraya sevk eden siyasal iradenin sorumluluğunu birbirine karıştırmamak gerekiyor. Her birinin durumunu kendi niyeti ve idrakinin vüsatine göre değerlendirmek gerekiyor.

Demek ki, bahsi geçen durumların her birinde olayı müstakil ve kişiler açısından da bireysel bir değerlendirmeye endeksli tutmamız gerekiyor. Toptancı bir hükümle herkesi terazinin aynı kefesine koyma yanlışından kaçınma zorunluluğu ortaya çıkıyor.