Nilüfer Göle "habitus" mu dedi, birileri anında başlıyor, "maşallah, inşallah" diyen Adnan Hoca"nın yanındaki hatunlar gibi terennüm etmeye.
Biri "çoğulculuk" mu dedi, memlekette "çoğulcu-çoğunlukçu" muhabbetinden geçilmiyor.
"Demokrasi sandıktan ibaret değildir" denilince de malum çevre acayip coştu.
Öyle bir heyula koptu ki, Ertuğrul Özkök bile araya kaynak yaptı. Resmen ve alenen "Demokrasi bazen darbeyle gelir" dedi.
Yani, "Her şey hukuktan ibaret değildir" dediği günlere geri döndü.
Nasıl dönmesin, demokrasi ve darbe konusunda (Mısır"daki darbe dolayımında) Cengiz Çandar"la aynı düşündüğünü yazacak kadar özgüven patlaması yaşadı.
Sevgili Çandar bir iki minik eleştiri yaptım diye bana demediğini bırakmadın; orantısız öfkeyle, "kişilik katli" bile dedin.
Ertuğrul Beyciğim gündüz gözüyle seninle aynı fikirde olduğunu söylüyor gıkını çıkarmıyorsun.
Andıçtan dolayı özür dilediği o yazısında, "darbeci" zihniyetine seni referans göstermekle andıçın kralını yaptığından hadi onun haberi yok diyelim. Bu adamın övgüsüne gark olmanın insanda "kişilik" bırakmayacağından bari senin haberin olsun. Neyse…
Mesela biri çıkıp işaret fişeği mesabesinde "Başbakan otoriterleşti…" diyor anında malum eşhas döktürüyor:
"Ankaralılaştı…"
"Güç zehirlenmesine uğradı..."
Hangi ara "otoriterleşti" demeye kalmıyor, hepsi birden "2011"den sonra" cevabını veriyor. (Bu tarihten iki ay sonra da kimilerinin "yargı darbesi" dediği MİT krizi yaşanmıştı.)
Demek ki bir "tarih" saptanmış veya bir "tarihte" ittifak edilmiş.
Sayın Başbakan nasıl değişmiş peki?
Ahmet Altan, 21. 09. 2009 tarihinde, "Erdoğan"ın "kalibresine" sahip kim var bu ülkede? / Onun cesaretine ve vizyonuna sahip kim var?/ Kimse yok / Erdoğan Türkiye"de rakipsiz… Ama artık sadece Türkiye"de değil dünyada da önemli liderlerden biri. .." demişti.
Sayın Başbakan 2008"de, yani Ahmet Altan"ın mezkur "güzellemesinden" yaklaşık bir yıl evvel Hakkari"de şöyle demişti: "Tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik. Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin…"
Ne ki bunlar o günlerde sorun değildi.
Aslında o tarihlerde ne derse ne yaparsa sorun değildi.
Çünkü "otoriterleşti" kararı henüz alınmış değildi.
"Otoriterleşti" kararı verildikten sonra da "gözünün üstünde kaşın var" dese mesele haline getirildi.
Sayın Başbakan "Otoriterleşti" hükmü verildikten sonra, "Her türlü milliyetçiliği ayağımın altına alıyorum" dedi, "76 milyonun hizmetkarıyım " dedi, "Kürt sorununu çözmek için gerekirse baldıran zehri içerim" dedi…
Lakin hiçbiri duyulmadı; hüküm verilmişti bir kere:
"Otoriterleşti…"
Yargıdaki paket paket reformlara bile bana mısın denilmedi.
Olacak şey değildi, sanki dersin "28 Şubat"ın medya ruhu" belirli bir aydın çevresine musallat olmuştu..
Bakınız, Sayın Başbakan"a hakaretinden dolayı mahkeme Ahmet Altan"ı (para cezasına) mahkum etti. (Bence cezaya söz konusu makalesinde, "kof kabadayı", "zavallı", "sefil" şeklindeki diğer hakaretlerinden daha ağırları vardı.)
Yargı kararıdır; katılırsınız, katılmazsınız ayrı bir konu, ama çarpıtamazsınız.
Hulasa, 28 Şubat"taki psikolojik harp tekniklerini çağrıştırırcasına tezvirat yapamazsınız.
Mesela, "Ahmet Altan Erdoğan"ı eleştirdiği için ceza aldı" diyemezsiniz.
Lakin Hasan Cemal aynen böyle söylüyor.
İyi de Hasan abi sen de Sayın Başbakan"ı matine-suare kıyasıya eleştiriyorsun, niye ceza almıyorsun?
Başlıklar :

