Yazarlar Ütülü haritalardan büzüşük haritalara

Ütülü haritalardan büzüşük haritalara

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

İnançların mutlak mânâda barış içinde yaşatılması bir ideâldir. Bir gün sağlanır mı, bilemem. İnsanlığın inanç dünyâsı sayısız bir çeşitliliğe ve farklılığa sâhiptir. Bunlar potansiyel olarak derin husûmet, hattâ kan dâvâlarının menbâlarını oluştururlar. Başka bir taraftan bakıldığında ise, derinliklerde bâzı ortak paydaların mevcut olduğunu da iddia etmek mümkündür. Belki de bahsedilen ideâlin taşıyıcıları, zarlarını atarken bu ortak paydaların varlığına güveniyor. Ama unutulmaması gereken diğer bir husus, bu ortak paydalara rağmen “uzlaşmaz” çelişkilerin de var olduğudur. Mesele de zâten buradadır. Uzlaşmaz çelişkilerin yaşandığı vasatlarda yapılması gereken, idealist dayatmalar değil, pratik düşünüp, acılı da olsa toplulukları birbirinden ayırmaktır.

Hristiyan, Yahudî ve Müslümanları bir arada yaşatmak mümkün olabilir. Bunun misâlleri de târihte mevcuttur. Hattâ bâzen Hristiyan, Müslüman veyâ Yahudî sektleri birarada yaşatmaktan bile daha kolay olabilir bu. Ama Hindûlar ile Müslümanları barış içinde yaşatmak mevzubahis olduğunda başımızı sert bir kayaya vuruyoruz demektir. Sebep gâyet açık. Hindûlar ineğe kutsiyet atfedip, çeşitli merâsimlerle taparken, Müslümanlar Kurban Bayramlarında, diğer küçükbaşlarla berâber inekleri de -dinlerinin gereği olarak- kesip yemekten geri durmaz. Bu, uzlaştırılabilir çelişki mânâsına gelen “paradox” değil, “conradiction” denilen “uzlaşmaz” çelişkidir.

Bir Müslüman olarak, basit bir empati yaptığımda Hindûların tepkilerini “anlıyorum”.. Doğrusu kutsallarıma yönelik bir duyarsızlık beni nasıl tepki vermeye itiyorsa, onların da bu mesele karşısında benzer bir hâl içinde olduklarını kestirmek zor olmasa gerekir. Hindûların ise bizleri anlamalarını beklemiyorum. Tanıştığım “mâkûl” Hinduların -doğrusu pek çoğu da kibar insanlardı- mesele buraya geldiğinde surat ifadelerinin nasıl da değiştiğini hiç unutmam.

Bu mesele üzerinde düşünmüşümdür. Acaba bir “hoşgörü” ortamı oluşturulabilir mi? Meselâ, Hindûlara yakın veyâ onlarla iç içe yaşayan Müslümanlar Kurban Bayramı’nda inek kesmeyi bıraksa, sâdece küçükbaş hayvanları kurban etmekle kifâyet etse durum hâllolur mu? Belki böyle düşünenler olabilir… Ama bu da Müslümanların amellerini, daha mühimi de mükellefiyetlerini Hindûlara göre ayarlamaları mânâsına gelir ki, kabûl edilecek bir tarafı yoktur. Dahası bu “özveri” Hindû fanatikleri ne kadar keser, o da ayrı… Hâsılı mesele, bu iki inanç topluluğunun her şekilde ayrıştırılmasının dışında çözümsüz görünüyor.

Kanlı bir tecrübenin ardından Hindistan ile Pâkistan’ın ayrı iki siyâsal zâtiyet olarak kurulması, kimilerine göre “olmaması gereken” tâlihsiz bir hâdisedir. Bir zamanlar ben de, romantik hislerle böyle düşünürdüm. Ama zaman geçtikçe, kendisine büyük bir saygı beslesem de, Gandhi’nin, ucu ölüm orucuna yatmaya giden “bölünmeme” gayretlerinin son derecede tutunumsuz olduğunu gördüm. Evet, hiç değilse daha çok kan dökülmemesi için yapılması gereken de bu iki topluluğu kesin olarak ayrıştırmaktı. Hâsılı nihai tahlilde Cinnah haklıydı. Lâkin bu ayrışma işi haritalara tam olarak yansıtılmadı. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Keşmir Hindistan’da bırakıldı. Bugün Hindistan’da Müslümanların genel nüfus içindeki oranı %15’e yakın. Dahası, İslâm, Hindistan’ın ikinci büyük inancını oluşturuyor. “Gidenin”, “çekilenin” oyunu bu. Keşmir üzerinde gerilimler devâm ediyor. İçinden çok büyük bir gerilimin geçtiği teller çıplak bırakılmış.

Bu mesele bizi de çok ilgilendiriyor. Türkiye-Pâkistan ilişkileri, önümüzdeki on seneler zarfında giderek daha fazla ehemmiyet kazanacak görünüyor. Pakistan, Azerbaycan’da varlık gösterdi. Türkiye ile beraber Kafkasya’da Ermenistan’ın karşısına dikildi. Bunu taçlayan son teşebbüs ise “3 Kardeş” ismi altında Türkiye-Pakistan ve Azerbaycan ordularının görkemli tatbikatı oldu. TC Cumhurbaşkanı, BM ve diğer mecralarda, katı bir Hindû miliyetçisi olan Modi tarafından idâre edilen Hindistan’ın Keşmir siyâsetlerini kınadı ve Türkiye’nin Pakistan siyâsetlerine tam destek verdi. Hindistan ise buna mukâbil Ermenistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile yakınlaştı, onlarla çeşitli askerî anlaşmalar imzâlayıp, ortak askerî tatbikatlar yürütmeye başladı. Hindistan, hemen her zeminde Türkiye’nin Yakındoğu ve Akdeniz siyâsetlerini, açılımlarını kınıyor.

Türkiye, henüz içeriği tam olarak belli olmasa da, artık Asya içlerinde, Pakistan ve Hindistan ise Yakındoğu ve Akdeniz’de. Haritalar artık ütülü değil, alabildiğine büzüşük.. Büyük düşünmek ve büyük oynamak artık lüks değil; mecbûriyet.. Değilse akıbet küçülmek… “Ne işimiz var oralarda?” diye mızmızlananlara hatırlatılır…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.