Piyano, org ve klavsenden evrilmiş ve ve bu evrilme ile batı müziğinin, tabii seslerin atılarak elde edildiği tampere sistemini en mükemmel şekilde ifade edebilen bir enstrumandır ve yaklaşık yedibuçuk oktavlık ses genişliği ile tampere sistemin en gelişmiş enstrumanı olduğunu da teslim etmek gerekir. Batı müziği tarihinde piyano, 1750 ile 1820 yılları arasındaki “klasik dönem" veya “Haydn-Mozart çağı" olarak bilinen dönemin enstrumanıdır. Bazı müzik tarihçileri Ludwig Van Beethoven'ı da klasik döneme dahil eder ve klasik dönemin bitişini, onun öldüğü yıl olan 1827 olarak kabul eder. Bazı müzik tarihçileri de Beethoven'i romantik dönemin öncüsü olarak kabul eder. Bu dönemlendirme belki ayrı bir yazı konusu olabilir ama kesin olan bir şey var ki o da piyanonun batı müzik tarihinde bu dönemlerin en önemli enstrumanı olduğudur. İlk piyanonun 1700'lü yıllarda yani batı müziği tarihinde barok dönem olarak kabul edilen dönem içinde, Floransalı bir enstruman yapımcısı olan Bartolomeo Cristofori tarafından, Bach'ın bir oktavdaki yarım sesleri dörtbuçuk koma olarak standart hale getirmesi ve “eşit bölünme ve tampere sistem"i elde etmesiyle aynı dönemde ve onun tampere sistemine uygun olarak geliştirilmiştir. Piyano, Bach'ın bu standardizasyonunu en mükemmel yansıtan enstrumandır. Ancak Bach'ın sistemini, Bach'ın tavsiyeleriyle piyano üzerinde tam olarak uygulayan da Saksonyalı Silbermann'dır. Johann Andreas Stein isimli org yapımcısı, Alman ve Viyana tarzı mekanizmalı piyanolar geliştirdi. Stein'ın torunu olan Johann Baptist Streicher ise Beethoven'ın tavsiyeleri ile piyanodan daha temiz bir ses elde etmeyi başardı. 1700'lerin sonlarına doğru da piyano, aşağı yukarı bugünkü seviyesine ulaştı ve batı müziğinin en önemli enstrumanı haline geldi.
Piyano, gerçekten batı müziğinin ses varlığı içinde varolmuş üst düzey bir enstrumandır ancak dünyada, piyanoya sığdırılan tampere sistemin ses varlığından daha zengin seslere sahip kültür ve medeniyetler vardır ve bu zengin seslerle insanın iç dünyasını ifade edebilen müzik eserleri de ortaya konulabilmiştir. Nitekim bugün piyanonun sınırlarını zorlayarak mikro tonlu piyanolar üzerinde çalışılmakta ve bu zengin sesler piyano tekniği üzerinde ifade edilmektedir. Yaklaşık yedibuçuk oktavlık ses genişliği, oldukça elverişli bir ses genişliğidir fakat netice itibarıyle her şey bir oktavlık yapının farklı tonlarda tekrarlanmasından ibarettir, elbette bu genişlik önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü zaten tampere sistem, çok sayıda koma (mikro) sesin atılmasıyla elde edildiği için, insan kulağının duyabileceği ve gırtlağının da seslendirebileceği pekçok sesi atarak varolmuş bir sistem olduğundan, daha doğuştan bir eksikliği vardır. Ancak bütün müzisyenler bu eksikliği görmez ve piyanoyu mükemmel bir enstruman olarak kabul ederler. Doğrudur, piyano (hıristiyan) batılının hayal gücünün, kâinat ve varlık tasavvurunun ve indirgenmiş ses varlığının, daha da önemlisi Descartes'ın “her şeyi ölç, ölçülemeyeni de ölçülebilir hâle getir" prensibi üzerinde yükselen aydınlanma döneminin enstrümanıdır. Sorun, (hıristiyan) batılının kendi yarattığı tanrının ve muharref kutsalının sonucu olan inancının indirgemiş ve daraltmış olduğu kâinat ve varlık tasavvuru, hayal gücü ve ses varlığıdır. İşte piyano, bu indirgenmiş ve daraltılmış varlık ve kâinat tasavvurunun, hayal gücünün ve ses varlığının ürettiği bir enstrumandır ve aslında doğuştan sınırlıdır. Piyano çalan bir piyanistin de ses dünyası, piyanonun tampere sistemi ile sınırlıdır. Dolayısıyla piyanistin hayal gücü de çaldığı enstrumanın sınırlarına indirgenmiş demektir. Önemli olan bir enstrumanın oktav olarak genişliği değil, bir oktavın kendi içindeki ses zenginliğidir. Piyano, daraltılmış, indirgenmiş ve mikro seslerden arındırılmış yedi adet yapıyı farklı tonlarda tekrar eder. Bu, teknik açıdan bir zenginlik olabilir belki ama, ses cevheri açısından eksikliğin yedi kez tekrarı mânâsına gelmektedir. Bu eksiklik, maalesef tampere sistemin perdeli bütün sazlarında mevcuddur. Nitekim Erkan Oğur gitarın perdelerini atınca ortaya tampere sistemden daha zengin ses cevherine sahip bir gitar çıkmıştır.
Bu özellikleriyle piyano (ve kendini piyanoya ve batı müziğinin tampere sistemine göre yetiştirmiş, ne kadar büyük besteci ya da virtüoz olursa olsun bir müzisyen) İslâm medeniyetinin o muhteşem varlık ve kâinat tasavvurunun, ses cevherinin ve hayal gücünün ifadesinde yetersiz kalır. Çünkü piyano çalan ve tampere sisteme göre eğitim almış bir müzisyenin veya piyanistin ses cevheri, piyanonun tampere sistemi ile sınırlıdır. Dolayısıyla bu müzisyenin veya piyanistin hayal gücü ve ses varlığı da çaldığı enstrumanın sınırlarına indirgenmiş demektir.
Allah'ın ilmi ve irfanıyla donanmış gerçek bir mü'minin ve bu mü'min profilinin çoğalarak oluşturduğu İslâm medeniyetinin kâinat gibi sınırsız muhayyilesi, piyanonun ve tampere ses sisteminin sınırlı ses varlığı ile ifade edilemez… çünkü İslâm birey ve medeniyetinin sınırsız muhayyilesi/hayal gücü, varlık tasavvuru, duygu ve düşünce zenginliği, piyanonun ve tampere sistemin indirgenmiş aralıklarına sığmaz, bu sınırlı aralıklarla ifade edilemez.
Hıristiyan Batının indirgenmişliği, İslâm medeniyetinin sınırsızlığı yanında pek küçük kalır. Fakat bugünkü Müslümanlar ve İslâm dünyası, nasıl bir değere sahib olduklarının farkında değildir.
TEŞEKKÜR: Yeni Şafak Gazetesi'nin
müzik yazılarımı ödüle lâyık bulan ESKADER'e ve onun değerli yöneticilerine teşekkür ediyorum.