Endülüs-bir medeniyetin sessiz çığlığı: Kendinize gelin çağrısı -3

04:0026/01/2026, Pazartesi
G: 26/01/2026, Pazartesi
Yusuf Kaplan

Endülüs seyahatimizi Muharrem Kartancı kardeşimin kaleminden aktarıyorum. Leziz bir yazı oldu yine. Zihin açıcı okumalar. KURTUBA’DAN GIRNATA’YA EZANIN ÇAĞRISI Kurtuba’da sabah erkenden hazırlanıp Medinetüzzehra’ya gidiyoruz. Önce müzeye uğruyoruz. Müzede hazırlanan filmde şehrin ihtişamını, o dönem İslam medeniyetinin büyüklüğünü, kudretini gördük. Alman kralının kabulündeki ritüeller bile dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu ispat etmeye yetiyor. Gırnata’ya vardığımızda ikindi namazı vakti yaklaşıyordu.

Endülüs seyahatimizi Muharrem Kartancı kardeşimin kaleminden aktarıyorum. Leziz bir yazı oldu yine. Zihin açıcı okumalar.


KURTUBA’DAN GIRNATA’YA EZANIN ÇAĞRISI

Kurtuba’da sabah erkenden hazırlanıp Medinetüzzehra’ya gidiyoruz. Önce müzeye uğruyoruz. Müzede hazırlanan filmde şehrin ihtişamını, o dönem İslam medeniyetinin büyüklüğünü, kudretini gördük. Alman kralının kabulündeki ritüeller bile dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu ispat etmeye yetiyor.

Gırnata’ya vardığımızda ikindi namazı vakti yaklaşıyordu. Valizlerimizi otele bırakıp yakın mesafedeki Gırnata Ulu Camii’ne gittik. Camiye yaklaştığımızda minaresinden ezan okunmaya başladı. Dört gün sonra ezan sesi duymak çok anlamlıydı.

Ezan, minarenin şerefesinden mikrofonsuz okunurken Endülüs’ün, Gırnata’nın tüm hüznünü ve acısını toplayıp sesine yansıtıyordu müezzin kardeşimiz.

Yusuf Kaplan hocamız: “Bu ezan, bizi İslam medeniyetine çağırıyor yeniden.” diyerek hüznümüzü umuda dönüştürdü.

Ezan, bir namaz vaktini haber vermekten öte bir hatırayı uyandırıyordu. Müezzinin sesi hüzünlüydü; fakat bu hüzün bir yenilmişliğin değil, unutulamayan bir medeniyetin sesiydi.


GIRNATA ULU CAMİİ: ERENLERİN OCAĞI

Gırnata Ulu Camii: Erenlerin Ocağı

Ezanın ardından Gırnata Ulu Camii’ne heyecanla girdik. Gösterişten uzak, derinlikten yana cömert bir cami… Mütevazılığın asaletini yansıtıyor. Bu cami, Endülüs’ün susturulmuş sesinin, yok sayılmış tarihinin günümüzde yeniden konuştuğu bir mabed.

Ruhu olan camilerde namaz ayrı bir güzel kılınıyor; ayrı bir coşku, neşve hissediliyor. Namaz sonrasında hocamızın etrafında MTO cami halkasını kuruyoruz. Zihin açıcı, ufuk verici sohbetle Gırnata’da kardeşlik ruhunu iliklerimize kadar yaşıyoruz. Birbirimize sarılıyoruz; İslam kardeşliği gurbette bambaşka yaşanıyor.

Hocamız Türkiye kendine gelebilirse bir öncü kuşak yetiştirebilirse tüm dünyayı etkileyecek adımlar atabilir kısa sayılabilecek zaman diliminde diyerek bizleri heyecanlandırıyor… Dikkat etmezsek günü kurtaracak işlere odaklanırsak geleceği kuracak işleri ihmal edersek aynı şekilde yok olma tehlikesi de kapımıza dayanmıştır, diyerek sorumluluğumuzu hatırlattı bizlere…

Gırnata Ulu Camii, Endülüs’e düşülmüş sessiz ama kararlı bir mühürdür; ümmetin ve erenlerinin…Bu cami, Endülüs’ün son nefesi değil; yeniden atmaya başlayan kalbidir.


MÜSLÜMAN MAHALLESİ: ASALETİN SOKAKLARA SİNMİŞ HÂLİ

Namazdan sonra Müslüman mahallesinin dar sokaklarında yürüdük. Evler birbirine yaslanmıştı; sanki birbirini destekliyordu. Bizim medeniyetimiz insanı yalnızlığa terk etmez. Avlular hayattır; buluşma alanlarıdır. Pencereler mahremiyeti korur, kapılar içerinin güzelliklerine dair ipuçları verir.

Bu sokaklarda dolaşırken insan şunu fark ediyor: Müslümanlık sadece bir inanç değil; hayatın her anını, her mekânını düzenleyen bir tarzdır. Hayata ölçüyle bakma, insana saygıyla yaklaşma biçimidir.


400 BİN KİTABIN YAKILDIĞI MEYDAN

Endülüs’ün asıl düştüğü yer burasıdır. Bu meydanda yalnızca kitaplar yakılmadı; hafıza yakıldı, bilgi yakıldı. Bir medeniyetin kendini anlatma imkânı yok edilmek istendi. İnsanlığa “kitap yakma” yolunu açan şeytani eylem burada öğretildi. Dünyada yakılan tüm kitapların sorumluluğu, Gırnata meydanında kitap yakanların omuzlarındadır.

Avrupa’nın “aydınlanma” diye anlattığı hikâye, Endülüs’te kitapların kül olduğu bu meydanda başladı!.. Kurtuba’da yazılan ilim, Toledo’da hırsızlıkla alındı, tercümelerle sahiplenildi; Gırnata’da ise kitaplar ateşe verilerek çalıntı gizlendi, aklandı.

Çalıntı bilgiyle kibir başladı; teknolojik gelişmeyle canavara dönüştü ve insanlık içinden çıkılmaz bir hâle sürüklendi; sanayi devrimi, coğrafi keşifler vb. ile. Ama bugün görülüyor ki insanlık hakikate gebedir; onu arıyor, ona koşuyor.


ELHAMRA: LÂ GÂLİBE İLLALLAH VE ALLAH ZİKRİ

Gırnata’da ikinci günümüz Elhamra Sarayı ile başladı. Elhamra, bir saraydan öte; İslam medeniyetinin güzellik anlayışının taşa, suya ve ışığa dönüşmüş hâlidir. Zikrin farklı bir tezahürüdür Elhamra.

Duvarların her yerine tekrar tekrar yazılı olan cümle, medeniyetimizin özetidir: “Lâ galibe illallah.” Allah’tan başka galip yoktur. Bu söz, insanın unutkanlığına, gafletine, isyanına, kibrine dikkat çeker. Günün karmaşasına, imtihanına, zorluğuna bir derstir; bir ilaçtır. Bu söz bir süs değil; bir medeniyet iddiasıdır. Gücün değil, hakikatin galip olduğuna dair sessiz bir ilandır.


SU, YANSIMA VE CENNET BAHÇELERİ

Elhamra’da su ana unsurdur; yaratılışımızı hatırlatır. Bir kan pıhtısından yaratıldığını unutan insana ihtardır. Su havuza akar; insan dünyaya doğar.

İslam medeniyeti yansımayı sever. Müslüman, Müslümanın aynasıdır. İnsan kendiyle yüzleşir. Şimdi varsın, az sonra yoksun; tıpkı yansıyan gölgen gibi… Ölümü bilen, hatırlayan kibre kapıl/a/maz. Renkler vardır ama gözü yormaz; saklanmıştır. Işık vardır ama kör etmez; yansımadır, kırılmıştır, Elhamra’da.

Bu mekânlar, süs için değil; dünyada cenneti hatırla/t/mak ve onu ebedî olarak kazanmaya çağrıdır, davettir. Müslümanlar doğaya hükmetmez; onunla ahenkli bir ilişki kurar. Bunu Elhamra’da görüyoruz.


CUMA NAMAZI: ENDÜLÜS’ÜN HÂLÂ YAŞADIĞINI GÖSTEREN DELİL

Cuma namazı için yeniden Gırnata Ulu Camii’ne geldik. Bugün bu camide kılınan namaz, Mekke’de kılınan bayram namazlarını hatırlatıyordu. Sessiz, riyasız, derin… Namazdan sonra bayram günü neşesiyle tebrikleşen Müslümanlar ve yeni Müslüman olmuş kardeşlerin yüzlerindeki sevinç ve huzur, Endülüs’ün hâlâ ölmediğinin en sahici delilleriydi.

Namaz sonrasında farklı bir güzergâhtan Müslüman mahallesinin sokaklarına daldık. Hedef, Gamze Hanım’ın davetine icabet etmek için belirlenen mekâna ulaşmaktı. Zamanın ve yolun nasıl geçtiğini anlamadan, muhabbetle ulaştık.


YAZIYLA ANLATILAMAYAN HAKİKAT: MUHABBET

Helal bir sofrada Endülüs lezzetlerini tattık. Ama o masada yemekten çok sohbet vardı; İslam kardeşliği vardı. Yusuf Kaplan hocamızın yürek yangınını yansıtan konuşmaları vardı. Bunlar anlatılmaz; yaşanır. Ve yaşanınca insanın yüreğine kazınır, asla unutulmaz.


#Endülüs
#Yusuf Kaplan
#aktüel
#tarih