''Devlet''in Suriye politikası ve sivil toplum
00:00, 29/08/2013, Perşembe
Yeni Şafak
''Devlet''in Suriye politikası ve sivil toplum
Orta Asya''da hüküm süren Bozkır Devleti ile 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasına bir hat çeker ve kiminin, ''Faşist zırvalar'', kiminin, ''Kemalist zulüm'', kiminin ise, ''İslamcı romantizm'' olarak gördüğü bazı küçük detayları hatırlarsak, devlet mantığının aslında günümüze dek çok az değişime uğrayarak mevcudiyetini ve meşruiyetini devam ettirdiğini görebiliriz.
Türkiye, İran gibi köklü devlet gelenekleri olan ülkelerde iktidarlar değişse de devlet aygıtının işleyiş ve mantığı, çağın gerekliliklerine göre ufak reformlarla aynen devam eder. Hatta diyebiliriz ki bu durum, Orta ve Yakındoğu ülkelerinde sadece Türkiye ve İran''a mahsustur. Her iki ülke de Bizans ve Sasani bürokrasisinden aldıkları devlet mirasını günümüze kadar aktarmayı başarmışlardır, arada yıkılan imparatorluklar, devrilen şahlıklar olsa bile. Son günlerde yüksek sesle dillendirilen Suriye''ye Batı müdahalesi senaryolarında da iki ülkenin geliştirdikleri tavırlar bu duruma açık örneklerdir.
Ele alacağımız konu Türkiye olduğu için İran örneğini şimdilik sadece benzerlikler noktasında bırakıp, devlet mantığının Türkiye''de nasıl işlediğine eğilelim ve Suriye''ye müdahale olasılığı üzerinden Türkiye''nin nasıl bir politika geliştirebileceğini analiz edelim. Yukarıda belirttiğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti''nin devlet geleneği, en temelde bozkır devleti mentalitesinden yola çıkan, batıya doğru geldikçe yüzyıllar içinde ufak reformlarla değişen, çeşitli kültürlerden etkilenen ama özünde ''ya devlet başa ya kuzgun leşe'' mantığı etrafında şekillenen bir tarza sahiptir. Bu duruma 19. ve 20. Yüzyılların siyaset bilimcileri teorik kılıflar geçirmişlerdir, Ortadoğu ve Yakındoğu yönetim sistemleri hakkında onlarca devlet tanımı üretilmiştir.
Mesela Alman siyasetbilimci Oppenheimer devleti, ''savaşçı bir topluluğun diğer bir topluluğu yenerek onların üzerine tahakküm kurması'' ile başlatır. Bambaşka bir açıdan bakan Hegel''de devletin ''bireyin kendi çıkarını diğer bireyinkinin önüne koyduğu'' bir sivil toplumdan müteşekkil olduğunu iddia eder. Türkiye''de doğup yetişmiş birçok akademisyenin tanımları da genel çerçeveye uyar, Şerif Mardin''in ''merkez-çevre'', Emre Kongar''ın, devletçi-seçkinler ile gelenekçi-liberaller'', İdris Küçükömer''in, ''batıcı laikler-doğucu İslamcılar'' vb… Günümüze endeksli baktığımızda onlarca tanımın arasından seçtiğimiz birkaçını, devlet anlayışının temelinde konumlandırabiliriz ama eksik kalırız.
YA DEVLET BAŞA YA DA…
Orta Asya''da hüküm süren Bozkır Devleti ile 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasına bir hat çeker ve kiminin, ''Faşist zırvalar'', kiminin, ''Kemalist zulüm'', kiminin ise, ''İslamcı romantizm'' olarak gördüğü bazı küçük detayları hatırlarsak, devlet mantığının aslında günümüze dek çok az değişime uğrayarak mevcudiyetini ve meşruiyetini devam ettirdiğini görebiliriz. M.Ö 200''lerde babası Duman''ı (Teo-man olarak bildiğimiz) devlet sistemini akamete uğratacak kadar laçkalaştığı iddiasıyla av esnasında öldürten ve büyük bir imparatorluğun başına geçen Mao-Tun''dan (Mete, Oğuz Kağan), diktirdiği yazıtların üzerine, ''…öylesi bir vakitte ben kendim tahta çıkıp bunca önemli yasayı, dört taraftaki halkı yoluna koydum, düzene soktum''diye yazdıran Bilge Kağan''a, kendisini, ''Önümdeki divite sarılıp sarığını başından aldırayım mı?'' diye tehdit eden Melikşah''a, ''Senin tahtın ve tacın ile benim sarığım ile kılıcım, devletin sac ayaklarıdır, birini çekersen devlet çöker'' cevabını veren Nizamülmülk''e dek mesela… Osmanlı İmparatorluğu''ndan günümüze doğru bakalım bir de: ''Karındaşların nizâm-ı âlem içün katletmek münâsibdir. ekseri ulemâ dahi tecviz etmiştir. anınla âmil olalar'' fetvası ile devlet sisteminin aksamaması için kardeşlerini dahi öldürtebilecek bir düşünceyi kuramlaştıran Fatih''ten, ''Sofu'' olarak bilinen yumuşak huylu babası 2. Bayezid''i tahttan indiren ve ilk iş olarak doğuya, İran''a sefere çıkan Yavuz Sultan Selim''e, İzmir Suikastı Davası ile sadece adı yenilenen devletin güvenlik sistemini baştan inşa eden Atatürk''e ve son olarak bu sistemin güncellendiği Ergenekon Davası''na… Tüm bu uygulamaların iyi yahut kötü olduğunu tartışmıyorum, geçmişten günümüze akan bir nehir gördüğümü söylüyorum.
SURİYE İÇİN MÜDAHALE ÇIĞLIKLARI
Şahıslar ve yürütücüler değişse de Türkiye''de devlet sisteminin dini, vicdanı, duyguları olmuyor, olamayacak. Suriye''ye müdahale konusunda da meseleye bu açıdan bakabiliriz. Eğer durum tespiti yaparken romantizme bulanırsak, günlük siyasetin sloganları arasında kaybolur gideriz ki bu da ne siyasetbilimi disiplinine uyar ne de siyaset sosyolojisine. ''Emperyalizme uşak oluyoruz'' demek yerine, ''Biz neden bu müdahaleye dahil oluyoruz, çıkarımız ne?'' sorusunu sormalıyız. Ahmet Davutoğlu''nun yahut Başbakan Erdoğan''ın kişisel hırsları için Suriye''de bir taraf olarak konumlanmış değiliz. İktidarda CHP, MHP yahut başka bir x parti olsaydı da durum değişmeyecekti, tarihin sizi sürüklediği noktadan geri dönüş yapamazsınız, 2,5 yıla bakarak temeli onlarca yıl öncesine uzanan patlamalar silsilesini değerlendiremezsiniz. Eğer yarın bir savaş çıkacaksa, bunun kararını veren ve hazırlığını yapan duygusuz, vicdansız, tamamen akıl ve zihniyetten oluşan ve çıkarlarını gözeten devlet mekanizması olacaktır. Sadece yürütmeyi ve şekillendirmeyi hükümet belirleyecektir.
İSLAMCILARA SİVİL SAVAŞ NOTLARI
Hadisenin devlet felsefesi boyutunu geride bırakalım, ''müdahale'' olasılığı ciddiye bindikten sonra İslamcı referanslı birçok köşe yazarı, aydın, gazeteci ve vatandaş, romantizm ve duygusallığın üst perdeden dillendirildiği yorumlar yapmaya başladılar. ''Müslümanlar neden Suriye müdahalesine karşı çıksınlar ki'' ile başlayıp, ''Esad''ın burnunun sürtmesi lazım''a kadar uzanan, bahane olarak İran ve Rusya''nın Esad''a verdikleri desteği gösteren bu anakronik yorumlar, ABD ve Batı ile marazalı bir geçmişi olan Ortadoğu halklarının sivil düşüncelerine de gölge düşürüyor.
İktidarda İslamcı köklere sahip bir hükümet olabilir ancak ABD ve Batı koalisyonu ile Suriye''ye müdahale edecek olan zihniyet, ulusal çıkarlarını her şeyden önde tutan devletin zihniyetidir. Bazı İslamcılar, Esad yönetimine yapılacak olan müdahaleyi desteklerken bu durumu iki kez düşünmeliler; işin ucunda, yarın yaptığı işe ideolojik, dini, siyasi, kültürel kılıf bulmakta hiçbir zorluk çekmeyecek olan devletin diliyle konuşup, ''Müslümanlar ABD müdahalesini destekliyorlar'' algısına istemeyerek de olsa katkıda bulunmak var. Zira devlet, içine aldığı suya şekil veren kaptır, AK Parti hükümeti gittikten sonra hangi parti gelecekse ona da kendi özünü bozmayarak çıkarlarının gerektirdiği şekli verecektir. Gerektiği yerde ajitasyonla, gerektiği yerde manipülasyonla bir biçimde kendi işleyişini güvence altına alacaktır. İşte o zaman korkarım ki kabak, dini duygular ve hislerle devlet söylemine entegre olup hiç istemedikleri bir söyleme savrulacak bazı Müslümanlara olacaktır.
Başlıklar :