Mekke İttifakı sahaya iniyor
04:00, 09/10/2026, Cuma
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Ortak savunma taahhütlerinin hızla uygulanması ve Suudi Arabistan’a askeri güç ve yeteneklerin konuşlandırılması kararı, ittifakın kuruluş aşamasındaki siyasi ve diplomatik çerçeveden sahadaki güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren bir yapıya geçmeye başladığını gösteriyor.
Sernur Yassıkaya/Yeni Şafak Dış Haberler Müdürü
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu Mekke Savunma İttifakı açısından 5 Ekim’de Riyad’da gerçekleştirilen olağanüstü toplantı, ittifakın hızla somutlaşmasında yeni bir aşamaya geçtiğinin işareti. 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması ile kurulan mekanizmanın taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı üç ülkeye yönelik saldırı kabul eden kolektif savunma anlayışı, 31 Ağustos’taki ilk stratejik-siyasi ve savunma komitesi toplantısında sekretarya kurulması, ortak faaliyetler, savunma sanayi iş birliği, ortak teknoloji geliştirme ve üretim gibi adımlar kararlaştırılırken, 5 Ekim toplantısında ilk kez askeri uygulama boyutuna taşındı. Bu atılan üç adım Orta Doğu’da barış ve istikrarı bozucu girişimlere yönelik verilen önemli bir cevap niteliğinde. Bunun diplomatik süreçlerin sert güçle tahkim edilmesi anlamında verilen bir sinyal olduğunu söylemek mümkün. Bölgemizde başta Kızıldeniz olmak üzere hızla gelişen güvenlik krizlerinde bu mesajın ilgili ülkelere verildiği görülüyor.
SATIR ARALARINDAKİ VURGU
Toplantı sonrasında yayımlanan ortak açıklamada, kolektif savunma taahhütlerinin “ivedilikle” uygulanmasına geçilmesi, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvet ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a sağlanması ve bunların hızla konuşlandırılması konusunda gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi. Bu ifadeler, ittifakın yalnızca ortak tehdit algısını paylaşan siyasi bir platform olarak kalmayacağını, belirli askeri kabiliyetleri ortak savunma amacı doğrultusunda harekete geçirecek bir mekanizmaya dönüşmeye başladığını gösteriyor.
Buradaki temel gelişme, yeni bir askeri ittifakın kurulmuş olmasından ziyade, kurulan ittifakın kısa süre içinde uygulama kapasitesi üretmeye başlamasıdır. Zira bir savunma ittifakının gerçek ağırlığı, sahip olduğu asker, uçak veya tank sayısından önce, üyelerinin bu kaynakları ortak bir siyasi irade ve askeri planlama altında ne ölçüde kullanabildiğiyle belirlenir. 5 Ekim kararı bu açıdan kritik bir eşik oluşturuyor.
İKİ AYDA ATILAN ADIM
Mekke İttifakı’nın kuruluşundan yalnızca iki ay sonra alınan 5 Ekim tarihli karar, kurumsallaşma sürecinin beklenenden hızlı ilerleyebileceğine işaret ediyor. Ortak Savunma Anlaşması’nın temelindeki kolektif savunma ilkesi, toplantıyla birlikte siyasi bir taahhütten operasyonel hazırlık anlayışına doğru genişletiliyor. Özellikle “askeri kuvvetler ile yeteneklerin” Suudi Arabistan’a sağlanması ve bunların “hızla konuşlandırılması” yönündeki karar, ittifakın gelecekteki işleyişi açısından önem taşıyor. Çünkü burada yalnızca diplomatik destek veya siyasi dayanışmadan söz edilmiyor. Tarafların kendi ulusal mevzuatları çerçevesinde belirli askeri kapasite ve unsurlarını ortak savunma amacıyla kullanıma hazır hale getirmesinden söz ediliyor.
ÜÇ KRİTİK AŞAMA GEÇİLDİ
Bu durum, Mekke İttifakı’nın kurumsallaşmasının üç aşamada ilerleyebileceğini gösteriyor. İlk aşama siyasi ve hukuki zeminin oluşturulmasıydı. 7 Ağustos’taki anlaşma bu zemini sağladı. 31 Ağustos’ta kurumsal yapı ortaya kondu. Üçüncü aşama ise ortak tehdit değerlendirmesi ve karar alma mekanizmalarının işletilmesi oldu. 5 Ekim’deki olağanüstü toplantı bu aşamanın somut örneği oldu. Üçüncü aşama ise askeri kapasitenin fiilen birbirine bağlanması ve gerektiğinde ortak şekilde kullanılabilmesi olacak. Dolayısıyla 5 Ekim toplantısı tek başına tamamlanmış bir askeri entegrasyon anlamına gelmiyor. Ancak entegrasyonun başlaması için gerekli siyasi iradenin ortaya konulduğunu gösteriyor.
SALDIRILARA NET CEVAP
5 Ekim toplantısında ortaya çıkan yaklaşım, bu nedenle Mekke İttifakı açısından bir “başlangıç kararı” niteliğinde. İttifak henüz NATO benzeri tam entegre bir askeri yapı değil, fakat kolektif savunma prensibini sahadaki askeri kapasiteyle ilişkilendirmeye başlayan bir güvenlik mekanizması haline geliyor. Suudi Arabistan’ın merkezinde bulunduğu mevcut güvenlik ortamı da bu dönüşümü hızlandıran faktörlerden biri. Mekke ve Medine’nin hedef alınması, şehirler ile sivil ve ekonomik tesislere yönelik saldırılar ve Riyad’ın toprak bütünlüğüne yönelik tehditler, ittifakın kuruluş gerekçesini soyut bir güvenlik vizyonundan somut bir kriz yönetimi mekanizmasına dönüştürüyor. Bu nedenle 5 Ekim toplantısının asıl önemi, ittifakın bütün bu kapasiteyi aynı anda kullanıma sokmuş olması değil, bu kapasitenin ortak bir güvenlik mimarisine bağlanmasının önünü açmasıdır. Atılan adım aynı zamanda Mekke İttifakı’nı doğarken boğmaya yönelik saldırılara karşı verilmiş fiili cevap anlamına da geliyor.
GÜÇLÜ VARLIK İÇİN ZAMAN GEREKİYOR
Mekke İttifakı’nın geleceğini belirleyecek temel mesele, üç ülkenin toplam askeri envanterinin büyüklüğünden çok, bu envanterin ne ölçüde ortak bir askeri kapasiteye dönüştürülebileceği olacak. Bu açıdan 5 Ekim olağanüstü toplantısı bir sonuçtan çok başlangıç niteliğinde. Ortak savunma taahhütlerinin hızla uygulanması ve Suudi Arabistan’a askeri güç ve yeteneklerin konuşlandırılması kararı, ittifakın kuruluş aşamasındaki siyasi ve diplomatik çerçeveden sahadaki güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren bir yapıya geçmeye başladığını gösteriyor.
Mekke İttifakı açısından asıl kritik aşama bundan sonra başlayacak. Çünkü üç ülkenin sahip olduğu askeri kaynakların basit biçimde toplanması, otomatik olarak ortak bir askeri güç meydana getirmiyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın farklı komuta-kontrol sistemleri, farklı silah platformları, farklı doktrinleri ve farklı savunma tedarik süreçleri bulunuyor. Bu unsurların ortak bir askeri planlama anlayışı içerisinde kullanılabilmesi zaman alacaktır. Ancak hızlı kurumsallaşma açısından kritik olan nokta, bu farklılıkların varlığına rağmen üç ülkenin ortak tehdit algısı üzerinden siyasi karar alma mekanizmasını işletmeye başlamasıdır.
Dolayısıyla bugün için Mekke İttifakı’nı “yeni bir süper güç” olarak tanımlamak erken olabilir. Ancak Türkiye’nin NATO birikimi ve dünya çapındaki savunma sanayii, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve insan gücü ile Suudi Arabistan’ın finansal ve askeri kapasitesinin birleşmesi, dünyanın en güçlü potansiyel bölgesel savunma bloklarından birini ortaya çıkarıyor. Eğer bu süreç başarıyla ilerlerse Mekke İttifakı, yalnızca üç ülkenin güvenlik endişelerini bir araya getiren bir anlaşma olmaktan çıkabilir. İttifakın gerçek ağırlığı bundan sonra atılacak adımlarla ortaya çıkacak. Ancak ilk kez siyasi taahhüt ile askeri kapasite arasında doğrudan bir bağ kurulmuş olması, bölgesel güvenlik mimarisi açısından başlı başına önemli bir gelişme.