Diyalog, çoğulculuk ve birlikte yaşama perspektifinden bir gelecek tasavvuru: Terörsüz Türkiye için altı tez

04:00, 10/10/2026, Cumartesi
Yeni Şafak
Diyalog, çoğulculuk ve birlikte yaşama perspektifinden bir gelecek tasavvuru: Terörsüz Türkiye için altı tez
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Türkiye Yüzyılı’nda farklılıklarımızı çatışma sebebi olmaktan çıkarıp ortak geleceğimizin imkânına dönüştürebilmeliyiz. Belki de artık “Sen kimsin?” yerine “Birlikte ne yapabiliriz?” diye sormalıyız. Çünkü birlikte üreten insanlar birbirlerini kimliklerinden ziyade emekleriyle tanırlar.

Prof. Dr. Mahmut Aydın/Samsun Üniversitesi Rektörü

Türkiye, yarım asırdır terörün yıkıcı etkileriyle yaşamak zorunda kaldı. Bu dönem can ve mal kayıplarının, güvenlik sorunlarının ötesinde toplumsal hafızada korkular, kırgınlıklar, ön yargılar ve karşılıklı güvensizlikler üretti. En ağır sonuçlardan biri de aynı kaderi paylaşan insanlarımızın birbirlerini aktarılmış kategoriler ve korkular üzerinden görmeye başlamaları oldu.

Bugün Türkiye, bu tecrübenin ardından yeni bir dönemin eşiğindedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bir devlet iradesine dönüşen ve Gazi Meclisimizin çalışmalarıyla demokratik ve hukuki zemini güçlendirilen “Terörsüz Türkiye” hedefi, ülkemizin önünde bir imkân açmaktadır. Bu hedefin ilk boyutu silahların susması, terör örgütünün tasfiyesi ve insanlarımızın artık terör nedeniyle hayatlarını kaybetmediği bir Türkiye’dir. Ancak asıl mesele terörün sona ermesiyle bitmiyor; tam tersine, bundan sonra başlıyor: Terörün olmadığı bir Türkiye’de birlikte yaşamanın toplumsal zeminini nasıl inşa edeceğiz?

Çünkü silahlar susabilir; fakat hafızalardaki korkular, kırgınlıklar ve ön yargılar yaşayabilir. Devlet güvenliği sağlayabilir, siyaset hukuki ve kurumsal zemini oluşturabilir fakat insanların birbirlerine nasıl bakacaklarını yasalarla belirlemek mümkün değildir. Geleceğimiz, şiddetin sona ermesinin yanında farklılıklarımızla nasıl ortak bir hayat kurabileceğimize de bağlıdır.

Uzun yıllardır dinler tarihi, dinler ve kültürlerarası ilişkiler, dinsel çoğulculuk ve farklılıkların bir arada yaşaması üzerine çalışan bir akademisyen olarak meseleye bu noktadan bakmak istiyorum. Bu çalışmaların öğrettiği temel gerçek şudur: Farklılıklar kendiliğinden çatışma üretmez. Farklı din, mezhep, dil ve kültürlere mensup insanlar bazen çatışmış, bazen yüzyıllarca yan yana yaşamışlardır. O hâlde sorun farklı olmakta değil, farklılıkla nasıl ilişki kurduğumuzdadır. Buradan hareketle altı tez ileri sürmek istiyorum:


TERÖRÜN SONA ERMESİ BİRLİKTE YAŞAMANIN BAŞLANGICIDIR

Şiddetin ortadan kalkması vazgeçilmezdir. İnsanların hayatlarını kaybetmediği bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur. Fakat silahların susmasıyla toplumsal uzlaşının kendiliğinden gerçekleşeceğini düşünmek yanıltıcıdır.

Uzun süreli çatışmalar can kayıplarının yanında korku, ön yargı ve birbirinden kuşku duyan topluluklar da üretir. Terör sona erebilir fakat insanların zihninde oluşturduğu duvarlar yaşamaya devam edebilir. İşte burada güvenlik politikalarının tek başına ulaşamayacağı bir alan başlar: İnsanın insana bakışı. Ön yargıları idari kararlarla ortadan kaldıramayız. Ancak insanların birbirlerini tanıyıp hikâyelerini dinleyebilecekleri, konuşup birlikte çalışabilecekleri ortamlar oluşturarak bu ön yargıların azalmasına katkı sağlayabiliriz. Terörsüz Türkiye’nin ilk başarısı silahların susmasıysa, ikinci başarısı zihinlerdeki mesafelerin azaltılması olmalı.


YA BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ YA BİRLİKTE KAYBEDECEĞİZ

Türkiye’nin toplumsal gerçekliği temel bir hakikati hatırlatmaktadır: Türklerin, Kürtlerin ve diğer etnik, dinî ve kültürel aidiyetlere mensup insanların geleceklerini birbirlerinden bağımsız düşünmeleri mümkün değildir. Yüzyıllardır aynı coğrafyada hayatlarımız birbirine dokunuyor; ailelerimiz, sevinçlerimiz ve acılarımız iç içe geçiyor. Bu gerçekliği, bir tarafın kazanması için diğerinin kaybetmesi gereken sıfır toplamlı bir ilişki olarak düşünemeyiz.

Türk’ün huzuru Kürt’ün huzurundan, Kürt’ün güvenliği Türk’ün güvenliğinden bağımsız değildir. Birlikte yaşamak ortak geleceğimizin gereğidir, hiçbir grup bunu diğerine bir lütuf olarak sunmamalıdır.

Başlangıç noktamız “ortak beşerilik”, yani insan olmamızdır. İlişkimizin ilk belirleyicisi karşımızdakinin dini, mezhebi, etnik kimliği veya siyasi görüşü değil, bizim gibi bir insan oluşudur. Çünkü kategoriler genelleştirir, insanların hikâyeleri vardır. Birlikte yaşama, kategorinin arkasındaki insan yüzünü yeniden görebilmektir. Birbirimizin kaybından kendimize kalıcı bir gelecek kuramayız: Ya birlikte yaşayacağız ya da birlikte kaybedeceğiz.


FARKLILIĞIN KENDİSİ DEĞİL, DIŞLAMAYA VE DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞMESİ SORUNDUR

Toplumsal birliğin farklılıkların azaltılmasıyla mümkün olacağını düşünmek temel bir hatadır. Farklılık ile uzlaşmazlık aynı şey değildir. Birlikte yaşayabilmek için aynı olmak zorunda değiliz. Türk’ün Türk olmaktan, Kürt’ün Kürt olmaktan vazgeçmesi gerekmez. İnsanların kendi dillerini, kültürlerini, tarihlerini ve aidiyetlerini sevmeleri sorun değildir. Sorun, kendi kimliğimizi ancak başkasını küçülterek, görünmez kılarak veya dışlayarak yaşayabileceğimize inanmaktır.

Tahammül ve hoşgörü, benimsemediğimiz hatta yanlış bulduğumuz düşüncelerin var olma hakkını kabul etmemizi sağladıkları için çoğulcu toplumun vazgeçilmez erdemleridir. Fakat daha ileri bir düzey mümkündür: Ötekinin farklılığını katlanılan bir durum olmaktan çıkarıp bir öğrenme ve zenginleşme imkânı olarak görebilmek.

Aynı tarihi farklı okuyabilir, bazı konularda hiçbir zaman uzlaşamayabiliriz. Birlikte yaşamanın ön şartı aynı düşünmek değildir. Asıl olgunluk, anlaşamadığımız insanla onu düşman ilan etmeden yaşayabilmektir. Hedef farklılıkları azaltmak değil, farklılıkların dışlama, düşmanlaştırma ve şiddet üretmediği bir kültür oluşturmaktır.


ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLAMIYORSAK SORUNUN PARÇASIYIZ

Toplumsal sorunlarda sorumluyu dışarıda aramak kolaydır. Daha zor olan kendimize dönüp sormaktır: Karşımdaki insanı gerçekten tanıyor muyum, yoksa bana anlatılanlar üzerinden mi biliyorum? Kendi grubumun yanlışlarını görmezden gelirken başkalarının yanlışlarını genelliyor muyum? Bir insanın yanlışını bütün topluluğa mal ediyor muyum? Duyarlılığımı yalnızca “bizimkiler” olarak gördüğüm insanların acılarıyla mı sınırlıyorum?

Diyalog, ötekiyle konuşmanın ötesinde kendimize dışarıdan bakmaya cesaret edebilmektir. “Ben seni nasıl görüyorum?” sorusunun yanında, “Sen beni nasıl görüyorsun ve neden böyle görüyorsun?” sorusunu da sorabilmeliyiz. Başkalarının bize tuttuğu ayna hoşumuza gitmeyebilir; bu, bütün değerlendirmelerini doğru kabul etmek değildir. Fakat kendi dilimizi, davranışlarımızı ve ön yargılarımızı başkasının tecrübesi karşısında yeniden değerlendirebilmek birlikte yaşama kültürünün gereğidir.

Üniversiteler, medya, din görevlileri, aydınlar, sanatçılar, kanaat önderleri, aileler ve her ‘birimiz çözümün parçası olmak zorundayız. Çünkü huzur iklimi, büyük siyasi kararlarla birlikte gündelik davranışlarla tesis edilir.


BİRLİKTE YAŞAMANIN AHLAKI, ÖTEKİNE YER AÇMAK VE ONDAN ÖĞRENEBİLMEKTİR

Diyalog, karşımızdakini ikna etmenin veya kendimize benzetmenin yöntemi değildir. İlk amaç onu, kendisini anladığı biçimde anlamaya çalışmaktır. Bu nedenle diyaloğun ilk şartı konuşmak değil, dinlemektir. Türk, Kürt’ü kendi zihnindeki imgeden değil onun anlatısından; Kürt de Türk’ü kendi zihnindeki imgeden değil onun korkularını, acılarını ve beklentilerini dinleyerek anlamaya çalışmalıdır.

Anlamak hak vermek; dinlemek kabul etmek değildir. Karşımızdakinin hikâyesini öğrenmek bütün yorumlarını benimsemek anlamına gelmez. Gerçek diyalog aynılaşmadan anlamayı ve ötekinden öğrenmeye açık olmayı mümkün kılar. Böyle bir karşılaşmada bazen kendimiz hakkındaki bilgimiz de değişir. Ötekinden öğrenmek, kendi kimliğimizden ve doğrularımızdan vazgeçmek değildir; “Benim senden öğrenebileceğim hiçbir şey yoktur” düşüncesinden vazgeçmektir. Birlikte yaşamanın ahlakı tam da budur: Kimliğimizden vazgeçmeden ötekine yer açmak.

Bu yaklaşım geçmişi unutmak değildir. Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin ıstıraplarını yok sayamayız. Birlikte yaşama çağrısı “Geçmişi unutalım” değil, doğru hatırlayalım çağrısıdır. Geçmişi yeniden kavga etmek için hatırlamak başka, aynı acıların tekrarlanmaması için hatırlamak başkadır. Türkiye’nin ihtiyacı, geçmişini geleceğinin hapishanesi hâline getirmeden hatırlamaktır.


TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TEMASTAN KARŞILAŞMAYA VE KARŞILAŞMADAN BİRLİKTE ÜRETMEYE GEÇEBİLDİĞİMİZ ÖLÇÜDE KALICI OLACAKTIR

Ön yargı çoğu zaman mesafeden beslenir. Hiç gitmediğimiz şehirler ve hiç tanımadığımız insanlar hakkında kesin kanaatlere sahip olabiliriz. Öteki uzakta kaldığı sürece onun hakkında imge üretmek kolaydır. Oysa aynı mekânda bulunmak da yetmez. İhtiyacımız, tarafların birbirlerini dinledikleri, birbirlerinden öğrendikleri ve birlikte ürettikleri dönüştürücü karşılaşmalardır.

Üniversiteler bu konuda özel bir sorumluluk üstlenebilir. Samsun’daki bir öğrenci Diyarbakır’da, Van’daki bir öğrenci Samsun’da, Mardin’deki bir öğrenci Trabzon’da bir süre eğitim görebilir ve ortak projelerde çalışabilir. Ancak klasik öğrenci değişiminin ötesine geçilmeli; farklı bölgelerden gençler çevre, teknoloji, sosyal sorumluluk ve araştırma projelerinde birlikte üretmelidir. Çünkü insanlar birbirlerini, birlikte üretirken daha derinden tanırlar.

Farklı bölgelerden gençler birbirlerinin şehirlerine, evlerine ve sofralarına misafir olduklarında “öteki” soyut bir kategori olmaktan çıkar; bir yüzü, ismi ve hikâyesi olur. Bazen bir sofranın ortadan kaldırdığı ön yargıyı onlarca konferans kaldıramaz.

Toplumlar yasalar yanında ortak hikâyelerle de birlikte yaşarlar. Türkiye’nin hafızası sadece çatışmalardan oluşmuyor. 6 Şubat depremlerinin ardından insanların etnik, dinî, mezhebî veya siyasi kimliğe bakmaksızın yardıma koşması bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Çatışmaları hatırladığımız kadar bizi birbirimize yaklaştıran ortak tecrübeleri de görünür kılmalıyız.

Kullandığımız dil de bu sürecin parçasıdır. Bir topluluğu genelleyen, aşağılayan veya suçla özdeşleştiren dil toplumsal mesafeyi büyütür. Çünkü şiddet bazen silahtan önce dilde başlar. Bu nedenle Terörsüz Türkiye’nin unsurlarından biri dil ahlakı olmalıdır.

Terörsüz Türkiye’nin toplumsal huzur modeli şu süreç üzerine kurulabilir:

Tanımak → Karşılaşmak → Dinlemek → Anlamak → Ötekine yer açmak → Ötekinden öğrenmek → Kendine yeniden bakmak/değişmek → Birlikte üretmek → Birlikte yaşamak

Bunun karşısındaki süreç ise şudur:

Tanımamak → Ön yargı → Ötekileştirmek → Dışlamak → Düşmanlaştırmak → Şiddet

Terörsüz Türkiye’nin toplumsal başarısı, ikinci zinciri kırıp birinci zinciri güçlendirmekte yatmaktadır.

TARİHÎ İMKAN

Terörsüz Türkiye önümüzde tarihî bir imkân açmaktadır. Bu imkânı yalnızca silahların susmasıyla sınırlandırırsak bir fırsatı kaçırırız. Asıl hedef, terörün yeniden toplumsal karşılık bulmasının giderek zorlaştığı bir Türkiye inşa etmektir. Bunun için farklılıklarımızı ortadan kaldırmamız gerekmiyor. Türk, Türk olmaya; Kürt, Kürt olmaya, insanlarımız kendi dillerini, kültürlerini ve aidiyetlerini sevmeye devam edecektir.

Mesele farklılıklarımızdan çok, onları nasıl anlamlandırdığımız ve onlarla nasıl ilişki kurduğumuzdur. Farklılıklarımızı dışlamanın ve düşmanlaştırmanın gerekçesi de birbirimizi tanımanın ve ortak geleceğimizi zenginleştirmenin imkânı da yapabiliriz. Bunun yolu aynılaşmaktan değil tanımaktan, dinlemekten ve birlikte üretmekten geçer. Kendi acımızın gerçekliği başkasının acısını ortadan kaldırmadığı gibi, başkasının acısını kabul etmek de kendi acımızdan vazgeçmek değildir.

Geçmişi unutmak çözüm değildir; ihtiyacımız, onu doğru hatırlayıp hafızasına teslim olmayan bir toplumsal yapı kurmaktır. Türkiye Yüzyılı’nda farklılıklarımızı çatışma sebebi olmaktan çıkarıp ortak geleceğimizin imkânına dönüştürebilmeliyiz. Belki de artık “Sen kimsin?” yerine “Birlikte ne yapabiliriz?” diye sormalıyız. Çünkü birlikte üreten insanlar birbirlerini kimliklerinden ziyade emekleriyle tanırlar.

İşte tam burada Terörsüz Türkiye, güvenlik hedefinin ötesine geçerek birlikte yaşama idealine dönüşür. Yazımı iki temel ilkeyle bitirmek istiyorum: Birincisi, bu ülkenin geleceğini birbirimizden bağımsız kuramayacağımız gerçeğidir. Türk’üyle, Kürt’üyle ve bütün farklılıklarımızla ya birlikte yaşayacak, ortak geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz ya da hep birlikte kaybedeceğiz. İkincisi, ortak geleceğin inşasında hiçbirimiz kendimizi sorumluluğun dışında göremeyiz. Kullandığımız dilden ötekiyle kurduğumuz ilişkiye kadar hepimizin yapabileceği bir şey vardır. Birlikte yaşama kültürünü kuracak olan, her birimizin çözümün parçası olma iradesidir. Eğer çözümün parçası olmaya çalışmıyorsak, farkında olmadan sorunun devamına katkıda bulunuyoruz demektir. Terörsüz Türkiye’nin kalıcı bir toplumsal huzura dönüşmesinin yolu da buradan geçmektedir: Birbirimize rağmen değil, birbirimizle birlikte bir gelecek inşa etmek.


Kur’an’ın ihbârî mucizesi: Yahudi tarihi ve günümüz dinamikleri
Düşünce Günlüğü
Kur’an’ın ihbârî mucizesi: Yahudi tarihi ve günümüz dinamikleri
İngiltere’den Almanya’ya: Avrupa’da merkez siyasetin geleceği
Düşünce Günlüğü
İngiltere’den Almanya’ya: Avrupa’da merkez siyasetin geleceği
Yapay Zeka ne kadar ileriye gidebilir?
Düşünce Günlüğü
Yapay Zeka ne kadar ileriye gidebilir?

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026