Kur’an’ın ihbârî mucizesi: Yahudi tarihi ve günümüz dinamikleri
04:00, 06/10/2026, SalıG: Güncelleme: 06:05, 06/10/2026, Salı
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım
Mâide Sûresi’nin 64. âyeti, bize göstermektedir ki; Yahudilerin kendi aralarındaki kin ve ayrılık, tutuşturdukları her savaş ateşinin nihayetinde İlahi takdirle söndürülmesi ve yeryüzündeki ifsat çabalarının Allah’ın sevgisizliğiyle karşılık bulması kaçınılmaz bir tarihsel gerçektir.
Prof. Dr. Ali Erbaş - Onsekizinci Diyanet İşleri Başkanı
Kur’an-ı Kerim tüm insanlık için yalnızca bir hidayet rehberi ve hukuki esaslar manzumesi değil; aynı zamanda geçmiş, hal ve geleceğe dair sunduğu tespitlerle zamana meydan okuyan mucize bir kelamdır. Kur’an’ın insan aklını aşan özelliklerinden biri de “ihbârî mucize” (gaybdan verilen ve zaman içerisinde aynen gerçekleşen haberler) kabîlinden olan âyetleridir. Bu âyetler, nazil olduğu dönemin sosyo-politik gerçekliğinin ötesine geçerek insanlık tarihi boyunca tekrar tekrar tecelli eden tarihsel ve sosyolojik kanunları, yani Sünnetullah’ı ortaya koyar. Bu bağlamda Mâide Sûresi’nin 64. âyeti, insanlık tarihinin en karmaşık toplumsal aktörlerinden biri olan Yahudilerin seciyesine, tarihsel kaderine ve psikolojisine dair derinlikli gaybî ihbarlar barındırmaktadır:
“Yahudiler ‘Allah’ın eli bağlanmış!’ dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir. Aksine O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlığı ve kini saldık. Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.”
Âyetin özellikle “Onların arasına kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlığı saldık. Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar” bölümü, Yahudi tarihinin antik dönemlerinden modern zamanlara ve günümüz jeopolitik krizlerine uzanan çizgisini anlamada sarsıcı bir analitik çerçeve sunmaktadır.
MÂİDE 64’ÜN GELECEĞE MATUF YAPISI
Kur’an-ı Kerim’in gayba dair haberleri tesadüfi birer rastlantı değil, insanlığın toplumsal davranış modellerini ve ilâhî irâdenin tarih üzerindeki tasarrufunu açıklayan mutlak hakikatlerdir. Bir olayın ihbârî mucize sayılabilmesi için; indiği dönemde bilinmesinin imkânsız olması, gelecekte kesin olarak gerçekleşmesi ve beşerî tecrübenin ötesinde bir kuşatıcılığa sahip olması gerekir.
Mâide Sûresi’nin 64. âyeti, Medine döneminde Müslümanların Yahudi kabileleriyle (Benî Kaynuka, Benî Nadîr, Benî Kurayza) ilişkilerinin gerildiği ve İslam’ın tevhid anlayışının Yahudi inancıyla karşı karşıya geldiği bir vasatta nazil olmuştur. Âyetin indiği dönemde Yahudiler, Arap Yarımadası’nda ve Yakın Doğu’da dağınık, siyasi güçten yoksun ve kabileler halinde yaşayan bir azınlıktı. O günkü tablodan hareketle bu topluluğun yüzyıllar boyunca dünya tarihinin merkezinde yer alacağını, küresel güç dengelerini etkileyeceğini ve sürekli bir tefrika sarmalında kalacağını tahmin etmek beşerî akılla mümkün değildi. Ancak Kur’an, ىِِٰٰ يََوْْمِِ الْْقِِيٰٰمََةِِ“ ل ا” (kıyamete kadar) ifadesiyle Yahudi toplumunun iç dinamiklerini ve dış dünyayla kuracağı yıkıcı ilişki biçimini ilan etmiştir. Bu ihbar üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:
İçsel Bölünmüşlük ve Kalbi Ayrılık
: Kendi aralarında bitmek bilmeyen kin ve düşmanlık.Savaş Ateşi Yakma ve İlahi Müdahale
: Çatışma çıkarma arzusu ve bu arzunun hüsranla söndürülmesi.Yeryüzünde İfsat/Bozgunculuk Çabası
: Ahlâkî, toplumsal ve siyasi dengeleri bozma eğilimi.TARİHSEL KIRILMALAR VE İÇ ÇATIŞMALAR
Âyetteki ilk dikkat çekici ihbar, dışarıdan yekpare görünen Yahudi toplumunun gerçekte derin bir iç parçalanmışlık yaşadığıdır. Ayetin “Onların arasına kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlığı saldık” kısmı bu hususu veciz bir şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim bir başka âyette yer alan “Onlar sizinle toplu olarak ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalpleri birbirinden ayrıdır...” (Haşr, 14) beyanı da bu hakikati perçinler.
İsrailoğulları’nın tarih sahnesine çıktıkları ilk andan itibaren kendi içlerinde huzuru yakalayamadıkları görülmektedir:
Antik Dönem ve Krallığın Parçalanması
Hz. Süleyman’ın vefatının ardından (M.Ö. 900-850’li yıllar) Birleşik İsrail Krallığı’nın ikiye bölünmesi (Kuzeyde İsrail, Güneyde Yahuda) ve bu iki kardeş krallığın birbiriyle kanlı savaşlara tutuşması, Kur’an’ın haber verdiği iç düşmanlığın ilk büyük tecellisidir. Bu bölünme Asur ve Babil sürgünlerini davet etmiş; Yahudi toplumu kendi iç çekişmeleri yüzünden felakete sürüklenmiştir.
İkinci Tapınak Dönemi ve Mezhepsel Çatışmalar
Hz. İsa dönemi ve sonrasında Yahudilik; Ferisiler, Sadukiler, Essenîler ve Zelotlar gibi birbirine amansızca düşman gruplara bölünmüştü. M.S. 70 yılında Roma Generali Titus Kudüs’ü kuşattığında, şehir surlarının içindeki Yahudiler Romalılarla savaşmaktan ziyade, erzaklarını yakacak kadar derin bir kinle birbirlerini katlediyorlardı. Tarihçi Flavius Josephus, Kudüs’ün düşüşündeki en büyük etkenin Yahudilerin kendi aralarındaki bu iç savaş olduğunu kaydeder.
Sürgün Dönemi Çatışmaları
Sürgün boyunca dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudiler; coğrafi, kültürel ve etnik fay hatlarıyla bölündüler. Aşkenazlar (Doğu/Orta Avrupa), Sefaradlar (İspanya/Osmanlı) ve Mizrahiler (Doğu/Arap Yahudileri) arasında tarih boyunca ayrımcılık ve sosyo-ekonomik çatışmalar eksik olmadı.
Aynı şekilde Hasidîlik hareketinin ortaya çıkışında Geleneksel/Ortodoks Yahudilerin uyguladığı aforoz ve şiddet, toplumun içindeki derin nefreti sergilemiştir.
İsrail ve Günümüzdeki Toplumsal Kırılma
Günümüzde İsrail’in varlığı dışarıdan bir birlik gibi algılansa da, iç siyaset Mâide 64’ün ne derece canlı bir şekilde tecelli ettiğini kanıtlamaktadır. Günümüz İsrail toplumu şu fay hatları üzerine oturmaktadır:
Siyonist-Antisiyonist Yarılması
: Dindar Ortodoks Yahudilerin bir kısmı, İsrail’i “Mesih gelmeden kurulduğu için gayrimeşru” saymakta ve devleti tanımamaktadır.Seküler - Dindar Çatışması
: Kamusal alanın düzenlenmesi, askerlik muafiyetleri ve yargı reformları üzerinden seküler Yahudiler ile aşırı sağcı/dindar Siyonistler arasında patlak veren gösteriler, ülkeyi derin bir iç krize sürüklemektedir.Etnik Hiyerarşi
: Aşkenaz elitlerin Sefarad ve Mizrahî Yahudilerine yönelik tarihsel ayrımcılığı ile Etiyopya kökenli Falaşa Yahudilerinin marjinalleştirilmesi, ortak kimliğin nefreti bastırmaya yetmediğini göstermektedir.Kur’an’ın “Kıyamete kadar sürecek” dediği bu kin, dışarıdan bir tehdit gelmediği anlarda doğrudan kendi içine yönelen bir karakter olarak varlığını korumaktadır.
STRATEJİK HIRSLAR VE TARİHSEL HÜSRANLAR
Âyetin ikinci kritik vurgusu, stratejik hırslar ve yaşadıkları tarihsel hüsranlardır. “Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür” ifadesi Yahudi elitlerinin tarih boyunca savaş ve çatışma odaklı bir siyaset izleyeceği ancak bu ateşin nihai noktada Allah’ın takdiriyle mutlak bir başarıya ulaşamadan söndürüleceği gerçeğini hatırlatır. Tarihsel tecrübe bu durumu açıkça doğrular:
Medine Dönemi
Peygamberimiz (sav) döneminde Medine Sözleşmesi’ne sadık kalmayarak Mekkeli müşriklerle gizli ittifaklar kuran, Hendek Savaşı’nda Müslümanları arkadan vurmaya çalışan Benî Nadîr ve Benî Kurayza kabileleri bölgede bir savaş ateşi tutuşturmak istemiştir. Ancak bu girişimler Müslümanların yok oluşuyla değil; kendi sürgünleri ve siyasi varlıklarının Medine’den kazınmasıyla sonuçlanmıştır.
Avrupa Tarihi ve Finans-Savaş İlişkisi
Orta Çağ ve Yeni Çağ Avrupa’sında, saray bankerlerinin krallıklar arasındaki savaşları finanse etme rolleri bilinmektedir. Savaş finansmanı üzerinden elde edilen nüfuz kısa vadeli kazanımlar sağlasa da, uzun vadede Avrupa genelinde kitlesel nefretin, engizisyonların, pogromların (şiddetli toplu saldırılar, yağmalar ve katliamlar) ve nihayetinde 20. yüzyıldaki Holokost’un (Avrupa’nın ortasında Yahudilere uygulanan soykırım) zeminini hazırlamıştır. Tutuşturulan siyasi ve ekonomik savaş ateşleri, her defasında Yahudi halkının kendisi için büyük yıkımlara dönüşmüştür.
Modern Siyonizm ve Günümüz Krizleri
Filistin topraklarında kurulan İsrail, varlığını sürekli bir “savaş ateşi” üzerinden idame ettirmeyi benimsemiştir. 1948, 1956, 1967 ve 1973 savaşları, Lübnan işgalleri ve günümüzde Filistin-Gazze başta olmak üzere bölgede yürütülen orantısız şiddet, âyetin vurguladığı huyların somut tecellisidir.
İsrail askeri doktrini sürekli bir gerilim ve işgal anlayışına dayanır. Ancak Kur’an’ın “Allah onu söndürmüştür” vaadi tarihsel bir hakikat olarak işlemeye devam etmektedir: İsrail, muazzam teknolojik, askeri ve finansal desteğe rağmen hiçbir zaman kalıcı bir güvenlik ve huzur ortamı tesis edememiştir. Yaktığı her savaş ateşi asimetrik direnç odaklarını doğurmuş; elde edilen geçici askeri zaferler, uzun vadeli stratejik ve ahlâkî bir hezimete dönüşmüştür.
Günümüzde İsrail’in Orta Doğu’da tutuşturduğu ateş, küresel ölçekte meşruiyetini yitirmesine, “parya devlet” konumuna düşmesine ve uluslararası hukuk nezdinde soykırımcı bir rejim olarak tescillenmesine yol açmaktadır. Savaş ateşi, hedef aldığı toplumlardan ziyade kendisini ve geleceğini yutan bir kapana dönüşmektedir.
İFSAT HAREKETİ VE SOSYOLOJİK YANSIMALARI
Âyetin son bölümü, “Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar” diyerek Yahudi tarihinin ve küresel etkilerinin ahlâkî, sosyo-ekonomik ve kültürel boyutuna işaret eder. Kur’an’ın kavramsal çerçevesinde “Fesat”; fıtrata, adalete, toplumsal barışa ve İlahi nizamın dengesine müdahale ederek onu bozmak demektir. İfsat alanları başlıca üç noktada yoğunlaşmaktadır:
Ekonomi ve Faiz Sistemi
Modern kapitalizmin ve sömürüye dayalı faiz sisteminin kurumsallaşmasında Yahudi sermayesinin tarihsel rolü inkar edilemez. Servetin belirsiz ellerde toplanması, parayla para kazanma hırsı ve küresel borçlandırma mekanizmaları vasıtasıyla toplumların köleleştirilmesi, Kur’ânî anlamda en büyük ekonomik bozgunculuklardan biridir.
Medya, Kültür ve Dejenerasyon
Küresel medya, sinema, yayıncılık ve akademi dünyasındaki baskın nüfuz; insanlığın ortak ahlâkî değerlerinin aşındırılmasında, aile kurumunun zayıflatılmasında, cinsiyetsizlik ve hazcılık gibi akımların meşrulaştırılmasında etkin rol oynamıştır. İnsan fıtratını bozmaya yönelik bu manipülasyonlar toplumsal düzeni altüst eden ifsat faaliyetleridir.
Uluslararası Siyasette Manipülasyon ve Lobicilik
Dünya çapında siyasi kararları etkileme kapasitesine sahip lobiler; ülkelerin iç işlerine müdahale edilmesi, etnik kışkırtmalar ve sapkın “Arz-ı Mev’ud” ideolojisi uğruna bölgesel barışın baltalanması aracılığıyla küresel istikrarsızlığı derinleştirmektedir.
Ancak âyetin son cümlesi mutlak hakikati ilan eder: ا � اللّٰهُُ لَا حُُِِبُُّ الْْ فُُْْسِِد۪۪ نََ“ م ي ي وََ” (Allah ise bozguncuları sevmez). Bu ilke, ifsat faaliyetleri ne kadar güçlü olursa olsun nihai olarak başarıya ulaşamayacağını, ilâhî adalet’in tecellisiyle mutlaka akamete uğrayacağını ifade eder.
MÜSLÜMANLAR İÇİN İBRET
Mâide Sûresi 64. âyeti, sadece Yahudilerin durumunu tasvir eden tarihsel bir metin değil, Müslümanlar için de derin basiret dersleri içeren bir rehberdir:
Komplo Teorilerinin Ötesine Geçmek
: Müslümanlar, Yahudi gücünü yenilmez ve her şeye muktedir gören “üst akıl” mitlerine kapılmamalıdır. Kur’an-ı Kerim, onların kendi aralarında derin kinler taşıdığını, yaktıkları ateşlerin söndürüleceğini ve içten içe çürüyen bir yapıya sahip olduklarını açıkça haber vermektedir.Kendi Safını ve Ahlakını Korumak
: Âyet, bozguncuların nihai kaderinin hüsran olduğunu bildirir. Dolayısıyla Müslümanlar, hasımlarının gayr-i ahlâkî ve zalimane yöntemlerine başvurarak değil; adaleti, fıtratı ve İlahi rızayı merkeze alarak mücadele etmelidir.Gaybî Haberlerin Doğrulanması
: Bugün Gazze’de yaşananlar, İsrail’in iç siyasetteki çalkantıları ve dünya genelinde yükselen tepkiler, 1400 küsür yıl önce nazil olan Mâide Suresi 64. ayetin canlı tefsiridir. Kur’an-ı Kerim, tarihsel süreç içerisinde her geçen gün yeniden doğrulanmaktadır.Netice itibarıyla Mâide Sûresi’nin 64. âyeti, Kur’an-ı Kerim’in zamana boyun eğmeyen gaybî haberlerinin ve ihbârî mucizesinin en belirgin örneklerinden biridir. Peygamberimiz (sav) dönemindeki küçük bir topluluğun geleceğine dair yapılan bu tespitler; krallık bölünmelerinden Roma katliamına, Avrupa’daki sürgünlerden modern Siyonist rejim ve günümüz küresel krizlerine kadar Yahudi tarihinin ana karakterini tam bir isabetle çizmiştir. Âyet bize göstermektedir ki; kendi aralarındaki kin ve ayrılık, tutuşturdukları her savaş ateşinin nihayetinde ilahi takdirle söndürülmesi ve yeryüzündeki ifsat çabalarının Allah’ın sevgisizliğiyle karşılık bulması kaçınılmaz bir tarihsel gerçektir. Günümüzde yaşananlar, bu mucizevi beyanın zamanın sayfalarında bir kez daha işlenmesinden ibarettir.