Gönülleri aydınlatan bir ilim ve tevazu abidesi: Mur Ali Baba
04:00, 14/10/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 05:21, 14/10/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

Fotoğraf: Arşiv
Serkan Kamacı - Ney Sanatkârı, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Osmanlı’nın son döneminde, fırtınalı ve çalkantılı yılların ortasında Anadolu coğrafyası, gönüllere ferahlık sunan, toplumsal morali ayakta tutan manevi önderlerin rehberliğiyle ayakta kalmıştır. İşte bu kutlu rehberlerden biri de Sivas’tan yayılan manevi ışığıyla insanların gönüllerini aydınlatan Kadiri meşayıhından Mur Ali Baba Hazretleri’dir.
KERKÜK’TEN SİVAS’A UZANAN MANEVİ YOLCULUK
Asıl adı Muhammed bin Ahmed olan Mur Ali Baba, 1804 (veya 1805) yılında Kerkük’te dünyaya gelmiştir. Adındaki “Mur” kelimesi, Farsçada “karınca” anlamına gelmektedir. Gerek bitmek tükenmek bilmeyen çalışma azmi ve gayreti, gerekse insanları hayran bırakan derin tevazuu sebebiyle kendisine bu anlamlı lakap verilmiştir. Mürşidi, Musul’da “İkinci Abdülkadir Geylani” olarak anılan ve Kadiriyye tarikatının Halisiyye şubesini tesis eden büyük büzürg Şeyh Abdurrahman Halis et-Talibani Hazretleri’dir. Mürşidinin işareti ve manevi görevlendirmesi üzerine Sivas’a hicret eden Mur Ali Baba, burada Kadiri yolunun banisi ve kurucusu olmuştur.
Mur Ali Baba, ilim ile maneviyatı (tasavvufu) kendi zatında mezcetmiş müstesna bir şahsiyettir. Mülk, makam ve meşhuriyetin insanları şımarıklığa sevk edebileceği bir dünyada, kendisine gösterilen yoğun sevgi ve hürmeti daima mahviyetle karşılamış; kendisini bir “karınca” (Mur) gibi görerek tevazuda zirveleşmiştir. Gerek vakur duruşu, gerek şecaati, gerekse Farsçaya da hakim derin ilmi bilgeliğiyle Osmanlı’nın çöküş döneminde yıpranan ve ümitsizliğe düşen insanlara rehberlik etmiştir. Hatta onun bu manevi tesiri Sivas sınırlarını aşmış, İstanbul’daki Aydın Camii çevresini de kuşatarak pek çok insanın yeniden doğru yolu bulmasına vesile olmuştur.
EHLİ SÜNNET AKİDESİ VE “TENBÎHÜ’S-SÂLİKÎN
Sivas’ta 1884 yılında dar-ı bekaya irtihal eden ve kabri de Sivas’ta bulunan Mur Ali Baba, arkasında tasavvufi ve Farsça etkiler taşıyan vasiyetname niteliğindeki Tenbîhü’s-Sâlikîn adlı kıymetli eseri bırakmıştır. O, talebelerine ve kendisinden sonra gelenlere sağlam bir Ehli Sünnet akidesi üzere tasavvufu yaşamalarını vasiyet etmiştir. Ashab-ı Kiram’a hürmeti ve sağlam akidesini vurgulayan şu meşhur mısralar, onun manevi çizgisini en net şekilde özetlemektedir:
Deme ashâb hakkında kem küm / Söyle radıyallahu anhum.
Aynı şekilde mürşidi Şeyh Abdurrahman Halis et-Talibani Hazretleri’nin şu beyitleri de bu yolun ne derece derin bir aşk ve adanmışlık taşıdığını gösterir:
Nigârâ mülk-i cismim kenz-i aşkın içün harâb ettim,
Anı canım yerine kalbte nâib-i menâb ettim.
(Ey sevgili! Beden ülkemi aşkının hazinesi için harap ettim. Onu kalbimde, canımın yerine vekil koydum.)
GÜNÜMÜZ DÜNYASINA MESAJI
Bugün tasavvuf ve irfan erbabının en çok ihtiyaç duyduğu iki temel kavram tevazu ve bilgeliktir. Mur Ali Baba’nın hayatı bize gösterir ki; bilgelik kuru bir bilgi satma işi değil; insanın kendi hayatındaki yüceliği ve ahlakı bizzat yaşayarak tecelli ettirmesidir.
Sivas topraklarında bir irfan kandili olarak parlayan Mur Ali Baba Hazretleri, duruşu, eserleri ve geride bıraktığı manevi mirasıyla günümüzde de gönüllere rehberlik etmeye devam etmektedir.
Rahmetullahi aleyh...