Başbakanlık eski Basın Sözcüsü Akif Beki, Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'ın sorularını yanıtladı. Akman Akif Beki'ye, “Basın sözcülüğünüz döneminde herkesi püskürttüğünüzü, herkesi küstürdüğünüzü söylüyorlar. Nefis müdafaası mı, şeytana uymak mıydı?” diye bir soru yöneltti. Beki soruya, “İşin hakkını vermek hep önceliğim oldu çalışırken. Bundan başka ne tür yan tesirler doğar düşünmedim. Yarınla ilgili hesap yapmadım, kimin dostluğunu, kimin düşmanlığını kazanırım diye hiç bakmadım” diyerek cevap verdi.
Başbakanlık eski Basın Sözcüsü Akif Beki, Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'ın sorularını yanıtladı. Akman Akif Beki'ye, “Basın sözcülüğünüz döneminde herkesi püskürttüğünüzü, herkesi küstürdüğünüzü söylüyorlar. Nefis müdafaası mı, şeytana uymak mıydı?” diye bir soru yöneltti. Beki soruya, “İşin hakkını vermek hep önceliğim oldu çalışırken. Bundan başka ne tür yan tesirler doğar düşünmedim. Yarınla ilgili hesap yapmadım, kimin dostluğunu, kimin düşmanlığını kazanırım diye hiç bakmadım” diyerek cevap verdi.
Kendimle ilgili bir yargıda bulunmayacağım. Sözcülük teklifini kabul ederken de çıkarken de siyasette gözüm yoktu. Bürokrat değilim. Günü geldi mesleğe döndüm. Zaten dönmek için gitmiştim. İşin hakkını vermek hep önceliğim oldu çalışırken. Bundan başka ne tür yan tesirler doğar düşünmedim. Yarınla ilgili hesap yapmadım, kimin dostluğunu, kimin düşmanlığını kazanırım diye hiç bakmadım.
Doğrudur. Kişisel hesapla hareket etmedim. Fakat yine de düşman kazandım. Bunu görecek kadar aklım vardı. Her ne yaptıysam bile bile yaptım. Yaptıklarımın sorumluluğunu taşıyorum. Hesap sormak isteyen varsa ben buradayım.
Sadece onlara değil, kamu sektörü ve medyadan da söz ediyorum. Çünkü yaptığım işin her tarafa değen tarafları vardı. Sadece başbakanlıkta bizim dar halka değil. İhtilafa düştüğümüz zamanlar oldu, görüş birliğine vardığımız zamanlar oldu. Sonuçta onlar benim arkadaşlarımdı.
Kimlerle mesela?
Yenilgiyi kabul etmemek için psikolojik refleks gösterip, hayır dememi ve bunun aksini ispat etmemi bekliyorsunuz. Böylece aramızda bir güç savaşı yaşandığını da kabul etmiş olacağım. Yanılıyorsunuz. Bunu kaleye göndermenize izin vermeyeceğim.
Kovulduğum doğru değil. Bu tür durumlara hep gülüp geçtim. Bunu da hep yukarıdan bakma olarak gördüler. Bunun aroganlıkla alakası yok. Bu kadar kıylü kale uğraşmayı kendime yakıştırmam. Falan sitede şu çıkmış. Bunlar benim mevzum değil. Ama söylediğiniz isimler önemli. Dediğim gibi ihtilafa düştüğümüz zamanlar olur. Ama hayır Nabi Avcı böyle bir şeye asla tenezzül etmez.
Ömer Çelik ile hiçbir zaman yumruklaşmadık. Aramızın uzun süredir pek iyi olmadığı doğru. Fakat birbirimize kötü söz sarf etmedik. Bir zamanlar çok iyi arkadaştık. Sonra aramızda ihtilaflar oldu. Bunlar derinleşti. Bir başbakanla münasebette, belli bir yakınlıkta bulunanlar birbirlerinin ilişkisine nüfuz edemez. Herkesin başbakanla ilişkisi kendinedir. O ilişkide ilerleme ya da gerileme varsa bunun sebebini herkes önce kendinde arasın diyorum.
Eğer bu birilerini rahatlatacaksa öyle kabul etsinler. Ben rahatlamalarını isterim. Ama benim açımdan sonuç değişmiyor. Ben mesleğime dönmek istedim ve döndüm. İkincisi rekabet iyidir. Bir başbakanın etrafındakilerin rekabet halinde olması iyidir. Göze girmek için yalakalık yapanları hariç tutuyorum. Fakat iş üretme sürecinde başbakanın etrafındakiler rekabet ediyorsa daha iyisini yapmak için, bundan başbakan ve memleket fayda görür.
Başbakanın olup bitenlerle ilgili farkındalığını soruyorsanız, farkındalığı tahmin edemeyeceğiniz kadar yüksek bir lider. Dışarıdan görünenden çok daha fazladır. Hani derler ya, senin şu kadar metreden yürüyüşünden anlarım. Başbakan, teleskopla falan bakılacak bir mesafedeki yürüyüşten anlıyor durumu.
Çok yüksek bir güven ilişkisi gerekir Başbakan'a yakın çalışabilmek için. O güvene layık olmayanlar o hatta giremez. Herkes kendi ilişkisine sahiptir. Böyle şeyler olmaz. Yani bunları sizin muhayyileniz kaldırabilir. Ama gerçek hayatta bunlar olmaz.
Ne oldu size, skorum ne olacak benim?
Muhayyileniz ile gerçek hayat arasında mukayese yaptım ya.
Saymayacak mısınız golümü?
Tamam, bunu da kadınlığınıza verelim.
Peki ama bunu skora yazın bari.
Bu havada olan insanların hiç var olmadığını söyleyemeyeceğim. Bu tür şeyleri görmenin benim için çok yorucu olduğunu da itiraf ediyorum. Fakat hayır bununla ilgisi yok.
Sonradan kişiselleşti. Ben gerçekten sorun neydi, nasıl başladı bilmiyorum. Karşı taraf ile ilgili de geçmişteki arkadaşlığımızın hatırına kişisel analizlere girmek istemem. Fakat her nasıl olduysa bir şekilde, baktım ayrı düşmüşüz.
Kabul ediyorum, tarzım böyle okunmaya müsaittir. Böyle okuyanların bana haksızlık yaptığını söyleyemem.
Birlikte çalıştığım çok arkadaşım var. Onlara büyük bir haksızlık yapmış olurum. Çok emeği olan insanlar var. Başbakanın yakın mesaisinde yer alan, arkada yer alan arkadaşlara kadar herkes çok ağır, çok önemli bir pozisyon icra ediyor. Herkesin orada bir varlık sebebi ve yaptığı bir iş var, doldurduğu bir boşluk var. Herkesin altına elini soktuğu bir taş var. bu arkadaşlara çok haksızlık yapmış olurum böyle yapsaydım.
Benim işime uzanan ellerden hazzetmedim.
Hediyem olsun.
Ben işimi yaptım. Taraf olma güdüsüyle hareket etmedim. Parti içi ile alakam yok. Sayın başbakanın ofisi ve başbakanlık söz konusu olduğunda bana intikal eden boyutlarında yapmam gerekeni yaptım. Ne yana düştüğüme bakmadım.
Başbakanın hukukunu korumak birinci önceliğimdi her zaman. Görevim için elimden ne geliyorsa yaptım.
Geriye dönüp baktığımda, yeniden yaşasam, bütün bu tecrübelerden sonra tekrar böyle mi davranırdım? Evet yine böyle davranırdım.
Rekabet güdüsü yüksektir bende. Ama kıskançlık yoktur.
Geçmişte ihtilafa düştüğümüz zamanlar oldu. Ama bu dediğim gibi nerede durup, nereden baktığınıza bağlı. Size bir görev verilmiş. Başbakanın medya ilişkilerinden mesul tutuluyorsunuz. O alanda ben sayın başbakanın otoritesi hariç, bir başkasının müdahalesini istemedim, doğru bulmadım.
Benim adıma sevinmiştir. Zor bir işti, zor bir yüktü. Ama "ne iyi oldu, Akif gitti" diye düşündüğünü zannetmiyorum.
Görüş ayrılığı yaşadığımız belki çok olmuştur. Ama geçinemediğim doğru değil
Dışarıdan nasıl görünüyordu, hakikaten o zaman kıyamet mi kopardım, gökten taş mı yağdı, bilmem ne mi oldu bilmiyorum. Tabii ki tartıştığımız zamanlar oldu. İki mesai arkadaşı arasında olmaz mı tartışma?
Yine aynı şekilde görüş ayrılığına düştüğümüz çok olmuştur. Ama sonuçta onun yaptığı iş belli, benim yaptığım iş belli. Kesişen yerlerde ihtilafımız olmuştur. Sonuçta hepsinin medya ilişkilerine değen tarafları var. Ben oralarda işin içine dahil olurum. Ve işimi yaparım.
Farklı hayatların, farklı motivasyonların, farklı amaçların ve farklı kişiliklerin bir araya geldiği, bunların tek ortak noktasının da başbakan olduğu bir ilişki modeli düşünün. Herkesin ayrı bir hikayesi var. Geçmişi farklı başbakanla. Gitmek istediği yer de farklı. Böyle olunca bir daha söylüyorum, rekabet iyidir. İyi bir hasılat çıkıyorsa ortaya o rekabetten, onu kâr kabul edin. Görüş ayrılıkları da iyidir, ihtilaf da iyidir. Grup düşüncesi mağduriyetinden korur Sayın Başbakanı. Bütün bunlarda bir kötülük arayacaksak, o da sadece işi pozisyon kapma kavgasına indirenleri söyleriz, Bunun dışında kalanların tamamı çok iyidir.
Birbirine benzeyen, aynı kişiliklerde, aynı geçmişe sahip, ayna meziyetlere haiz ve başbakanla aynı mesafede ilişkisi olan bir yakın çalışma grubundan iyi bir hasılat elde edemezsiniz. Zaman zaman hepimiz hata yapabiliriz. Zaman zaman nefsimize yenik düştüğümüz olmuştur. Hepimiz insanız.
Ona söyleyecek bir şeyim yok. Bizlerin de payı var tabii bunda. Ortada iyi gitmeyen bir şey varsa, medya ilişkileri iyi yönetilmediyse bu işe dahil adamlardan biri olarak ben kendi payıma düşenleri kabul ederim. İnsanın olduğu bir yer gösterin ki kimse kimseye omuz atmasın, kimse kimseye çelme takmasın. Kendi hayatınıza dönüp bakın. Olmadı mı böyle şeyler?
Benim üç buçuk yıl içerisinde Sayın başbakandan fiziken ayrı geçirdiğim gün sayısı çok çok azdır. Başbakanın temposu malum, haftanın yedi günü çalışıyor, dur durak yok. Kanuni seferi gibi yola çıkıp, üç il dolaşıp, üç gece ayrı ayrı yerlerde kalıp, sonra oradan yurtdışına gidip, bir hafta bir yerde kalıp, ondan sonra başka bir yurtdışı ayağına geçip, ondan sonra tekrar taşrada başka illere dönüp, sonra oradan Ankara'ya eve döndüğümüz zamanları çok bilirim. Şimdi böyle bir tempo, böyle bir mesai düşün. Ben tamı tamına üç buçuk yıl çalıştım. Bu üç buçuk yıl içerisinde de mutlaka hatam olmuştur. Siz kraliçe olabilirsiniz ama ben kral olmadım hiç. Hatalar bizim gibi tebadan insanlar için.
(Gülmeler) Fakat yaptığım işe hep hakkını vermeye çalıştım. Hiç kaytarmadım. Üç buçuk yılın sonunda müsaade istedim. Tedirgindim, kendimi anlatabilecek miyim, anlayışla karşılayacak mı diye. Zorlamak zorunda kalmadım. Hakikaten anlayışla karşıladı. Ve ayrıldıktan sonra Sayın başbakan "canım ciğerim" dedi ya, bu sözleri o üç buçuk yılı taçlandırdı.
Yazın skora bir tane daha. Sayın Başbakanın sözleri benim üç buçuk yıllık emeğime, meşakkate, eziyete değdi gerçekten.
Bir defa kompleksim yok. Ben bir iş yaptım. Gittiğimiz yere geçmişimizi de beraber götürürüz. Geçmişe sünger çektim, onu sildim attım, yok. İyi de başbakanı nasıl eleştireceksin? Ya şunu da doğru bulmadım der geçersin. "Son Osmanlı padişahi birinci Recep" diye pankart. Başbakan bununla ilgili ne düşünmüştür, kendi tanıklığıma başvurmayacak mıyım? Bu kadar yanında bulundum, birlikte çalıştım, tanıyorum. Bundan dolayı insanlar bana öyle ya da böyle diyeceklermiş. Çok da umurumdaydı.
(Gülmeler) Ben gelecekle ilgili kehanette bulunamam. Böyle bir durum olursa üzülürüm. Sadece bana olduğunda da değil.
Bazen insanlar tepki vermek zorunda kalabilirler. Biz de günlük hayatımızda yapıyoruz bunu. Gazeteciyken, yazarken, çizerken, televizyonda konuşurken yapıyoruz. Kendini haklı bulsan bile her zaman verdiğin tepkilerden hoşnut olmuyorsun. Sen de üzülüyorsun.






