Avukat Dilek Taş Delice: Her ortaklığın giderilmesi davası sadece bir satış davası değildir
11:04, 20/10/2026, SalıG: Güncelleme: 14:16, 20/10/2026, Salı
Diğer

Fotoğraf: Arşiv
Giresun ve Ordu başta olmak üzere Doğu Karadeniz’de kuşaktan kuşağa geçen çok hisseli köy evleri, fındık bahçeleri ve tarım arazileri aileler arasında ciddi uyuşmazlıklara neden oluyor. Avukat Dilek Taş Delice, özellikle sağ kalan eşin aile konutu üzerindeki haklarının ortaklığın giderilmesi davalarında çoğu zaman yeterince değerlendirilmediğine dikkat çekiyor.
Giresun ve Ordu başta olmak üzere Doğu Karadeniz’de, miras yoluyla nesilden nesile geçen köy evleri, fındık bahçeleri ve tarım arazilerinin çok sayıda hissedara bölünmesi, yıllardır devam eden önemli hukuki sorunlardan biri.
Aile fertlerinin bir kısmının yıllar önce büyük şehirlere veya yurt dışına göç etmesi, bir kısmının ise köyde kalarak aile evini ve tarım arazilerini kullanmaya devam etmesi, anne ve babanın vefatından sonra miras paylaşımı konusunda ciddi anlaşmazlıkları beraberinde getirebiliyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Avukat Dilek Taş Delice, tapudaki hukuki durum ile ailelerin yıllardır sürdürdüğü fiilî yaşam düzeninin çoğu zaman birbirinden oldukça farklı olduğunu belirtiyor.
“Doğu Karadeniz’de çok sık karşılaştığımız bir tablo var. Çocukların bir kısmı genç yaşlarda İstanbul’a, Bursa’ya, Ankara’ya veya yurt dışına gidiyor. Bir kısmı ise anne ve babasının yanında köyde kalıyor. Bazen bu düzen otuz-kırk yıl devam ediyor. Anne veya baba vefat ettiğinde ise yıllardır devam eden fiilî yaşam ile tapudaki miras payları karşı karşıya geliyor.”

Avukat Dilek Taş Delice
Gurbete giden kardeşin de miras hakkı var
Uyuşmazlıkların duygusal değerlendirmeler yerine hukuki zeminde ele alınması gerektiğini vurgulayan Delice, köyde kalan aile ferdi kadar şehir dışında yaşayan mirasçıların da haklarının bulunduğuna dikkat çekti.
“Bu meseleye ‘köyde kalan haklıdır, gurbete giden haksızdır’ şeklinde yaklaşmak doğru olmaz. Gurbete giden kişi de mirasçıdır ve başka şehirde yaşamış olması miras hakkını ortadan kaldırmaz. Diğer taraftan otuz-kırk yıl boyunca o evde yaşamış, taşınmazla ilgilenmiş veya aile düzenini orada kurmuş insanların fiilî durumunun da hukuk içerisinde ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.”
Delice, uyuşmazlığın asıl noktasının mirasçıların birbirinden üstün tutulması değil, miras hukukundan doğan haklarla yıllardır devam eden yaşam düzeninin doğru biçimde bağdaştırılması olduğunu ifade etti.
“İzale-i Şuyu davasını sadece satış olarak görmek hata”
Mirasçılar arasında anlaşma sağlanamadığında en sık başvurulan hukuki yollardan biri ortaklığın giderilmesi davası. Kamuoyunda daha çok eski adıyla “izale-i şuyu” olarak bilinen bu davalarda, taşınmazın aynen paylaşılması mümkün olmazsa satış yoluyla ortaklığın giderilmesi gündeme gelebiliyor.
Ancak Av. Dilek Taş Delice’ye göre, özellikle mirastan kaynaklanan dosyalarda doğrudan satış sonucuna odaklanılması eksik bir hukuki incelemeye neden olabiliyor.
“Bir ortaklığın giderilmesi dosyası geldiğinde ilk soru ‘Bu ev satılacak mı?’ olmamalı. Önce o taşınmaz üzerinde korunması gereken başka bir hukuki hak bulunup bulunmadığı araştırılmalı. Özellikle sağ kalan eş varsa aile konutunun özgülenmesi meselesinin mutlaka incelenmesi gerekir.”
Sağ kalan eş için önemli bir hak
Türk Medeni Kanunu’nun 652. maddesinde, eşlerden birinin ölümü hâlinde sağ kalan eş bakımından özel bir düzenleme bulunuyor. Tereke içerisinde eşlerin birlikte yaşadığı aile konutu bulunuyorsa sağ kalan eş, belirli şartların varlığı hâlinde konutun miras hakkına mahsuben kendisine özgülenmesini talep edebiliyor.
Delice, bu düzenlemenin özellikle kırsal bölgelerde yaşayan aileler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
“Düşünün; eşler kırk yıl aynı köy evinde yaşamış. Eşlerden biri vefat etmiş ve diğer eş hayatına hâlen o evde devam ediyor. Çocuklardan biri daha sonra ortaklığın giderilmesini ve satış yapılmasını istiyor. Böyle bir dosyada sağ kalan eşin TMK 652’den kaynaklanan özgüleme hakkını incelemeden yalnızca satış tartışması yapmak ciddi bir eksiklik olabilir.”
“Bu hak çocuklara otomatik olarak geçmez”
Konuyla ilgili en sık yapılan yanlışlardan birinin, köyde kalan çocuğun da aynı düzenlemeden doğrudan yararlanabileceğinin düşünülmesi olduğunu söyleyen Delice, önemli bir ayrım yaptı.
“Aile konutunun özgülenmesi konusunda TMK 652’deki özel hak sağ kalan eşe tanınmıştır. ‘Ben otuz yıldır annemle babamla bu evde yaşıyorum, dolayısıyla ev doğrudan benim olmalı’ şeklinde otomatik bir sonuç yoktur.”
Ancak köyde kalan mirasçının yaptığı yatırımların, taşınmaz üzerindeki yapıların, muhdesat iddialarının veya başka alacak ve kullanım ilişkilerinin ayrıca değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini belirten Delice, her dosyanın kendi şartları içerisinde incelenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Beş çocuklu bir ailede ne olur?
Av. Dilek Taş Delice, uygulamada sık rastlanan durumu şu örnekle anlattı:
“Anne ve baba Giresun’daki köy evinde yaşıyor. Beş çocukları var. Dört çocuk yıllar önce şehir dışına gitmiş, bir çocuk ise köyde kalmış. Baba vefat ettiğinde geride anne ve çocuklar mirasçı kalıyor. Daha sonra çocuklardan biri payını almak için ortaklığın giderilmesi davası açıyor. Burada sadece ‘beş çocuk ve anne hissedar, o hâlde ev satılsın’ demek yeterli değil. Öncelikle annenin o ev üzerindeki aile konutundan kaynaklanan özgüleme hakkının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.”
Delice, özgüleme talebinin diğer mirasçıların haklarını ortadan kaldırmadığını da özellikle vurguladı.
“Özgüleme, ‘Ev hiçbir bedel ödenmeden sağ kalan eşe verilir’ anlamına gelmez. Taşınmazın değeri, sağ kalan eşin miras hakkı ve terekenin tamamı birlikte değerlendirilir. Diğer mirasçıların ekonomik hakları da korunur.”
Mal rejimi de gözden kaçırılmamalı
Av. Delice, eşlerden birinin ölümü hâlinde yalnızca miras hükümlerinin değil, eşler arasındaki mal rejiminin de incelenmesi gerektiğini belirtti.
Türk Medeni Kanunu’nun 240. maddesinde sağ kalan eşin, belirli şartlarda birlikte yaşanan konut üzerinde katılma alacağına mahsup edilmek üzere intifa veya oturma hakkı, haklı sebeplerin bulunması hâlinde ise mülkiyet talep edebilmesine ilişkin düzenleme bulunuyor.
“TMK 240 ile TMK 652 birbirine yakın görünse de aynı şey değildir. Birisi mal rejiminden doğan katılma alacağına, diğeri miras hakkına dayanmaktadır. Bu nedenle ölümle birlikte ortaya çıkan taşınmaz uyuşmazlıklarında yalnızca veraset ilamını önünüze koyup hesap yapmak bazen yeterli değildir.”
“Tapu başka hayat başka olabiliyor”
Doğu Karadeniz’de taşınmaz uyuşmazlıklarının özelliklerine de değinen Delice, bölgede tek bir köy evinin dahi çoğu zaman çevresindeki fındık bahçesi, ek yapı, ahır ve farklı parsellerle birlikte uzun yıllar bir bütün hâlinde kullanıldığını belirtti.
“Tapu kayıtlarında birçok hissedar görebilirsiniz. Fakat köye gittiğinizde otuz yıldır devam eden bambaşka bir yaşam düzeniyle karşılaşabilirsiniz. Hukukçunun görevi, yalnızca tapudaki hisse oranlarını okumak değil; o fiilî düzen içerisindeki hukuken korunabilir hakları da tespit etmektir.”
“Önce satışı değil, korunması gereken hakkı sorun”
Ortaklığın giderilmesi davalarında savunmanın yalnızca satışın önlenmesine odaklanmasının doğru olmadığını belirten Av. Dilek Taş Delice, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Bence bu tür dosyalarda sorulması gereken en önemli soru ‘Satışı nasıl engelleriz?’ değildir. Asıl soru, ‘Satış aşamasına gelmeden önce korunması ve ileri sürülmesi gereken bir hak var mı?’ olmalıdır. Bazı dosyalarda bunun cevabı aile konutunun özgülenmesidir, bazı dosyalarda aynen taksimdir, bazı dosyalarda ise muhdesat veya başka bir hukuki haktır. Her ortaklığın giderilmesi davasını yalnızca satış yapılacak bir dosya gibi görmek doğru değildir. Özellikle Giresun ve Ordu gibi çok hisseli aile taşınmazlarının yaygın olduğu bölgelerde dosyanın geçmişi, aile yapısı ve taşınmazın kullanım biçimi birlikte incelenmelidir.”
