Çocuklarınızın unutulmaz bayram anıları olsun istemez misiniz? Öyleyse siz, siz olun bu bayram çocuklarınızla birlikte Feshane'ye uğrayın ve hep birlikte gönlünüzce eğlenin.
Çocuklarınıza bayram hediyesi olarak bir şey almanıza gerek yok. Onları bu bayramda Feshâne'deki lunaparka götürün. İnanın bana en güzel ve en unutulmaz bayram hediyesi bu olacak onlar için. Bu bayram hem onlar hem siz daha mutlu olacaksınız Feshâne'deki lunaparkta.
Rengârenk ışıklar, tatlıcılar, şerbetçiler, baloncular, patlamış mısır, kokoreç, sucuk, cips ve döner kokuları, alabildiğine kalabalık bir insan seli, çocuk, kadın, erkek, kız, bağırış, çağırış, müzik sesleri ve arada bir patlayan havâî fişekler… Ve az sonra ışıklı bir yazının altından geniş bir alana giriyorum. Burada da dönme dolaplar, çarpışan arabalar, atlı karıncalar, gondollar, korsanlar, kayıklar, trenler, salıncaklar vs. Bir karnaval zenginliği içindeki Feshâne Lunaparkı'ndayım bu akşam.
Feshâne'yi bilirsiniz. Eyüp'te, Haliç kenarındaki dikdörtgen devâsâ binâ. Sultan 2. Mahmut, fes îmâli için yaptırmıştı turkuaz çatılı, turuncu renkli bu binâyı. Şimdilerde ramazanlara has bir festivâl, eğlence ve kültür merkezi olarak kullanılıyor. İçerisindeki 2. Mahmut Salonu'nda meddah ve karagöz gösterileri, konferans sunumları yapılırken, diğer bölümlerde hediyelik eşyâlar satılıyor, restoranında ise iftarlar veriliyor. Açık havada iftar yapmak isteyenler de Feshâne'nin yemyeşil bahçesini tercih ediyor. Çocukları eğlendirmek için yapılmış şişme kardan adam, Hacivat Karagöz, badi badi dolaşıyor çimenler üzerinde. İftar vaktine yarım saat kala gitmiştim Feshâne'ye. Her yer ışıl ışıldı. Oldukça yüksek müzik seslerine insan seslerinin oluşturduğu uğultu da katılınca, yanınızdakinin konuşmasını dahi duyamıyordunuz. Boş bulduğum bir masaya oturdum ve yanıma gelen garsona siparişi verdim. Az sonra başlayan ezan sesleriyle tüm sesler kesildi. Haliç'in sessizliğini bozan müzik seslerinin yerini şimdi ezan sesleri almıştı. İstanbul'un 7 tepesinden billur bir edâ ile okunan ezanların oluşturduğu muhteşem şölenden sonra artık herkes, iftarını yapmanın meşgûliyeti ile masasına yumuldu. Şimdi artık tüm İstanbul yemek yiyor.
Kızların çığlık çığlığa bağırıp çağırdıkları bir adrenalin makinasının önündeyim şimdi de. Dev bir salıncak, yedi kat göklere çıkarıyor insanları ve sonra hızla aşağıya indiriyor. 'Kalbi olan binmesin' diye de uyarı levhâsı var. ( Kalpsizler için tasarlanmış demek ) Bence lunaparkın en korkunç eğlencesi bu. En sevdiğim de, yandan çarklı kayıklar. Minicik, tek kişilik sarı sarı kayıkların iki yanına mavi çarklar koymuşlar. Çocuklar, pedal çevirir gibi elleriyle bu çarkları çevirerek kayıkları yüzdürüyorlar. Velhâsıl tam bir Disneyland olan lunaparktan çıkarken en son gördüğüm şey ise, uçan halıya binen büyüklerin eğlenceleriydi. Halı nasıl mı uçuyor? Onu da Eyüp'e gidip bizzat yerinde öğrenin.
qElimde bir bardak turşu suyuyla giriyorum ışıklı 'Feshâne Dünyası Çocuk Eğlence Parkı' yazılı kapının altından. Sağdaki kulübede 2 kişi jeton satıyor. Jetonları alan anne-babaların ellerinden tutup çekiştire çekiştire götüren çocuklar heyecandan yerlerinde duramıyorlar. İşte sol tarafımızda, minikler için çarpışan arabalar. Az ileride büyükler versiyonu da var. Karşı tarafta Kızılderili gondollarına binmiş veletler, daracık bir su kanalında kürek çekiyorlar. Korsan gemisine ise daha çok, büyükler binmiş. Cadde kenarındaki minik tren minikleri gezdirirken, lunaparkın en ileri tarafında çitlerle çevrili bir alanda üç at, sırtına binen çocukları gezdiriyor. Gerçek at bunlar. Biri beyaz, ikisi siyah atlardan ikisi midilli. Ata binmekten korkan çocuk olursa, eşek boyutlarındaki midilliye bindiriyorlar. Kovboy kıyâfeti giymiş bir delikanlı, atı eyerinden tutup iki tur attırıyor bu küçük alanda. Anneleri ve babaları da atın sırtında duran çocuklarının fotoğrafını çekme telâşında. Gerçek ata binmekten korkan çocuklar için de az ileride atlıkarınca var. Doğrusu buradaki atlara hayran kaldım.
Bu arada atlıkarınca ecdat yâdigârıdır. Yâni Osmanlıdan kalmadır atlıkarıncalar. Atalarımız da çocukluklarında binmişler bu dönüp duran oyuncak atlara. Peki hiç merak ettiniz mi bu atlıkarınca ismi nereden geliyor? Atları görüyoruz da, karınca nerede?
Efendim, esâsen bu oyuncağın ismi 'Atlıkarınca' değil, 'Atla Karaca' imiş. Osmanlı zamanında Atla Karaca, bir at ve bir karacadan oluşurmuş. Erkekler ata, kızlar karacaya binerlermiş. Sonradan kızlar da 'Biz de ata binmek istiyoruz' diye tutturunca karacalar kaldırılıp yerlerine atlar konulmuş. Tamâmen atlardan oluşan Atla Karaca'nın ismi zamanla Atlı Karınca'ya dönüşmüş.
Her neyse, atlıkarınca orada döne dursun, biz biraz daha dolaşalım bakalım daha neler varmış Feshâne Lunaparkı'nda.






