Kiyarüstemi’nin dünyasına yolculuk
04:00, 15/06/2023, Perşembe
Yeni Şafak

Abbas Kiyarüstemi.
Abbas Kiyarüstemi İran sinemasının öne çıkan yönetmenleri arasında önemli bir isim. Alfa Yayınları arasında çıkan Söyleşiler kitabında okur bu ünlü yönetmenin sinema dünyasına doğru bir yolculuğa çıkıyor.
Rabia Bulut
“Kirazın Tadı”, “Aslı Gibidir”, “Arkadaşımın Evi Nerede?”, “Yakın Plan” filmlerini duyduğumuzda akıllara usta yönetmen Abbas Kiyarüstemi gelir. Sonrasında da birçok filmle liste uzar gider. Kiyarüstemi İran sinemasının aynı zamandada dünya sinemasının önde gelen yönetmenlerindendir. Filmografisiyle, sinemasında ortaya koyduğu stil ile nevi şahsına münhasır bir yerdedir. Peki bir yönetmenin yönetmen olmadığı zamanki dünyasının onun hayatında etkisi nedir? Bu sorunun cevabı herkese göre değişiklik gösterebilir. Kiyarüstemi özelinde ise mayıs ayında Alfa Yayınları’ndan Mehmet Akif Koç çevirisiyle okuyucularla buluşan “Abbas Kiyarüstemi İle Söyleşiler” kitabıyla gelin bir yolculuğa çıkalım. Bu yolculuğun rotasını İranlı yazar Mehdi Muzaffer Sâveci’nin soruları oluşturuyor. Sâveci söyleşi kitabının dilini önsözde “Abbas Kiyarüstemi’yle söyleşimizin, tıpkı filmleri gibi sert bir sadeliği ve edebi açıdan basit sayılabilecek bir dili olduğunu söylemeliyim.” şeklinde özetliyor.
DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ ORTAM
Kitap önsöz sonrasında direkt olarak sorularla başlamıyor. Kiyarüstemi’nin kaleminden çıkan “Önce İmge Vardı” ve “Hayatımın En Etkili Filmi” başlıklı iki yazı karşılıyor. Fotoğrafla, sinemayla, dünyayla kurduğu ilişkinin ilk adımlarıyla Kiyarüstemi dünyasına giriyoruz. 76 yıllık ömrünün son demlerinde gerçekleşen bir dizi söyleşi çocukluk döneminden başlıyor. Anne ve babasıyla olan ilişkide babasının istikrarlı duruşunu her daim hatırladığını belirtiyor. Annesininse ilk olarak en baş kendini düşündüğünü, sonra onları düşündüğünü ekliyor. Bencilce gelen bu davranışın arka planını ise ilerleyen yıllarda anladığını dile getiriyor. Kardeşleriyle olan ilişkisinin ev merkezli olduğunu ekliyor. Bu durumun sebebi de anne ve basının seçimiymiş. Kiyarüstemi çocukluk döneminde kendisinin sürekli bir şeylerle uğraşarak geçtiğini hatırladığını belirtiyor. “Kardeşlerime göre ben huzursuz bir çocuktum.” diyor Kiyarüstemi. Bu huzursuzluğun onu her daim dinç ve planlı yaptığını da ekliyor. Okul zamanında ise daha çok yalnız olduğunu ve bu yalnızlığı bir inziva hâli olarak nitelendiriyor. Çocuk Kiyarüstemi’nin dünyasını okudukça bir yönetmenin yönetmen olma yolculuğunun arka planıda belli oluyor. Behran İlkokulu, Cem Lisesi ve Aydın Ağaşlı isimleri onun eğitim döneminde öne çıkan kurumlar ve isimler oluyor. Sâveci’nin sorularıyla Kiyarüstemi’nin hayatı adım adım bir yere doğru gidiyor. Sâveci sorularında inatçı bir tutum sergiliyor. Eksenin, çerçevenin kaymasına bir an olsun izin vermiyor. Bu tarzıda söyleşinin ritminin bozulmamasını sağlıyor.

SİNEMA VE ŞİİRLE KURULAN İLİŞKİ
Sinema nerede diyorsanız, Kiyarüstemi film izlemekten önce film kopyalarıyla kendi filmini yapmasından bahsediyor. Bu filmler çeşitli siyah beyaz kopyaların karıştırılmasından oluşuyor. Sonrasında da onları bir gösterme çabası içine giriyor. Aslında bir nevi yapımcılıkla başlıyor. Bunlarının yanında şiir, sinema ve müzik ile kurduğu ilişkide Kiyarüstemi’nin dünyasında önemli bir yer barındırıyor. “Şiirin sesi yoktur. Şiire bakmak gerekir. Bir fotoğraf gibi onu izlemek gerekir.” diyerek şiirin kendi dünyasındaki yerini dile getiriyor. Aynı zamanda yalnızlığın hayatında temel bir yeri olduğunu da ekliyor. O yalnızlığında hiçbir şekilde dolduramayacağını belirtiyor. Söyleşi ilerledikçe İran’ın tarihi, sosyal ve siyasi hayatına dair sorular ve cevaplarda kendini gösteriyor. Kiyarüstemi filmlerini yurt dışında yapmasının kolay olmasının sebebinin orada bir sistem olmasından olduğunu dile getiriyor. Kendi ülkesinde anlam veremediği, kabul etmediği noktaları sinemasında da göstermediğini, göstermeyeceğini “...İnançlarıma ters gelen tek bir film bile yapmadım.” diyerek belirtiyor.
Usta yönetmen Federico Fellini imzalı “Sekiz Buçuk” filminin kendisini izlediğinde sarstığını hatırladığını söylüyor. Sonrasında Fellini filmlerini izlemeye devam ettiğini de ekliyor. O dönemde yönetmen sineması izlemenin öne çıktığını öğreniyoruz. İran sinemasıyla olan ilişkisinin ise mesafeli olduğunu söylüyor. Bunun bir karşıtlık barındırmadığını ekliyor ama çıkan filmlerinde onun dünyasındaki karşılığının sınırlı olduğunu söylüyor. Kiyarüstemi’nin söyleşi ilerledikçe düşünce anlamında da sinema anlamında da her daim çizdiği çerçevenin içinde kaldığını görüyoruz. Bir bütünlük oluşturuyor. Bu bütünlükte de boşluklara yer yok.
SANAT MI PARA MI
Kitabın sonlarına yaklaştığımızda İran sineması özelinde başlayan bağımsız sinema, ticari sinema nedir tartışmasına geliyoruz. Kiyarüstemi bu tartışmanın sadece İran’a özgü olmadığını ve evrensel olduğunu belirtiyor. Kendisinin bağımsız bir sinemacı olduğunu ekliyor. Bağımsız bir sinemacının yürüdüğü yolların zorluklarının her yerde olduğunu ama İran’da biraz daha zor olduğunu ekliyor. Kendisinin çizgisini bozmadan ilerleyebilmesinde ekonomik olarak sıkışmamış olmasının etkisini de yadsımıyor. Dediğimiz gibi Kiyarüstemi yaşamının çerçevesini her daim farkında. Bir ahkam kesme içerisinde değil. Bunu da “... Yönetmen, yönetmendir; bu kadar. Amacı film yapmak, kâr etmek, geçimini sağlamak ve bir sonraki filmini yapabilmektir. Biz kahraman istemiyoruz ki….” diyerek dile getiriyor. Üretmek için aslında özgürlük istiyor. Onu etkileyen o sinemanın ürünlerini kendi bildiği yol ile verebilmenin yöntemini söylüyor.
Bize birbirinden değerli filmler bırakan Kiyarüstemi’nin dünyasına girdiğimiz “Abbas Kiyarüstemi İle Söyleşiler” kitabı bir solukta bitiyor. Biterken Kiyarüstemi bizlere Fellini’nin “Tatlı Hayat” filmindeki son sahnedeki umuttan bahsediyor. O umudu “Ulaşılmaz ve gerçekçi olmayan bir umut. Gerçi aynı umut, hep benimledir ve beni hiç yalnız bırakmamıştır. Tüm erişilmezliğine rağmen.” diyerek anlatıyor. Duru bir çeviri için Mehmet Akif Koç’a, inatçı ve istikrarlı soruları için Mehdi Muzaffer Sâveci’ye ve bize bıraktığı şiirsel sineması için Abbas Kiyarüstemi’ye teşekkürlerimizle yazımızı sonlandıralım. Bu yazı sonrasında kitaba sarılmadan önce usta yönetmenin son dönemlerinde dinlediği “Nobahari” şarkısını da dinlemek güzel olabilir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.