
Halvetiyye’den neş’et eden ve farklı kollardan, onlarca şubeden onbinlerce müntesibiyle tasavvuf tarihimizde iz bırakan bu ocak içerisinde yer alan Cerrahilik, alanında tek diyebileceğimiz bir çalışma ile okurla buluştu. Bir İstanbul Tarikatı Cerrahilik, Pîr Nureddin-i Cerrahi ve Cerrahi Tarikatı isimli eser Mehmet Cemal Öztürk’ün aynı zamanda yüksek lisans tezi.
Allah’a giden yolları ehl-i tasavvuf, mahlûkatın nefesi adedincedir, diye nitelemişler. Ona vasıl edecek yolları türlü güzelliklerle açan, aydınlatan bir de kutlu ocaklar var ki tarih boyunca bunlar hep var olagelmiştir. Bunlardan birisi İstanbul›un nahiye ve mahallelerinin ağırlık noktasını içine alan Haliç, Marmara Denizi ve surların çevrelediği, nefs-i İstanbul veya Dersaadet denilen tarihî yarımadada neşv ü nema bulan Cerrahilik tarikatıdır.
BİR İSTANBUL TARİKATI
Esasen Halvetiyye tarikatının Ramazaniyye kolunun bir şubesi olan Cerrahilik, etki alanı itibariyle İstanbul ve Rumeli’de geniş bir coğrafyada yayılmıştır. Halvetiyye’den neş’et eden ve farklı kollardan, onlarca şubeden onbinlerce müntesibiyle tasavvuf tarihimizde iz bırakan bu ocak içerisinde yer alan Cerrahilik, alanında tek diyebileceğimiz bir çalışma ile okurla buluştu. Bir İstanbul Tarikatı Cerrahilik, Pîr Nureddin-i Cerrahi ve Cerrahi Tarikatı (Ketebe yay. 2. Baskı, Temmuz 2025, 552 s.) isimli eser Mehmet Cemal Öztürk’ün 1999 yılında yapmış olduğu Yüksek Lisan Tezine dayanıyor. Ketebe yayınları etiketiyle şu an raflarda yerini alan kitap 2. baskısını gerçekleştirmiş. Tabi tezin hazırlanmasından bu zamana kadar geçen süreç içerisinde Cerrahilik üzerine yazılmış eserler, tezler, makaleler, yeni bilgi ve belgeler eklenerek güncellemeler yapılmış ve ortaya muhalled bir eser çıkmış.
Cerrahilik tarikatının daha kapakta “Bir İstanbul Tarikatı” olarak nitelenmesi önem arz ediyor. Bunu kitabın takriz yazısını kaleme alan Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç şu cümlelerle ifade ediyor: “… İmparatorluğun merkezinde, nefs-i İstanbul’da tesis edilmiş tarikatlar da bulunmaktadır ki bunların başında Pîr Nûreddin-i Cerrâhi hazretlerinin Halveti yolunda yaptığı içtihatla tesis ettiği tarikat-ı aliyye-i Cerrahiyye gelmektedir. Bugüne kadar da bu hususiyetini yani İstanbul tarikatı olma özelliğini hep korumuş medeni bir tarikattır.” (s.32)
“NE İFRAD DERECEDE RİND NE DE MUTAASSIB”
İstanbul merkezli ve medeni bir tarikat olma özelliğini halen sürdüren Cerrahilik bu hususiyetini nereden alıyordu ve nasıl sürdürüyordu? Zira her tarikatın bir meşrebi, bir tavrı var ve bu yolların kimisi irşad etmek şöyle dursun cemiyeti ifsad edebiliyorlar. Bununla ilgili de kitabın yazarı M. Cemal Öztürk’ün tespitlerine kulak vermek gerekiyor:
“Tarikatlar genelde üçe ayrılır:
1. İfrad derecede rind
2. İfrat derecede mutaassıb
3. Ne ifrad derecede rind ne de ifrad derecede mutaassıb.
Cerrâhilik bunlardan üçüncüsüne dâhil olup her seviyeden mensubu bulunmuştur.” (s.34) Cerrâhiliğin meşreben kucağını herkes açması rindliği de zahidliği de bir kıvamda götürmesi onun bugüne kadar ocağının tütmesine vesile olmuştur.
NUREDDİN-İ CERRAHİ’NİN DUASI
Kitap 6 bölümden oluşuyor. İlk bölümde Azerbaycan topraklarında doğup Anadolu’ya yayılan buradan da Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Sudan, Habeşistan ve Güney Asya’ya yayılan Halvetiyye tarikatı konu ediliyor. Kitapta bu coğrafyalarda yer alan kollardan ve şubelerden bahsedilirken, her bir kol ve şubenin pirlerinden de bahsediliyor. Burada belki dikkatlerimiz Anadolu’ya Halvetiyye’nin kim ya da kimler tarafından geldiğidir. Bu sorunun cevabı da yine kitapta yer alıyor. Anadolu’ya Amasyalı Pîr İlyas Şücaüddin tarafından İstanbul’a ise Hz. Pîr Mehmed Cemaleddin-i Halvetî tarafından getiriliyor. 2. Bölümde Cerrahiliğin kurucusu Hz. Pîr Nureddin-i Cerrahi konu ediliyor. 4 Mayıs 1678 tarihinde İstanbul’da doğan Nureddin-i Cerrahi, Halveti-Ramazani yoluna Şeyhi Ali Alaeddin-i Köstendilî’ye intisab ederek giriyor. Ömrünü tasavvufi irşad hizmeti ile tamamlayan Nureddin-i Cerrahi 1721 yılında vefat ederken, son anlarında şu duayı ediyor: “Ya Rab, tâ kıyamete kadar tarikatımıza mensup olanlar ve ömründe bir kere dahi olsa türbenin önünden geçerek Fatiha okuyanlar bizimdir! Bunlar ateşte yanarak, denizde boğularak ve on adet kötü amele tutularak ahirete gitmesinler. Ömürlerinin sonuna kadar fakirlik çekmesinler, imanlarını kurtarmadan ahirete gitmesinler! İrtihal edeceklerini kendilerine ilham et, sarahaten veya zımnen yakınlarına haber versinler ve kalplerindeki mal ve dünya sevgisini kalplerinden sil! Ya Rab, cümlemizi ve cümlelerini mağfur eyle!” (s.136)
RUMELİ’DEN İSTANBUL’A, ORTADOĞU’DAN AFRİKA’YA
Cerrahilik’te üçüncü bölüm yolun adab ve erkânına ayrılmış. Dördüncü bölüm Cerrahi tekkelerini, beşinci bölüm Cerrahiliğin diğer tarikat ve tekkelerle ilişkisini, altıncı bölüm ise Cerrahilikte Musiki konusunu ele alıyor. Cerrahiliğin etki alanını ve tesirini belki de en müşahhas göreceğimiz husus Cerrahi tekkelerinin varlığı olsa gerek. Kitapta bununla ilgili çok kapsamlı bir bölüm yer alıyor. Ortaya çıkan haritaya baktığınız zaman Rumeli sınırlarında Mora, Selanik, Serez, Girit, Şumnu, Yanbolu, Üsküp, Radoviç, Anadolu ve Trakya’da Tekirdağ, Ezine, Bursa, Manisa, Isparta, Ortadoğu ve Afrika’da Musul ve Kahire’de ve esas yoğunluğun olduğu İstanbul’da 39 Cerrahi tekkesi yer alıyor.
CERRAHİLİK VE MUSİKİ
Cerrahiliği öne çıkaran bir diğer husus da musiki ile olan üst düzey birikimi ve irtibatıdır. Kitapta ifade edildiği üzere Cerrahiliğin yayıldığı yıllar Türk tasavvuf musikisinin en gelişmiş olduğu dönemlerdir. Cerrahi Âsitanesi’nde ayinleri yönetecek, yönlendirecek en kritik vazifeyi ifa eden çok kıymetli zakirbaşılar yetişmiş. Bunlar da eserde zikrediliyor. Edirneli Fikrizade Hasan Efendi, Şeyh Hasan Efendi, Şeyh M. Necib Dede Efendi, Pepe Şeyh Hasan Efendi, Tesbihçizâde Şeyh Mustafa Necati Efendi, Kanbur Hafız İsmail Efendi, Yağlıkçılar Kâhyası Salih Efendi bu isimlerden bazıları…
Bugün Karagümrük’le adı daha çok anılan Cerrahilik aslında coğrafi olarak yaygın ve köklü bir tarikat olarak karşımıza çıkıyor. Cerrahilik tarikatını tüm unsurları ile anlayıp, kavramaya ve bu sofradan nasiplenmek isteyenlere kitap önemli bilgiler sunmaktadır. Öyleyse buyurun:
Merhem-i zahm-ı dile sôfî dilersen bir mahal
Âsitân-ı Şeyh Nûreddin Cerrâhî’ye gel






