
Şenol Korkut ile Osman Özbahçe’nin hazırladığı “Sarı Saltuk Meselesi” Atlas Yayınları arasından çıktı. Kitapta Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükân’ın eleştirisi ve M. Tayyip Okiç’in cevabı bulunuyor.
Atlas Yayınları, “Prof. Dr. M. Tayyip Okiç Bütün Eserleri” dizisinin üçüncü kitabını “Sarı Saltuk Meselesi” adıyla yayımladı. Yrd. Doç. Dr. Şenol Korkut ile Osman Özbahçe’nin hazırladığı kitapta Okiç’in yanı sıra Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükân imzasını da görüyoruz. Çünkü kitap, M. Tayyip Okiç’in “Sarı Saltuk’a ait Bir Fetva” adlı makalesini, bu makale üzerine Yörükân’ın kaleme aldığı “Bir Fetva Münasebetiyle Fetva Müessesesi Ebussuud Efendi ve Sarı Saltuk” adlı eleştirisini ve Tayyip Okiç’in “Bir Tenkidin Tenkidi” başlıklı cevabını içeriyor.
Bu yazıların ilki Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinin 1. sayısında (1952), ikincisi aynı derginin aynı yıl yayımlanan 2. sayısında, üçüncüsü de aynı derginin birlikte yayımlanmış olan 2-3. sayılarında (1953) okur karşısına çıkmış.
1 Aralık 1902 tarihinde Bosna’nın Tuzla sancağı Graçanitsa kasabasında doğan, 7 Mart 1977’de Erzurum’da vefat eden ve Saraybosna’da Bare mezarlığına defnedilen Muhammed Tayyip Okiç’in hayatı çok ilginç ve ibret verici zenginliklerle dolu. 32 yıl yaşadığı ve hizmet ettiği Türkiye’de “vatandaş” olamayan ve adaşı Muhammed Hamidullah gibi “haymatlos” olarak dünyadan göçen bu mübarek ve muazzez âlimin çalışmalarından birinin gün yüzüne çıkmış olması, sevindirici bir hadisedir.
TDV İslam Ansiklopedisinin Sarı Saltuk maddesini yazan Prof. Dr. Machiel Kiel’in kaynakları arasında M. Tayyib Okiç’in bu iki makalesi de yer almaktadır. Okiç Hoca, makalesinin “İslamlığın Güneydoğu Avrupa’da Zuhuru”, “Sarı Saltuk’tan Önce Balkanlardaki Dinî Durum”, “Sarı Saltuk”, “Slavların İslâmlaşması Meselesi” bölümlerinde bu konulara ilişkin ulaşabildiği bütün bilgileri titiz, dikkatli, eleştirel bir gözle ve kaynaklarını göstererek sergiledikten sonra “Fetva” bölümünde Kanuni Sultan Süleyman’ın “Sarı Saltuk didikleri şahıs evliyaullahdan mıdır?” sualine Ebussuud Efendi’nin “Riyazet ile kadid olmuş bir keşişdir.” (s. 21) cevabını verdiğini nakletmekte ve bu hususta değerlendirmelerde bulunmaktadır. Okiç Hoca’ya göre, büyük şeyhülislamın böyle bir fetva vermesinde o dönemde “heterodoksinin” “devlet emniyetini tehlikeye düşürecek dereceye varan ve ilhada kadar giden bazı taşkınlıkları” ve “diğer taraftan da Müslümanlardan başka, Hıristiyan halkın da Sarı Saltuk’a olan sevgi, hürmet ve hayranlıkları ve bunun neticesi olarak bazı Hıristiyan azizlerine ait menkıbelerin de Sarı Saltuk’a teşmil edilmiş olması, Sarı Saltuk hakkındaki kanaatlerde böylece menfi bir rol oynamış olsa gerektir (s. 25).
Hoca, makalesini bitirirken Ebussuud Efendi’nin bu fetvasını onun Sarı Saltuk’u yeterince tanımayışına bağlar ve sözünü şöyle bitirir: “Eğer Sarı Saltuk’a ait kritik bir biyografyadan faydalanabilmiş olsaydı, hatta Ebu’l-Hayr Rûmî’nin Saltukname’si gibi bir eseri inceden inceye tetkik ettikten sonra efsanevi ve hayalî kısımlarını bir tarafa bırakarak, onun hakiki hüviyetini tespit edebilseydi, fetvasını tam tersine olarak vermiş bulunacağını tahmin etmekteyiz (s. 25).
Görüldüğü gibi M. Tayyip Okiç, meseleye “ihtiyatlı” ve “hayırhah” bir üslupla yaklaşmaktadır. Aynı fakültede İslâm Dini ve Mezhepler Tarihi Profesörü olarak çalışan Yusuf Ziya Yörükân (1887 Selanik-1954 Ankara), Okiç’in yazısını okuyanların “fetva müessesesi hakkında hayrete, Ebussuud’un yaygın şöhretine karşı da tereddüde düşmüş” olduklarını, “tereddüt ve hayretlerini” “bizzat söyleyenler” olduğunu belirterek başladığı yazısında “Fetva Müessesesi” ve “Ebussuud Efendi’nin İlmî Şahsiyeti” ve “Sarı Saltuk” hakkında uzun ve ayrıntılı bilgiler verirken fırsat buldukça Okiç’i eleştirir; yazdıklarını “mübhemat”, “indî ve mücerret sözler”, “fetva işinden anlamayan biri tarafından uydurulmuş bir yazı”, “hayaller”, “maksadı ve neticesi belli olmayan sözler”, vb. gibi küçümseyici ifadeler kullanır. (Yörükân’ın yazısında “İslâm dininin kurucusu Hz. Muhammed” (s. 33) ifadesini tuhaf bulduğumu belirtmeliyim.)
Yusuf Ziya Yörükân’ın yazısını okurken “Ne güzel!” yahut “Çok doğru!” demekten kendinizi alamayacağınız bölümler olacaktır. Ancak M. Tayyip Okiç’in “Bir Tenkidin Tenkidi” başlıklı cevabını okurken (s. 77-205) bütün bu takdirlerinizi geri almak zorunda kalacaksınız. Çünkü orada gerçek araştırmacılık, bilim namusu, kaynakları değerlendirme, mantık tutarlılığı, alıntı yapma usulleri, doğru anlama ve yorumlama, insaf ve insicam, çeşitli ihtimalleri hesaba katma, siyah ve beyaz dışındaki renkleri ve tonları arama ve bulma gibi pek çok inceliğin sergilendiğini göreceksiniz. M. Tayyip Okiç’in kendisinden beş yaş büyük bir meslektaşını eleştirirken zaman zaman duygularına hâkim olamayarak sadet dışına çıkması -bazı önemli kaynaklardan yararlanmamış olmasını ve Raif Oğan’ın Yörükân’ın bir çalışmasına dair tenkitlerini anması- bir yana bırakılırsa bu hacimli eleştiri, bilimle uğraşan herkes için çok yararlı, uyarıcı, besleyici, değerli bir kılavuzdur.
M. Tayyip Okiç, Yusuf Ziya Yörükân’ın “tahrif ve mugalataları”na çeşitli örnekler verdikten sonra şöyle demektedir: “Biz Sarı Saltuk mevzuu münasebetiyle bir menkıbeyi işaret etmek, hatta bazı istifhamlar koymak mevkiinde idik ve onu yaptık. İlim adamının vazifesi incelenen tarihî meseleye bağlı menkıbelere de sırası geldikçe ve lüzumuna göre temas etmektir. İlmî tetkikin şekil ve mertebelerini idrak edememiş kimselerin ise, tenkit adı altında polemik karalamasına hayret edilemez. Böyle kimselerin zihinlerine yerleştirmeleri elzem olan esas, ilmî tenkidin, gelişi güzel polemik demek olmadığıdır (s. 201).
Sarı Saltuk Meselesi hem Diyarbakır’dan Balkanlar’a kadar şöhreti yayılmış olan büyük bir İslam kahramanını ve fetva geleneğinin çeşitli yönlerini tanıtmak hem de bilim ve eleştiri ahlakını örneklendirmek bakımından çok önemli ve değerli bir çalışma olmuş.







