“Unutulmayan Film Müzikleri” köşemizde bu hafta, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı, ancak o oranda da “ırkçı” içeriğe sahip cezaevi dramalarından birini konuk edeceğiz.
Gösterime girdiği 1978 yılından bu yana uluslararası alanda Türk devletinin başını en fazla ağrıtan film olarak belleklere kazınan “Geceyarısı Ekspresi” (Midnight Express), 1970 yılında turistik amaçlarla geldiği İstanbul'da, uyuşturucu piyasasından temin ettiği bir kaç kilo esrarı ülkesine kaçırmaya çalışırken yakalanan Amerikan genci William “Billy” Hayes'in anılarından beyazperdeye uyarlandı. Hayes, -o zamanki adıyla- Yeşilköy Havalimanı'ndan New York'a hareket etmek üzereyken, son anda yapılan bir polis kontrolünde, beline sardığı esrar plakalarıyla yakayı ele vermiş ve Türk mahkemelerinde yapılan yargılamanın sonucunda da uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymişti.
Cezaevine girmesiyle birlikte, ABD'deki akrabalarının serbest bırakılması yönünde yoğun bir kampanya başlattıkları genç adam, o dönemin Türkiye'sinin -çok da iyi sayılamayacak- cezaevi koşullarında beş yıl süreyle hapis yattı. Ancak, ülkemizdeki varlığının gitgide diplomatik bir soruna dönüşmesinden dolayı, Türk gizli servisi ve CIA'in ortak kararıyla, 1975 yılında -o sırada cezasını çekmekte olduğu- İmralı adasından kaçmasına “göz yumuldu”.
İmralı'da, kullanması için kıyıya özellikle bırakılmış bir kayık ile Yunanistan'a geçen, oradan da ülkesine geri dönen Hayes, Amerikan medyası tarafından abartılı bir ilgiyle karşılandı ve Diaspora Ermenileri'nin başını çektikleri büyük bir lobi faaliyeti sonucunda da "sıradan bir esrar kaçakçısı”ndan “özgürlüğü uğruna büyük acılar çekmiş bir kahraman” mertebesine yükseltildi.
Bu süreçte konuyla yakından ilgilenen ünlü yazar William Hoffer, çok uzaklardaki bir ülkede kâbustan farksız bir cezaevinden kaçıp kurtulan, ancak bu kez de kendi ülkesinde hak edilmemiş bir şöhretin pençesine düşen Hayes ile yakın işbirliği hâlinde (daha doğrusu, Türkiye düşmanlarının gözü dönmüş desteğiyle, onun öfkesini ve gençlik heyecanlarını alabildiğine sömürerek) otobiyografik bir kitap yayımladı. Hoffer'in Hayes'in anılarına yakıştırdığı “Geceyarısı Ekspresi” adı, -kahramanımızın kitaptaki ifadesiyle- Türk cezaevi jargonunda “cezaevinden kaçma” eylemini simgeleyen popüler bir deyimden gelmekteydi.
Ortak imzayla yayımlanan bu sürükleyici otobiyografi kısa bir süre sonra sinemacıların da ilgisini çekecek ve “Geceyarısı Ekspresi”, 1978 yılında -o sıralarda henüz kariyerinin başlarında bulunan- İngiliz yönetmen Alan Parker tarafından beyazperdeye uyarlanacaktı. Hayes'i genç aktör Brad Davis'in canlandırdığı bu sansasyonel filmin senaryosu ise -sonradan aynen Parker gibi çok ünlü bir yönetmene dönüşecek olan- Oliver Stone tarafından yazılmıştı.
“Geceyarısı Ekspresi”, gösterime girmesiyle birlikte dünyanın dört bir köşesinde Türkiye karşıtı çok güçlü bir rüzgâr esmesine yol açtı. Bunun da en önemli nedeni, Hayes'in nisbeten daha dengeli bir üslûpla yazılmış olan kitabını akıllara durgunluk verecek ölçüde çarpıtan senarist Stone'du. Filmin yarısından fazlası, orijinal kitapta hiç bulunmayan kurgusal bölümlerle bezenmişti. İçinde bir tek olumlu Türk karakterin bile yer almadığı bu kurmaca öyküyü yöneten Parker da -tıpkı Stone gibi- kariyerinde önemli bir sıçrama gerçekleştirebilmek adına, filme dramatik etkiyi artırabileceği her türlü abartıyı pervasızca kattı.
Temel hareket noktası durumundaki "Hayes'in anıları"ndan bu şekilde gitgide uzaklaştırılan “Geceyarısı Ekspresi”, yapılan olağanüstü propagandanın da etkisiyle, o yıl aralarında iki dalda Oscar (En İyi Özgün Müzik: Giorgio Moroder ve En İyi Uyarlama Senaryo: Oliver Stone) ve 6 dalda Altın Küre olmak üzere toplam 15 önemli ödül kazandı; ayrıca başta Cannes Film Festivali'nin Altın Palmiye'si de olmak üzere toplam 11 yarışmada da büyük ödüle aday gösterildi.
Film, diplomatik alanda Türk-Amerikan ilişkilerini o güne kadar görülmemiş ölçüde germesinin yanısıra, zamanla Türk siyasetçilerinin -ve dahası Türk turistlerin- gittikleri her yurtdışı platformda mutlaka karşılarına çıkan/çıkartılan bir “sinemasal kâbus"a dönüştü. Bu olay, diğer bütün eğitici yönlerinin yanısıra, sinemanın bir ülkenin küresel imajını olumlu ya da olumsuz yönde ne denli etkileyebileceğini gösteren son derece çarpıcı bir örnek olarak da beyazperde tarihine geçecekti.
Bu tartışmalı filmin yapımında ön planda olan kimi önemli insanlar, aradan ancak uzun yıllar geçtikten sonra ve o da belli ölçülerde nedamet getirdiler. İlk olarak yönetmen Parker, kendisiyle yapılan bazı söyleşilerde “Geceyarısı Ekspresi”nin taraflı bir film olduğunu ve Türklere karşı ölçüsü kaçmış bir düşmanlıkla yaklaştığını" itiraf etti. Ardından, anıların sahibi William Hayes, Parker ve Stone'un kendisinden kitabın telif haklarını satın aldıktan sonra orada yazılanları bilinçli olarak çarpıttıklarını, kendisi bu duruma müdahale etmek istediğinde de “Paranı aldın, köşene otur ve işimize karışma” dediklerini açıkladı. Son olarak da 2004 yılında (hayatında ilk kez) ülkemizi ziyarete gelen senarist-yönetmen Oliver Stone, iki gün boyunca gezip dolaştığı İstanbul'dan ayrılırken, “O tarihlerde Vietnam Savaşı'ndan yeni dönmüş bir askerdim. Bütün baskıcı rejimlere karşı muhalif ve öfkeliydim; böyle bir öykü muhalif ruhumu daha da kışkırttı ve kitapta anlatılan olayları senaryoda daha da abarttım. Şimdi ise Türkiye'nin bu kadar sert eleştirileri hak eden bir ülke olmadığını çok daha iyi görüyorum" diyecekti.
Sonuçta, konunun tarafları her ne derlerse desinler, “Geceyarısı Ekspresi” bugün hâlâ istisnasız her gün dünyanın çeşitli ülkelerinde, kâh özel gösterimlerde, kâh televizyon yayınlarında, kâh DVD olarak izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Ve Türkiye'nin olayın arka planını anlatma çabaları da 30 yıldır sürüp giden bu güçlü propagandanın karşısında yetersiz kalmakta...
Bizler ise söz konusu filmi değerlendirirken, Hayes'in can sıkıcı cezaevi anılarını bire bin katarak sinemaya uyarlayan bu kötü niyetli ekipten çok daha nesnel olmak durumundayız. Kabul etmek gerekir ki “Geceyarısı Ekspresi, oyunculukları, kurgusu, çekimleri, müziği ve de yönetimiyle iyi bir yapıt. Ancak, sanat yönetimi Türkiye'yi biçimsel olarak doğru yansıtmaktan çok uzak. Bunun da en önemli nedeni filmin pek çok sahnesinin Türkiye'de değil, Malta adasında çekilmiş olması... “Türkiye'ye hiç benzemeyen bir Türkiye" atmosferi içinde akıp giden öykü, arada sırada devreye giren, belgesel amaçlı çekilmiş "dolgu İstanbul görüntüleri"yle durumu kurtarmaya çalışıyor. Bunun gibi biçimsel eksiklikleri bir kenara bırakılırsa, Türkiye'yi hiç tanımayan bir yabancının, hele de biraz duygusal ise, bu rahatsız edici filmi izledikten sonra ülkemize alerji duymaması mümkün değil. Yani, sonuç itibarıyla hedef tam 12'den vurulmakta...
“Çivi çiviyi söker” düsturu içinde sinema yoluyla çok sıkı bir cevap hazırlayana kadar, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve kamuoyu bu filmin yol açtığı uluslararası hasarla daha uzun yıllar boyunca boğuşacağa benziyor. Biz de böyle bir filmin daha fazla zaman yitirmeden, gerekirse devletin gücü ve imkânları da devreye sokularak çekilmesi dileğimizi burada bir kez daha yineleyerek, sözü "Geceyarısı Ekspresi"nin en az öyküsü kadar etkileyici müziklerine getirmek istiyoruz.
Bu film için yaptığı bestelerle “en iyi özgün müzik” dalında Oscar ödülü kazanan ünlü besteci Giorgio Moroder, 1940-İtalya doğumlu bir sanatçı. Şimdiye kadar çeşitli filmlere yaptığı müziklerle 3'ü Oscar olmak üzere, 9 kez önemli ödüller kazanan Moroder'in 13 tane de ödül adaylığı bulunuyor. En popüler çalışmaları “Flashdance” (1983), “Yaralı Yüz” (Scarface, 1983) ve “Top Gun” (1986) olan bestecinin film müziği alanındaki son çalışması ise 2006 yapımı “Borat” adlı sulu komediydi.
Daha çok elektronik altyapılı besteler konusundaki uzmanlığıyla tanınan Moroder, son yıllarda müzikal verimlilik açısından hissedilir bir gerileme dönemine girdi. “Geceyarısı Ekspresi” için yaptığı besteler ise onun 1970'lerin başlarında adım attığı sinema dünyasında şimdiye kadar yaptığı en kalburüstü işlerden biri olarak hatırlanıyor.
“Geceyarısı Ekspresi” filminin www.imdb.com sayfası:
Besteci Giorgio Moroder'in www.imdb.com sayfası:
Ali Murat Güven'in 3 Mayıs 2004 tarihinde Yeni Şafak'ta yayımlanan konuyla ilgili bir özel haberi:






