Savaş, karaborsa ve Kılıçdaroğlu

04:0014/03/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Aydın Ünal

Bosna'da savaşın hemen sonrasında tanıştığım genç arkadaş, Drina sigarasını yakmadan önce her seferinde diliyle ıslatıyordu. Sebebini sorduğumda, “Savaştan kalma bir alışkanlık. Sigara hızla yanıp bitmesin diye ıslatırdık” dedi. “Bir paket sigaranın 100 Alman Markına satıldığı günler oldu. 1 kilo şeker 70 Mark, 1 çuval un 1000 Mark'a kadar yükselmişti” diye devam etti.



Bosna Savaşı sırasında Hırvatlar Mostar'da 40 bin Müslümanı kuşatma altına almış, açlıkla öldürmeye çalışıyorlardı. Ama aynı zamanda, “akıllı” bazı Hırvat askerler, Müslümanlara yüksek fiyatlarda gıda satarak köşeyi dönüyorlardı.



BM askerleri Sırpların Saraybosna kuşatmasını fırsata çevirip çaresiz insanları soyuyorlar; insani yardım TIR'larına el koyan haydutlar yardım malzemelerini karaborsada piyasaya sürüyorlardı.



Savaş, sadece kan ve acı üretmez; kendi ekonomisini, kendi fırsatçısını, girişimcisini, türedi zenginlerini de üretir.



Suriye'de yaşanan savaş, acımasız karaborsanın yanında, şimdiden, Suriye içinde ve dışında sayısız yeni sektör üretti. İnsan kaçakçılığı, pasaport sahteciliği, öldüren can yeleği ve balon kadar ince bot imalatı, bu acımasız sektörlerden yalnızca bir kaçı.



Hangi coğrafyada olursa olsun, savaşların kaderi aşağı yukarı aynıdır: Yoksullar savaşır, ölür, kahraman olurlar; hainler ise köşeyi dönerler.



Yoksullar, evlerini ve vatanlarını korumak için canlarını verirken; hainler, silahtan ekmeğe, ilaçtan bebek mamasına, insan kaçakçılığından umut ticaretine kadar her alanda “girişimci ruhlarını” devreye sokarlar. O “girişimciler”, kahramanların kanı üzerinde yükselen bağımsız ve özgür ülkelerin de yeni zenginleri olurlar.



Savaş, ekonomik olduğu kadar siyasi imkanlar konusunda da son derece elverişli bir zemindir.



Suriye'deki savaş da, bir çok boyutuyla Batı ülkeleri için bir siyasi rant kapısına dönüştü.



Trump, DAİŞ ve Müslüman göçmenler üzerinden, ABD'de karşılık bulan bir söylem üretti.



Avrupa'da göçmen akımına maruz kalan ülkelerde ırkçı muhalif partiler oylarına oy katıyorlar.



Rusya ve İran yönetimleri Müslüman kanı aktıkça daha da güçleniyorlar.



Suriye'de akan kanla, “fırsat kapısı” işte böyle ardına kadar açılmışken, Türkiye'nin anamuhalefet partisi CHP neden bunun dışında kalsın ki?



Müslümanların kanını, acısını ve acziyetini ganimet gibi paylaşanlar varken, CHP neden parsayı toplamasın ki?



CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, uzunca bir süredir Suriyeli göçmenleri ülkelerine geri göndermekten bahsediyor.



Nadiren vicdanı hırslarına galebe çalıyor ve “ben onu kastetmedim” diyerek çarkediyor; ama istikrarlı, ısrarlı, elbette bilinçli şekilde Suriyeli göçmen düşmanlığı söylemini muhafaza ediyor.



Bu söylem geçtiğimiz hafta içinde daha üst bir seviyeye ulaştı, Suriyeli göçmenlerin yanına Iraklı, Pakistanlı ve Afgan göçmenler de eklendi.



Kılıçdaroğlu, ABD ve Avrupa'da bolca müşterisi bulunan Müslüman, yabancı ve göçmen düşmanlığının Türkiye'de de alıcısı olduğunu biliyor. Bir savaş girişimcisi, bir fırsat avcısı, bir karaborsacı edasıyla işte bu endişeli kitlenin duygularına hitap ediyor.



Suriyeli, Iraklı, Pakistanlı ve Afgan göçmenleri geri göndermekten, ya da tümüyle Avrupa'ya vermekten söz ederken, terör, işsizlik, mafya, çete gibi kavramlarla da sözünün etkisini artırıyor.



Yıllarca, “yobazlar ellerinde kör testereyle geliyor, hepinizin başını kesecek” korkusunu pompalayarak oy toplayan bir partinin, bugün, “Göçmenler işimizi, aşımızı, huzurumuzu elimizden alacak” korkusundan rant sağlama çabası şaşırtıcı değil.



Kemal Kılıçdaroğlu, ellerini oy hırsıyla ovuşturarak, Batı'dan ithal, tercüme ve taklitten ibaret bu ırkçı siyaset dilini muhafaza ederken, aslında Türkiye'nin toplumsal yapısına ilişkin 2 önemli gerçeği ıskalıyor.



Birincisi, Türkiye nüfusunun önemli bir kısmı zaten göçmenlerden oluşuyor. Özellikle Balkanlar ve Kafkasya'dan gelen kardeşlerimizin, aynı vatan toprağı ve aynı bayrak altında yekvücut olarak buluşmasıyla millet mefkuresi güç kazanıyor. Bu anlamda, Suriyeli kardeşlerimizden isteyenlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmesi sadece ve sadece millet vasfımızı güçlendirir.



İkincisi ise, bu aziz millet, misafire kapı açmanın haneye bereket getireceğine yürekten inanıyor ve kendisini millet yapan vasıflardan en önemlisinin “ensar” vasfı olduğunu çok iyi biliyor.



Mağdur ve muhtaç Suriyeli kardeşlerimize ırkçılığın, yani ilk ırkçı olan İblis'in dilini kullanarak hitap edenler, ebediyyen kaybetmeye de mahkumdurlar.



Muhtemeldir ki, 10 yıla kalmadan, kasetle ve manşetlerle gelen Genel Başkanı tarih de millet de hatırlamayacak; ancak, tıpkı Boraltan faciası gibi, Suriyeli göçmenlere yönelik söylemi, CHP'nin yakasını 100 yıl sonra bile bırakmayacak.


#Kılıçdaroğlu
#savaş
#ortadoğu