“İzmir’in dağlarında çiçekler açar” sözleriyle başlayan ve İzmir Marşı olarak bilinen ezgi geçtiğimiz günlerde çokça tartışıldı. Güfte ve bestesinin kime ait olduğu bilinmiyor ama bu ezginin aslı “Kafkas Marşı”dır ve Merhum Enver Paşa’ya ithaf edilmiştir. Hikayesi hazindir.
1917 yılında Osmanlı Ordusu birçok cephede vatan savunması yapıyordu. O esnada Rusya’da ihtilal oldu, Moskova’da Bolşevikler idareyi ele aldılar. Rus Ordusu Kafkasya’da işgal ettiği topraklardan çekilmeye başladı. Rusların boşalttığı topraklarda, Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır’da Ermeniler katliama başladılar. Osmanlı Ordusu, mezalimi durdurmak için müdahale etti, Batum’dan Iğdır’a, Nahcivan’dan Muş’a kadar işgal edilmiş topraklar kurtarıldı.
Rus Ordusu’nun çekildiği güney Kafkasya’da Ermeniler, Gürcüler ve Azeriler Transkafkasya Konfederasyonunu kurmuşlardı. Ermeni ve Gürcüler örgütlü ve silahlıydılar. Ermeniler, 1918 yılının Mart ayında, 3 gün içinde, 50 bin Azeri Türkünü katlettiler. Bakü, Bolşevikler ve Ermenilerin işgali altındaydı.
Enver Paşa, Türkiye’nin doğu illerini Ermeni katliamından kurtardıktan sonra başta Azeriler olmak üzere Kafkasya Müslümanlarının imdadına koştu. Lakin Almanya, Osmanlı’nın Kafkasya’ya müdahalesine sert bir şekilde karşı çıkıyordu; müttefikler kendi içlerinde çatışmaya bile başlamıştı. Alman baskısıyla İstanbul’da saray da Kafkasya harekâtını onaylamadı.
Enver Paşa, Libya Cephesi’ndeki kardeşi Nuri (Killigil) Bey’e gayri resmi bir ordu kurma görevi verdi. Nuri Bey paşa yapıldı, ordusuna “Kafkas İslam Ordusu” adı konuldu, Enver Paşa’nın amcası, doğu orduları grup komutanı Halil (Kut) Paşa da bu ordudan sorumlu tutuldu.
Nuri Paşa, Libya’dan hızla Musul’a geldi, Tebriz üzerinden Nahcivan’a varıp Aras Nehri’ni geçti, Zengezur’u aşarak Gence şehrine ulaştı. Osmanlı ordusundan çok sayıda asker de Gence’ye kaydırıldı. Gence’de bayram havası vardı. Azeri gençler hızla eğitimden geçirildi. Nuri Paşa, ordusuyla doğuya, Bakü üzerine yürüdü. Bakü’yü savunmak için İngilizler de Ermenilerin yardımına koşmuştu. Nuri Paşa, ağır zayiat vererek ama kahramanca savaşarak 15 Eylül 1918 sabahı Bakü’yü Ermeni, Rus ve İngiliz işgalinden kurtardı. Azerbaycan Milli Şurası Başkanı Mehmet Emin Resulzade’ye zafer haberini bizzat Enver Paşa verdi.
Muhteşem bir zaferdi. Azerbaycan uçurumun kenarından dönmüş, umutların tamamen tükendiği bir noktada yeniden var olabilmişti.
Enver, Halil ve Nuri Paşalar Azerilerin gönlüne sarsılmaz taht kurmuşlardı. Adlarına marşlar yazıldı, “mahnılar” düzüldü. Enver Paşa için yazılan, “Kafkasya Dağları’nda çiçekler açar” diye başlayan “Kafkas Marşı” Azerbaycan göklerini inletti. “Hoş gelişler ola / Kahraman Enver Paşa” marşı dillere yerleşti. Kafkas Ordusu için yazılan “Çırpınırdı Karadeniz” marşı adeta milli marşa dönüştü. “Nuri Paşa at belinde, Türkiye’den Kars’tan gelir / Azerbaycan diye diye, yenilmeyen Arslan gelir” marşı kalpleri titretti. Gence’de toplanan Osmanlı askerlerinin kırmızı fesleri ve püsküllerini anlatan “Laleler” mahnısı, “Yazın evvelinde Gence Çölü’nde / Çıkıplar yine de dize laleler” sözleriyle dilden dile ulaştı.
1918 sonunda Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Osmanlı Devleti yenilmişti. Enver Paşa Nuri Paşa’ya telgraf üstüne telgraf çekiyor, Azerbaycan’ın uluslararası tanınması için mücadele etmesini emrediyordu. Mondros Mütarekesi gereği Osmanlı askerlerinin Kafkasya’dan çekilmesi gerekiyordu; Enver Paşa Nuri Paşa’ya gerekirse Osmanlı vatandaşlığından çıkmasını, ordusuyla orada kalmasını söylüyordu.
İstanbul’daki son günlerinde Enver Paşa Nuri Paşa’ya “gayet mahrem ve zata mahsustur” notuyla bir telgraf çekerek şunları yazıyordu: “Burada çalışacağım mühim bir iş olmazsa, sıkılmamak için, Azerbaycan’a gelerek, hem orada, hem Şimali Kafkas’ta çalışmak hatırıma geliyor… Kanaatin nedir? Benim oraya gelip gelmemekliğim hakkında ne düşünürsün? Bir iş görülebilir mi?” Bu telgrafa amcası Halil Paşa cevap verir: “Zatıdevletlerinin Azerbaycan seyahati hakkındaki fikri devletlerine iştirak etmiyorum. Asırlardan beri tahakküm altında ezilmiş olan Azerbaycanlıları pek ….. buldum (boşluk şifreli yazılmış). Bu halk, hükümetimizin idaresi ve hatta içlerinde askerimiz olmadıkça bir iş görecek, kabiliyet gösterecek mevcudiyette olmadıklarına kanaat getirdim. Yarın burada, kuvvetli başka hükümetlerin tesiri görülünce, bugün bizim neslimizden olduklarını iddia ederek bize sarılan halk, en evvel, içlerine girmiş olan bizlere dirsek çevirecektir.”
Enver Paşa umutsuz, istikametini Berlin’e çevirir. Oradan Moskova. Sonra Anadolu’ya geçmek için Batum’a gelir. Anadolu’da hakkında tutuklama kararı çıkarılır. Sakarya Savaşı zaferle neticelenince, Enver Paşa’nın Anadolu hayali söner. Artık istikameti Türkistan’dır; gidecek, orada ordular kuracak, Müslümanları ayağa kaldıracaktır. Türkistan’ın giriş kapısı Bakü’dür.
Şevket Süreyya Aydemir, “Enver” adlı kitabında, İttahatçı Muhittin Bey’in hatıralarını aktarır. Enver Paşa Bakü’de Türkiye Sefarethanesi’nde Muhittin Bey’le karşılaşır, kucaklaşır, uzun uzun sohbet ederler. Sonra Enver Paşa, yine kucaklaşarak vedalaşır ve şehit olacağı Türkistan’a doğru yola çıkar. Muhittin Bey, birkaç saat sonra Bakü caddelerinde yürürken limandan Krasnovodsk’a giden bir geminin ayrıldığını görür. Güvertede gezinen birini de Enver Paşa’ya benzetir. Muhittin Bey şöyle anlatıyor: “Bu sırada ve bir tesadüf olarak, deniz kenarında, Bulvar denilen parkta, bir Azeri saz takımı defli tamburlu okuyucuları ile o sıralarda moda olan bir şarkıyı vuruyordu: “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa”. Fakat gemi, artık uzaktaydı. Yolcu bunu duyamazdı.”
Enver Paşa için yazılan marş artık Mustafa Kemal için söyleniyordu. “Hoş gelişler ola / Kahraman Enver Paşa” marşı da “Hoş gelişler ola / Mustafa Kemal Paşa” halini almıştı. “Çırpınırdı Karadeniz” Marşı gah Ülkücülerin dilinde “Bütün dünya kurban olsun / Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine”, gah İslamcıların dilinde “kuşların gözbebeğine ‘hak yol İslam’ yazacağız” şekline dönüşmüştü. Azerin’in dilinde ise sözler “Türk’ün şanlı bayrağını / Karabağ’a asacağız” şeklinde değiştirilmişti. Sovyet işgali de “Laleler” mahnısını değiştirmiş, “Bakü’nün gözü yoldadır” sözleri “Reşid’in gözü yoldadır” olmuştu.
Azerbaycan Sovyet işgalindeyken başka hangi marşların, mahnıların sözleri değişmiştir acaba? Mesela “hoş gelişler ola, Josef Stalin Paşa” denilmiş midir ki? Acaba şimdi de o meşhur marşın sözleri “Tel Aviv’in dağlarında çiçekler açar” olarak değiştirilir mi?
Bizimkisi merak. Sadece sanatsal, müzikal merak. Zaten bu yazı politik bir yazı da değil; bugün sanat tarihi, müzik tarihi üzerine karalayasım geldi sadece.

