Gündelik hayatın sahneleri roman sahneleri ile nasıl buluşur/buluşturulur?

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 16/10/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
Gündelik hayatın sahneleri roman sahneleri ile nasıl buluşur/buluşturulur?

Rahmetli büyükbabam kahırlandıkça “Ayaklar baş oldu, başlar ayak” diye sitem ederdi. Dijital kültürde ayakların nasıl zihinlerde, kalplerde tepindiğini görseydi o şikâyet ettiği günleri muhtemelen “Ne güzel günlermiş!” diye hatırlardı.

Dijital kültürün “etkileşim trafiği” ayakları baş etmek üzerinden yürüyor. Küresel baronlar önemli ile önemsizi, değerli ile değersizi “tıklanma’lar üzerinden ayırıyor güya. Şimdilerde pek meşguller, Yapay Zekâya ahlak öğretmek için seferber olduklarına inandırmaya çalışıyorlar.

Kitlelerin akledecek yordamı elinden alınalı çok oldu. Onun için “tıklanma”yı büyük başarı hanesinde görenler beğeniye sundukları her videoyu “Yorumlarda buluşalım” diye bitiriyor. Videonun sahipleri yorumları ne kadar okuyor, ne kadar değer veriyor bilmiyorum. Ama bendeniz sorduğunuz soruları bir bağlamın içine oturtarak cevaplamaya çalışıyorum. Mesela, “Ne ara bu kadar romanı okumaya fırsat buluyorsunuz?” diye soruyorsunuz. Bu soruyu soranları iki kısma ayırmak lazım. Değersiz bulduğu için eleştiri niyetiyle söyleyenler, değerli bulduğu ve kendisi de yapmak istediği için işin püf noktasını merak edenler.

“Fırsat buluyorsunuz...” cümlesindeki fırsat kelimesi ile başlayalım. Benim lügatimde fırsat pek yoktur. Dolayısıyla ne kaçan fırsatları ne de kovalananları bilirim. Ben nasibin peşinde, nasibi ziyan etmeden, vaktin bereketini kaçırmaktan korka korka yaşayanlardanım.

Dönem romanlarını damıtılmış bir lezzet olarak sunmak, dünü güne bağlamak için gayret ettiğim için mesela ayda ancak bir defa bir film izleyecek vaktim oluyor. Sezonda izlemem gereken dizi filmlerden ancak iki tanesini seçiyor, onları ya temizlik yaparken ya da yemek yaparken hızlandırılmış olarak radyo tiyatrosu gibi dinliyorum.

Ameller niyetlere göredir hükmünü hiç aklımdan çıkarmamaya gayret ederim. Bir şeyi seyredeceğim zaman “Niye başkası değil?” derim. Seyrederken de bu soru beni yoklamaya devam ediyorsa seyretmekten vazgeçip iş yaparken dinleme faslına geçerim.

Avrupa ve Amerika’da görüp çok özendiğim CD kitap seçenekleri, Pandemi’den sonra Türkiye’de “sesli kitap” olarak karşıma çıkınca vaktin bereketini arttırma faslı için yeni bir imkana kavuşmuş oldum. Fakat maalesef okumak/dinlemek istediğim kurgu dışı kitapların seslendirilmiş haline henüz kavuşamadım.

Suat Derviş okumaları da yoğun olarak sesli kitap imkânı ile dünyama girdi. 2022 yılı adeta Suat Derviş yılı oldu. Sesli kitap dinleme lüksüm sayesinde Suat Derviş’in pek çok kitabını dinledim. İstanbul’un Bir Günü ilk ve en çok etkilendiğim kitabı oldu.

Suat Derviş’in kalemi yoksulluğun ve yalnızlığın yaralı ülkesinde dolaşıyor. 1904 (?) doğumlu Derviş’in toplumsal dokuya dair yaptığı tasvirler sosyolojik olarak da çok kıymetli.

Mesela Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanında Çerkez asıllı köle Gülter’in hayat hikâyesi bendenizin Cumhuriyet’in Dindar Kadınları’nda tanıklığına müracaat ettiğim, 1914 yılında Manyas’ın Hacı Yakup köyünde dünyaya gelen Nuriye Çakmak Hanım’ın anlattıkları ile ilginç bir kesişme noktası oluşturdu. Kesişme noktasından kastım, kadın-erkek ilişkilerinde kaç-göç olmaması.

Sorulara cevaplar demişken geçen Cuma yayımladığım yazıya gelen okuyucu yorumunu dikkatinize sunmak isterim:

“Suat Derviş’in Kendine Tapan Kadın romanında dünü bugüne bağlama bahsinde romanı bugüne getiren kuvvetin, ben karşılaşmalardan ziyade (karşılaşmalar hikâyenin zarureti olduğu için) hikâyenin kendisi olduğunu düşünüyorum. Fakir, güzel fakat “kötü” kızın soğukkanlılıkla yükselme, zengin olma hırsı ve bunu elde etmek için yaptıkları. Akşam televizyonu açtığınızda diziler arasında benzerini bugün de görebileceğimiz çok klasik bir hikâye bu. Adeta bir günlük dizi-beyaz dizi mantığında yazmış Suat Derviş. Teknik bakımdan bazı kusurları da var romanın, karakter tahlillerinde mahiyet bakımından gereksiz tekrarlar var, fakat tefrika olması bakımından büyük bir kusur sayılmaz, elde kitap olmadığı için gerekiyor da olabilir. Türkçesi, dili romanın en güzel yanı, tekrarları hariç tutarsak ruh tahlilleri de yerli yerinde. Suat Derviş’in romanı geçim derdiyle, sadece para kazanmak maksadıyla yazdığı çok açık, dönemin siyasi-sosyal meselelerine dair romanda hiçbir şey yok. Kadın-erkek ilişkileri; iyi, kötü, zengin, güçlü, genç, yakışıklı kadın-erkek karakterler üzerinden anlatılıyor. Güzellik bilinci bahsi ise derin mevzu, estetik doktorlarının bekleme salonları kalabalık, bu görme-gösterme çağında başka türlüsü pek mümkün değil maalesef. Karısını burun ameliyatı için neredeyse zorla doktora götüren bir kocaya şahit olduk, yakınlarda da değil, epey eski hikâye. Ne yapalım, insanlık halleri böyle işte...”

U.E./İstanbul

Pek muhterem U.E., hikâyeyi karşılaşmalar üzerine oturttuğumu söylemedim. Hikâyeyi karşılaşmalar üzerinden okuyacağımı söyledim. Karşılaşmalar üzerinden okuma sebebimi de izah ettim, anlaşılan o ki izahım biraz müphem kalmış. O vakit bir örnek üzerinden dikkatinize sunayım:

Mesela Sârâ yolda Pakize ile karşılaşır. Pakize ile karşılaşmasını bizim için önemli kılan nedir? Modada oturan Pakize’nin Etyemez’de oturan oldukça fakir Sârâ ile sınıf arkadaşı olması.

Günümüzde orta sınıf ailelerin çocukları bile yoksul ailelerin çocukları ile karşılaşmıyor. Muhafazakâr iktidarlar döneminde başörtüsüne geçit vermek üzere desteklenen özel okul tercihi maalesef çok ciddi sonuçlar doğurdu ve doğurmaya devam ediyor.

U.E. Kendine Tapan Kadın romanında gündelik hayata dair fazla bir bilgi olmadığını, beyaz dizi mantığında yazıldığını söylüyor.

Evet Suat Derviş ve dönemin tefrika roman yayımlayan yazarları romanlarını geçim sıkıntısı ile yazdı. Üstelik aynı anda beş ayrı gazeteye beş farklı isimle yazmak zorunda oldukları dönemler de oldu. Bakınız Suat Derviş. Bakınız Peyami Safa.

Şöyle bir itiraz gelecektir tam bu noktada, Ahmet Hamdi Tanpınar da Huzur’u tefrika olarak yayımladı ama Huzur beyaz dizi mantığında değildir.

Meseleye lütfen şu açıdan yaklaşın: Edebi kamu için yazarlar vardır bir de kadın yazarlar vardır. Halâ yürürlükte olan bu anlayışa itirazımı bendeniz yıllar önce yazarlar üçe ayrılır. Yazarlar, erkek yazarlar ve kadın yazarlar diye dile getirdim. Fakat ne acıdır pek az hemcinsim yazar, kadın yazarlar sınıfına dahil edilmekten azat olabilmiştir. Adından zaten kadın olduğu belli olan yazarın önüne bir de “kadın yazarlarımızdan” diyerek cinsiyeti merkezde tutan bir tasvir eklenmeye devam ediyor.

Bu satırların yazarı şöyle bir ifade ile karşılaştı: “Camiamızın önde gelen başörtülü kadın yazarlarından...”

U.E., romanı günümüzün dizileri üzerinden değerlendiriyor. Evet tam da geçim sıkıntısı ile yazanlar için o dönemin dizi piyasası gibidir tefrika romanlar. Kesesinin doluluk oranı dışında bir şey ile ilgilenmek istemeyen günümüz yapımcıları gibi o dönemin gazete patronları da tirajı merkezde tutar. Bütün yazar kadınlardan “tefrikanın kraliçeleri” olarak adlandırılan Muazzez Tahsin (1889-1984) ve Kerime Nadir (1917-1984) performansı bekler. Suat Derviş bu beklentileri parantez içine alacak ekonomik kudrete sahip olsa idi zaten tefrika yazmazdı. Ama kendisine çizilen sınırlara rağmen toplumsal perspektifi bir şekilde metinlerine sızdırmayı başarmıştır.

Konunun daha iyi anlaşılması için Kerime Nadir’den örnek vermek isterim. Kerime Nadir, Karadeniz seyahati sırasında bir kadının sırtındaki yüklerden dolayı adeta burnu toprağa karışacakmışçasına yere paralel yürüyüşünü görür ve çok üzülür. “Ben bu kadını yazacağım” der. Bu cümleye tanık olanlar merakla beklerler Kerime Nadir’in yazacağı Karadenizli kadını. Funda diye bir roman yayımlar bu konuşmanın ardından. Ama yine bir salon kadınını anlatmaktadır. “Hani Karadenizli kadını yazacaktınız?” diye sorarlar. “Yazdım” der Kerime Nadir, “onun için adını Funda koydum”. Bu anekdotu okuduğumda öğretmenin çocuklara “T” harfi ile başlayan nesneler yazmasını söylediğinde öğrencinin şişe yazmasını, öğretmenin “T bunun neresinde?” diye sorması üzerine de “tıpasında” cevabını vermesi aklıma gelmişti.

Ahmet Hamdi Tanpınar’a gelince... Ahmet Hamdi Tanpınar da Huzur’u tefrika olarak yayımlıyor ama yazdıktan sonra tefrika ediyor. Bu ayrıntı önemli. Diğer taraftan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Üniversite’den gelen iyi kötü bir maaşı vardı. Sadece kalemi ile geçinen yazarlar gün içinde farklı farklı gazetelere farklı isimlerle tefrika yetiştiriyordu. Tefrikalarda tekrarlar kaçınılmazdır çünkü yazar, okuyucunun dün okuduğunu unutmuş olabileceğini hesaba katmak zorundadır.

Suat Derviş çok daha oylumlu metinler yazabilirdi ama dönemin tefrika kraliçeleri olarak bilinen Muazzez Tahsin ve Kerime Nadir gibi yazmasını bekleyen gazete patronlarının bu metinleri kabul etmesi pek mümkün değildi. Tıpkı günümüzdeki gibi. Günümüzün Kerime Nadir’i olan senaristler, aynı şablon hikâyeyi süte su kata kata çoğaltmaya devam ediyor.

Yıllar sonra bugünleri değerlendirecek sosyal bilimciler niye bizde güzel senaryo yazılmadığını, niye sürekli Kore dizisi uyarlaması yapıldığını soracak muhtemelen.

Uyarlama demişken, Suat Derviş’in Fosforlu Cevriye’si birkaç defa filme çekiliyor.

Filmler ile metnin neredeyse hiçbir alakası yok.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026