Kıl oldum abi!

00:0022/08/2009, Cumartesi
G: 3/09/2019, Salı
Ayşe Böhürler

...Kudret abi ya! "Kıl oldum abi"nin eski Türkçedeki ya da Osmanlıcadaki manası nedir?...Tam olmasa da yaklaşık manası "ziyadesiyle taciz oldum efendim" ifadesidir...Yukarıdaki diyalog, kelimeleri mana ve gramer itibarı ile doğru kullanma konusunda son derece titiz bir arkadaşımız olan Kudret Büyükcoşkun ile O''nun kelimeler üzerindeki hassasiyetine takılmak isteyen reklam yazarı arkadaşım Çiğdem Tavkul arasında geçmişti. Bizim için eğlenceli olduğu kadar da faydalı olan bu sohbet aslında " kıl

...Kudret abi ya! "Kıl oldum abi"nin eski Türkçedeki ya da Osmanlıcadaki manası nedir?

...Tam olmasa da yaklaşık manası "ziyadesiyle taciz oldum efendim" ifadesidir...

Yukarıdaki diyalog, kelimeleri mana ve gramer itibarı ile doğru kullanma konusunda son derece titiz bir arkadaşımız olan Kudret Büyükcoşkun ile O''nun kelimeler üzerindeki hassasiyetine takılmak isteyen reklam yazarı arkadaşım Çiğdem Tavkul arasında geçmişti. Bizim için eğlenceli olduğu kadar da faydalı olan bu sohbet aslında " kıl oldum abi" ifadesindeki hoyratlığın yerine "ziyadesiyle taciz oldum efendim" cümlesindeki zerafet arasındaki farkı anlamamızı sağlamıştı. Kızgınlığın da, tepkinin de zerafetle ifadesi olabilirmiş demek ki?

Son günlerdeki Kürt açılımı meselesinde de gelen tepkiler aynı hoyratlığa sahip. Hatta yer yer eski Ziya Gökalp Milliyetçiliği, Nihal Atsız söylemleri, Ötüken''den Tanrı dağından gelen kurt seslerini işitir gibi oluyor insan.

Bu tepkiler bu dille açığa çıktığında insanda yabancılaşma efekti etkisi yaratıyor. Pek de makul gelmiyor açıkçası. Kürt açılımına tepkilerin anlaşılabilir ve haklı yanları olmasına rağmen.

İslam coğrafyasının birçok ülkesine baktığımızda bunların (Pakistan, Malezya gibi...) uluslaşma aşamasında Müslümanlık-Milliyetçilik bileşiminin bir arada güçlendirildiği, etnik yapının girift olduğu ortamlarda da güçlü bir Müslüman kimlik üzerinden bir ulus kimliğinin inşa edildiğini görüyoruz.

Osmanlı''ya gelindiğinde ise bu sentez tek taraflı olarak güçlendirildi. Çünkü Osmanlı''da etnik kimliğin zaten ayırıcı bir rolü yoktu. Dini kimliğin, hakim üst kimlik olarak taşındığı imparatorluğun bölünüş sürecinde tam tersi bir metod izlendi. İslam düşüncesi geri bıraktırıcı bir faktör olarak reddedildi. Milliyetçilik fikri, Türkçülük akımları adeta icat edilerek güçlendirildi. Güneş dil teorilerinden, tarih yazımına Türk ulusu vurgusu yapacak bir çok şey bizim hikayemizde ihtiyaca binaen üretilerek yazılmıştır. Bu tarihi bir gerek. Ayrıca da 700.000 kilometre göç ederek Anadolu topraklarına gelmiş ve bu topraklarda sürekli yer değiştirmiş, birçok millet ile kaynaşarak yaşamış insanlardan safkan Türk, Laz, Kürt çıkarmak teorik olarak da pratik olarak da çok da mümkün görünmüyor. Bu nedenle Anadolu coğrafyasının ırkçı söylemler için hiç elverişli olmadığını düşünürüm. Ayrıca Anadolu insanının hemşerileri konusunda kayırmacı olması ise ırkçı olduğu anlamına hiç gelmez.

Bu noktada temelde birbirinin zıttı olması gereken CHP ile MHP arasındaki en önemli ortak yanın tam da bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti''nin kuruluşundaki şartların gerekleri ile bugünün şartları arasında ayırım yapamamaları olarak görüyorum. Bir kuruluş dönemi takıntısı, çocukluk travması etkisi yapıyor adeta. Nasıl çocuklukta geçirilen travmalar insanın tüm hayatını kimliğini etkilerse ve yok edilmesi neredeyse imkansız ise bu da böyle bir görüntü arz ediyor. Ziyadesiyle taciz olmalarını anlamak mümkün, bu noktada ikna edilmeleri, onların da memnun olacağı bir diyalog zemininin şartlarının bulunması da gerekiyor. Amma velakin, kıl oldum kıvamında söylemler takıntılı bir düşmanlığın güçlendirilmesi dışında bir fayda oluşturmuyor.

Bu arada çözüm, Öcalan''ın ağzından çıkanlara göre şekillenecek gibi yaklaşımdan rahatsız olduğumu da ifade etmek istiyorum. Teröristle görüşülmez diyenlerden değilim. Tüm devletler menfaatleri gerektirdiğinde görüşür ve görüşülmeli de. Ancak bu meselenin Öcalan''dan gelecek bir yol haritası beklentisi içinde sunulması ve kamuoyunu rahatsız edecek şekilde alenileştirilmesini rahatsız edici buluyorum. Bunun aynı zamanda Kürt halkının kendisini ifade etme gücüne ve kimliğine de indirgemeci bir yaklaşımla zarar verdiğini düşünüyorum.

....

Son bir hafta gazetelerde yer alan üç ayrı şiddet vakası ürperticiydi gerçekten. Önce Kuveyt''te bir kadın kendisine işkence eden ve boşayan kocasına kızarak, düğün gecesinde kocasının çadırını değil belki de kendisi gibi zulüm görmüş bir çok kadının olduğu çadırı yaktı. Sonuç erkekten intikam almak için yakılan 43 kadın ve çocuk ölü. Güçsüzün gücü güçsüze yetiyor galiba....Erkek şiddetinin sonuçları açısından durum çok düşündürücüydü.

Diğer yandan Adana''da Pozantı M tipi cezaevinde koğuş arkadaşları tarafından öldürülen çocuk haberi ise aylardır kamuoyunda yer alan ve hepimizin vicdanını sızlatan çocuk tutukluların koşullarındaki vahametini ortaya koyuyordu. Çocuk tutukluların suç eğilimini artırıcı bir nitelik taşıyan tutukevleri meselesi, Kürt açılımında da öncelik taşımalı.

Ve aynı haftanın üçüncü vahşeti dün gazetelerdeydi. Öldürmenin sivil insanların arasında da böylesine sıradanlaşması, sosyal alarmın üst seviyelerde olduğunu göstermiyor mu?

En azından dilimizdeki hoyratlıkların yerini nezakete bıraktığı bir Ramazan temennisi ile ...