Uagadugu neresi?

00:0012/07/1999, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Davut Dursun

28 Haziran-2 Temmuz 1999 tarihleri arasında Burkina Faso (eski Yukarı Volta)''nun başşehri Uagadugu''da yapılan 26. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı, ne hikmetse Türkiye''de nerede ise hiç ilgi çekmedi. Büyük gazeteler, televizyonlar, haber ajansları Türkiye''nin de bir bakanla temsil edildiği bu toplantıyla ilgili ne haber verdiler ne de yorum ve değerlendirmeler yaptılar. Bazı küçük gazeteler ise şöyle kenarda köşede sıkıştırarak okuyucularına duyurdular.Bu ilgisizlik beni hayrete düşürdü.

28 Haziran-2 Temmuz 1999 tarihleri arasında Burkina Faso (eski Yukarı Volta)''nun başşehri Uagadugu''da yapılan 26. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı, ne hikmetse Türkiye''de nerede ise hiç ilgi çekmedi. Büyük gazeteler, televizyonlar, haber ajansları Türkiye''nin de bir bakanla temsil edildiği bu toplantıyla ilgili ne haber verdiler ne de yorum ve değerlendirmeler yaptılar. Bazı küçük gazeteler ise şöyle kenarda köşede sıkıştırarak okuyucularına duyurdular.

Bu ilgisizlik beni hayrete düşürdü. Sebebi konusunda henüz sağlıklı bir cevap bulabilmiş değilim.

Türkiye pekçok uluslararası örgütün üyesidir. Her yıl bu örgütlerin muhtelif düzeyde toplantıları yapılır, ülkemizden de resmi yetkililer katılırlar. Bütün toplantılarla ilgili zengin ve doyurucu haberlerin verildiği elbette söylenemez. Söz konusu toplantıların önemlileri var, önemi daha düşük olanları var. Mesela Avrupa Birliği Konseyi''nin toplantıları bizim basınımız ve siyasetçilerimiz tarafından çok önemsenir. Çünkü orada alınan kararlar Türkiye''nin geleceği için son derece önemli rol oynarlar. Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve diğer kuruluşların toplantıları, Türkiye ile ilgili konuların görüşülmesi de bizde çok önemsenir. Geniş bir gürültü koparır. Hatta Avrupalılar''dan daha çok önemsendiği ilgililerce ifade edilir.

Diğer taraftan ise bizim medyamız ve siyasetçilerimiz İslam dünyasına, Üçüncü Dünya''ya (Böyle bir dünya hâlâ var mı?) karşı şaşkınlık verecek düzeyde bir ilgisizlik, kayıtsızlık içinde bulunmaktadır. Bu ilgisizliğin, İslam dünyasındaki olup bitenlerin Türkiye''yi etkileme şansının olmadığından ileri geldiğini sanmıyorum. Zira bu toplantılarda alınan kararların Türkiye''nin hem dış politikası, hem ekonomik yapısı ve diğer işbirliği imkanları açısından önemli olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla ilgisizlik ve kaygısızlık, burada alınacak kararların performansı ile ilgili değil. Bundan dala ileride bir sorun mevcuttur.

Ben ilgisizliği ideolojik ve zihniyet yapısıyla ilgili buluyorum. Daha doğrusu bunların dışında anlamlı bir açıklama bulamıyorum. Yazının başında andığım İslam Dışişleri Bakanları Konferansı''na Türkiye''den Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler katıldı. Aslında Dışişleri Bakanı''nın katılması gerekirdi, ama Dışişleri Bakanı''nın başka yerlerde yoğun programları olduğu için Keçeciler gönderilmiştir. Birkaç gün devam eden konferansta ele alınan konular arasında Türkiye''nin dışişleri politikasını ilgilendiren konular da görüşülmüş ve Türkiye''nin tezlerine destek niteliğinde kararlar alınmıştır. Keçeciler Türkiye''ye döndükten sonra konferans hakkında Bakanlar Kurulu''na bilgi vermiştir.

Bizim basınımız ilgisiz dururken yabancı basının nasıl konuyu takip ettiğini görmek şaşırtıcıdır. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı''nın Kıbrıs konusunda Türkiye''nin tezine destek vermesi Rum basını tarafından "Müslümanlar intikam aldı" şeklinde değerlendirilmiştir. Sözü edilen intikam da Rumlar''ın ve Yunanistan''ın Kosova''da insanlık dışı bir katliam ve soykırım yapan Sırplar''a verdikleri desteğe karşılık olduğu belirtilmektedir.

Türkiye''nin şu İslam Konferansı Teşkilatı ile ilişkileri tam bir macerayı andırıyor. * Ta başından beri ideolojik ve siyasi sebeplerle hep tartışılmıştır. Yetmişli yılların başından bugüne önemli merhaleler geçilmişse de özellikle son yıllarda İsrail''le tesis edilen ilişkiler İslam dünyasıyla ilişkileri adeta tersyüz etmiştir. Nerede ise bir ucunda İsrail, diğer ucunda İslam dünyası konulmuş bir tahtarevalliyi andırmaktadır. İsrail ilişkilerini alkışlayanlar ve içlerine sindirenler İslam dünyasıyla ilişkileri bir türlü rasyonel bir çizgiye getirememişlerdir.

Ne Türkiye''nin dış politika yapıcılarında ve dış politikayla ilgili gelişmeleri değerlendiren, yorumlayan ve gelişmelerden haber verenlerde sağlıklı bir "rasyonalite" mevcuttur. Biz hep ideoloji ve realiteden uzak siyasetin "irrasyonel"liğini çağdaş gelişme şeklinde anlama gafleti içerisindeyiz. İdeolojik inadımız Türkiye''nin lehine olan gelişmeleri bile görmemize engel olmaktadır.

* Türkiye''nin İslam Konferansı Teşkilatı ile ilişkileri için bakınız: Davut Dursun, İSLAM DÜNYASINDA ENTEGRASYON HAREKETLERİ, İşaret Yayınları, İstanbul, 1999.